fazlamesai.net'e soralım: Teknoparklar İşe Yarayacak Mı?

0
FZ
Önce bir alıntı:

Devletlerin bu konudaki en cüretkâr adımı teknopark diye adlandırdığımız özel teknoloji geliştirme bölgeleri. Teknoloji alanında yazılım, donanım ya da hizmet üretimi yapacak firmalar bu özel bölgelerde çeşitli vergi avantajları sayesinde rekabetçi bir yapıya bürünüyor. Bunun bizdeki yansıması ise genellikle sadece vergi avantajından faydalanmak için ortada teknopark mantığı içinde ürettiği hiçbir şey olmayan firmaların tüm operasyonunu bu alanlara kaydırması oluyor. Teknopark arazilerinin sahibi olarak metrekare başına aldıkları fahiş kira bedelleriyle üniversitelerin de keyfi yerinde... Sonucun ne olduğu sektörü takip edenlerin malumu. İnşallah 10 yıl sonra 'Teknopark modeli işe yaramıyor, uyguladık, olmadı' gibisinden şeyler duymayız.


Sonra bir soru: Sizce yazılım ve donanım alanında Türkiye kökenli şirketlerin dünya devleri ile rekabet edebilmeleri için Teknopark yapılanması anlamlı ve uzun vadede işe yarayacak bir oluşum mudur?

Görüşler

0
mturker
Aynen başlıkta yazdığı gibi düşünüyorum. Firmalar teknokentleri sadece vergi avantajı için seçiyor. Üniversiteler de kiradan tutun, kantininde satılan bisküviden park yerlerine giriş için gereken pula kadar fahiş fiyat uygulayarak bu işte oldukça yüklü kar elde ediyor. Gerçi kontroller de var, teknokent te faaliyet gösteren her şirket belli zamanlarda elindeki projelerin raporunu yayınlıyor ve teknokent yönetimi tarafından kontrol ediliyor, bunların gerçekten AR-GE projesi olup olmadığına bakılıyor. Teknokent firmaları tüm projelerini AR-GE dahilinde yapmak zorunda değiller. Mesela bir firma gerçekten AR-E olan bir projesini sürekli geliştirerek yıllarca AR-GE yapıyor kabul edilirken yanında AR-GE olmayan işler de yapabilir. Teknokentlerde olması gereken şeylerden firmalar arası yardımlaşma, ortak proje geliştirme, yani birbirlerinin gelişmesine katkıda bulunma ve bunun yanında içinde barındıkları üniversitenin personelini, hocalarını vs kullanarak teknoloji transfer etmelerine ise hiç deyinmeyeceğim, çünkü yok böyle birşey, belki birkaç küçük firma yapıyordur ama benim gördüğüm, değil birbirleriyle çalışma ve bilgi aktarımı aksine herkes büyük bir gizlilik içinde çalışıyor. Bir ekleme daha yapayım, teknokentlerin başında hocalar, profesörler vs. olmaya devam ettikçe bu iş hiç bir yere varamaz. Profesöre niye yöneticilik yaptırırsın ki, olmuyor işte yapamıyorsun, bilmiyorsun yönetmeyi, niye yani ?
0
bm
Ben de boyle tahmin ediyorum duyduklarim da o yonde. Yalniz bu hoca/profesor filan isini bir de soyle dusunun: bu insanlar ayni zamanda devletin aklina fikir sokacak konumdalar. Kim koskoca prof. dr. bilmemne 'gelismek icin su lazimdir' dedigi zaman yok o senin dedigin gibi degildir diyecek? Ben bir iki defa devlet kurumlarinda yetkili konumdaki (ve isini bence utanc duyulacak derecede berbat yapan) akademik unvan sahibi kisilerle ozel sektor temsilcilerinin konusma tarzina sahit oldum. Hocalarin hatali olduklari konularda bile muhtesem ozel sektorumuz kopek oluyor bu insanlara. Bir de degerlendirme ve vergi avantajina devam edilip edilmeyecegi konusunda yetkili konumdaysalar, kimse ses cikartmaz bence. O bakimdan hocalar beceriksizse onlara kizmadan evvel nasil bir ortam icinde olduklarini da dusunmek lazim. Kimse birsey soyleyip ustlerine gitmezse bir zaman sonra -- eger yetersizseler -- bunun farkina bile varmayacak hale gelirler herhalde. (Ayni durumda ben de yoldan cikarim tabii, insanlik hali bu).
0
sundance
Bir teknokent/teknopark sakini olarak bazı gözlemlerimi nakletmek isterim.

Herşeyden önce teknokentlerin kontrolleri sıkı. Mesela arge yapan bir şirket değilseniz, vergi avantajından yararlanmak için teknokente kapağı atmanız kolay değil.

Bunun dışında giriş çıkışlar da gayet kontrol ediliyor. Yani "Benim şirketin 50 elemanı var, hepsi de teknokentte çalışıyor" diye vergiden düşmeye çalıştığınız takdirde önünüze koyuyorlar "altı tane elemanınız toplam 1250 saat mesai yapmış" diye, gıkınızı çıkartamıyorsunuz.

Öte yandan şu haliyle hizmet ettiği tek bir alan var, üniversiteye kaynak sağlamak. Ve onu da çok iyi yaptığı söylenemez. Zira üniversiteye sadece parasal kaynak sağlamakta da ahım şahım bir şey sözkonusu değil. Benim düşüncem, bence daha önemli olan yetişkin iş gücü olarak üniversite öğrencilerine gerçek ortamın bir akvaryumunun sunulması gerekliliği.

Bu doğrultuda teknokentlerde bulundukları üniversiteden belli miktarda stajer istihdam etme zorunluluğu getirilmesi, ya da belli dönemlerde eğitsel (özellikle de sektörün reel haline yönelik) seminerler verilmesi ile ilgili bir çalışma yapılsa gerçekten teknokentler üniversite personelinin "bugün de teknokentte yemek yiyelim" demekten çıktıkları mekanlar halini alırlar.

Son olarak BM'nin görüşüne katılmadığımı da belirtmek isterim. Universiteler son onbeş yılda hayattan, iş dünyasından o derece koptular ki, şu an bilirkişi olarak katıldıkları eylemler dışında esameleri okunmuyor.

En güzel örneklerinden biri, yaklaşık on iki yıl kadar önce yıkılmasına/yanındaki binalarla aynı seviyeye getirilmesine karar verilen Park Otel'le ilgili. Asırlardır Çağdaş bir üniversitemizin konu ile ilgili kürsüsüne sözkonusu yıkımın gerçekleşmesinin nasıl sağlanabildiği sorulduğunda (filmlerde gördüğümüz gibi uygun yerlere yerleştirilmiş patlayıcıların eş zamanlı patlatılması ile, poff yöntemi :) alınan cevap "bunu hesaplamak bile altı aydan fazla zaman alır" olmuştu.

Sonuçta, on tane amele, yaklaşık birbucuk ay içinde balyozlarla sözkonusu binayı gereken yüksekliğe indirdiler.

Kıssadan hisse hocalarımızın malesef gerçek dünya koşulları ile ilgili öğrenecekleri çok şeylerin bulunduğu.
0
bm
(Duzeltme/bilgi icin tsekkurler)

Bunun dışında giriş çıkışlar da gayet kontrol ediliyor. Yani "Benim şirketin 50 elemanı var, hepsi de teknokentte çalışıyor" diye vergiden düşmeye çalıştığınız takdirde önünüze koyuyorlar "altı tane elemanınız toplam 1250 saat mesai yapmış" diye, gıkınızı çıkartamıyorsunuz.

Ne kadar garip bir dunyada yasiyoruz aslinda. Ayni memleket, ayni sehir, ayni devlet, ayni is ama insanlarin calisirlarken kaidelerini hangi 'cins' arazinin uzerine yerlestirdiklerine gore devletin kazanclarina ne oranda ortak olacagi degisiyor. Aldigimiz mal/hizmetin parasini vermek veya fakire/muhtaca yardim etmek filani cok asan ve icine artik 'bak buraya gidersen daha az para verirsin bana ama saatine kadar kontrol edecegim' gibi pazarliklarin girdigi bir yonetme/yonetilme iliskisi kuruyoruz devletle. Universitelerin teknoloji sirketlerini cevrelerine cekmeleri beklenirken belli ki o olmuyor, onun yerine bu komiklik oluyor. O acidan bakilinca ayni tip komiklik serbest bolgelerde de var: oralarda da bu sefer devlet "Turk'e hizmet edersen kazancinin daha cogunu alirim bir de ithalatta eziyet ederim, sadece yabanciyla is yaparsan istibdat bolgesinin disinda sana serbest hareket edecegin bolge acarim" diyor. Bunlardan memlekette normal zeminde is filan yapmanin cok zor oldugunu ve engellendigini devletin de bildigini, bari biraz benim onem verdigim isleri yapanlar nefes alsin dedigini mi cikartmaliyiz ne cikartmaliyiz ben bilemiyorum ama bu perspektiften bakinca bu halde bir yanlislik var gibime geliyor.

0
mrtksn
Örnek olarak türkticaret i göstermek isterim; ODTÜ teknokent de onlar da var; Ancak gerek kişisel tecrubelerim, gerek ekşi sözlük ve şikayet Var da yapılan yorumlar pek olumlu değil; İleri teknoloji adına en azından çalıştıklarını umuyorum; Yoksa daha kontrol panelleri bile yok hostinglerinde ve izledikleri politikalar çok rahatsız edici.
0
sleytr
lütfen ama neden öyle diyorsunuz. onlar kosskoca bir firma. icann'a akredite bir amerikan şirketini de aldılar. hem kontrol panel, ar-ge falanda neymiş, kosgeb diye birşey var!
0
simor
Gerçekten, Oradan nasıl kurtulduğumu hatırlamak bile istemiyorum. Amacım kurukuruya kötülemek değil, gerçekten korkunçtu. En korkuncu ise alan adı yönetim bilgilerimin benden habersiz, hemde şifremle birlikte değiştirilmiş olması idi.
0
Tarık
bir zamanların en bebelere biberon file system object, phpshell açıklarını barındıran firma. güzel ülkemizde barındırdığı siteler deface edilirkene deliye dönen, yabancı/gavur illerinden sızan atakçı amcalar müşterilerinin gizli bilgilerini underground dünyaya açarken hiçbirşey yapamayan özürlü/süzgün grup.
0
FZ
0
muratdicle
Tekno parkların avantajları elbette vardır, dezavantjlarıyla birlikte. Ancak Teknopark vb. olgulardan önce ülkemizde STARTUP ŞİRKET mantığında ilerleme kaydetmemiz gerekiyor. Teknopark veya ben Tekno park olarak bildiğim bir kaç yerde start-up şirketlere olanaklar tanınıyor. Ama bir iş planı başlangıç bilgileri altında sayfalarca istatistik vb. şeyler istiyorlar. İlk düşüncede "çok iyi yaa" derken, iş planı örneklerine baktığınızda "vay anam vay" diyiveriyorsunuz.

Tamam biri size yapacağınız iş için para vermeden önce neye para yatırdığını görmek ister. Eğer ürün elinizde fiziki olarak duruyorsa ve yenilikçi bir ürün ise şansınız fazladır. Ancak yazılım gibi bir iş için çok dezavantajlı bir başlangıç oluyor. Şimdi bir kişinin çok iyi bilgisayar programcısı olması ve bir çok işi güzelce kotarabilmesi kendi kadrosunu yönetebilmesi, o kişinin mali ve ticari düşüncesininde çok iyi olacağı anlamına da gelmiyor. Teknoparklar eğer benim düşündüğüm gibiyse, "gel kardeşim sen hele, anlat bakalım" diyebiliyorsa ne güzel bir şey. Yok siz önce firmanızı kurun, elemanlarınızı alın, burdan da size bir büro verelim, aylığı şu kadar. Gelin ar-genizi yapın. Sizlere sadece vergi avantajı sağlayacağız demek gelişim için o kadar önemli değil.

TTGV sitesine baktım kimler faydalanıyor bu hizmetlerden diye. Çamaşır makinası yapan büyük firmalardan biri ar-ge desteği almış Çok mu ihtiyacı vardı acaba desteğe. Tamam yasal bir gişimde bulunulmuş ve teşviği almışlar.

Ne bileyim ya, Tekno parklar nasıl yapıyorlarsa yapsınlar, benim beynim durdu. Daha ben dandik bir PC bulayımda test makinası yapayımda ikinci projemi çıkartayım derdine girdim. Teknopark benim neyime..
0
anonim
Burada teknoparkalarla KOSGEB leri beraber düşünmek faydalı olabilir. KOSGEB ler eğer iyi bir fikir ve planla giderseniz 6 aylık işletme eğitimi ile beraber maddi olanaklarda sağlıyorlar.

Yazılım şirketleri için en son 10.000$ civarı idi sağladıkları yardım. Ayrıca eğer projeniz sanayii kuruluşlarına yönelik ise projenizi onayladıktan sonra üye sanayii kuruluşlarına yazılımınızın bedelinin %70 ini ödüyorlar. Tabi ben en son 7-8 ay kadar önce görüşmüştüm Kosgeb ile şu an ki durum farklı olabilir.

Ha bir de AB nin yeni iş kuranları desteklemek için verdiği düşük faizli uzun vadeli kredi olanakları da bir start-up için kullanılabilir. O konuyla da Ticaret Sanayii odaları ilgileniyor. Ancak AB bilgilendirme bürolarındanda bilgi alınabilir.

Bana göre asıl zor olan para bulmaktan ziyade ülkemizde bir şirket kurulumu için yapılması gereken bürokratik işlemleri aşmak :)
0
bm
Ne kadar acayip duzenler bunlar? Bu devlet %20 kusur ile borclaniyor, yetmiyor kayit altindaki insanlari vergi ile oyle bir bunaltiyor ki 'daha az alirim' diye tesvik etmek makul oluyor. O da yetmiyor olcebildigi ve insanlarin kacamadigi her seye OTV MOTV koyup can yakiyor. Diger taraftan gidip musterimizi ikna edip satacagimiza devlet gorevlisini ikna edip $10k almalar, yine gidip sanayiciyi ikna edip satacagimiza devleti ikna edip %70ini devlete odetmeler filan. Devamli isimiz devlet uzerinden milletin cebine el atmakla. Ben mi cok huysuzum bilmiyorum, ama bu tesvik ve kaynak aktarma duzenleri bana cozum degil, cok daha buyuk bir problemin semptomlari gibi geliyor. Belki bu kadar harcayip her seyi yonetmeye kalkmasa, tesvik unsuru olarak 'daha az bunaltacagim' demesine de gerek kalmayacak, ticari faaliyet yapanlar da devamli devlete oynamak yerine musterileriyle ilgilenecekler.

Bana göre asıl zor olan para bulmaktan ziyade ülkemizde bir şirket kurulumu için yapılması gereken bürokratik işlemleri aşmak :)

Siz bir de kapatmayi deneyin! Saka bir tarafa, bu kadar her seyi devlete sorup icazete ve subvansyona baglamaya razi ve hatta taraftar olduktan sonra isin icine devletin karistigi herhangi bir seyde cekilen eziyetten milletce niye sikayet ediyoruz bilmiyorum. Tesebbusu devlet fonlarina dogru yaparken 'mutesebbis' isek elli turlu belgeye baglaninca da sikayet etmememiz lazim herhalde. (Milletce, hedefim siz degilsiniz).

0
bm
Bu kararlari verenlerin yoldan cikmasi da isin tuzu biberi tabii: bugunku haber. 391,000 lirayi toplamak icin bu devlet kac asgari ucretlinin kac gunluk mesaisini vergilendiriyor? Dikkat edin, habere gore bu dagitilan kaynak miktari degil, kaynagin dagitilmasina hakemlik edenlere verilen paranin sahtekarlikla calinan kismi sadece. Farkedilmesi alti sene surmus anladigim kadariyla.
0
anonim

Diger taraftan gidip musterimizi ikna edip satacagimiza devlet gorevlisini ikna edip $10k almalar, yine gidip sanayiciyi ikna edip satacagimiza devleti ikna edip %70ini devlete odetmeler filan. Devamli isimiz devlet uzerinden milletin cebine el atmakla. Ben mi cok huysuzum bilmiyorum, ama bu tesvik ve kaynak aktarma duzenleri bana cozum degil, cok daha buyuk bir problemin semptomlari gibi geliyor.


Türkiyede risk sermayesi gibi bir kavram oturmadığı için mecburen böyle oluyor. Normalde risk sermayesi sahibini ikna etmek yerine devlet görevlisini ikna etmeniz gerekiyor. Ancak bu ikna sürecinde proje planlaması işletme kavramları gibi pek çok şeyi öğreniyorsunuz. Mesela bu teşviklerin bir kısmını kullanmak için kosgeb in verdiği şirket yönetimi eğitimini almanız zorunlu ( tabi eğitim ücretsiz).

Sanayici teşvikleri ise zaten üretim yaparak para kazanmanın zor olduğu ülkemizde hem bilişim teknolojilerini daha fazla kullanmaları için sanayicileri teşvik ediyor hemde yeni ve orjinal fikirler geliştiren yazılımcıların önünü açıyor. ( Sanayi için geliştirdiğiniz programın teşvik alması için ön büro muhasebesinden fazlasını yapıyor olması lazım. Yani ya benzeri olmayacak veya eşdeğeri türkiyede üretilmemiş olacak ( mesela basit ve hızlı bir veritabanı motoru olabilir ) )
0
bm
Türkiyede risk sermayesi gibi bir kavram oturmadığı için mecburen böyle oluyor.

Hmm, burada bir yanlis algilama olabilir (icinde risk sermayesi gecen yazilarin tercumesine onayak oldugum icin bunda benim de dahlim var belki). Risk sermayesi hakikaten riskli, ve getirisi de nispeten kisa vadede ona gore buyuk olan islerle ilgilenir. Bunlarin disinda kalan, hem faydali mal/hizmet ureten hem de mutesebbisin karnini doyuran bir suru is turu var. Ozellikle bizim alanda (sabit yatirim buyuk olmadigi icin), birey veya guruplarin biraz sahsi risk alarak ve belki klasik finansman metodlariyla ve bol sIkIntIyla baslatabilecekleri isler de var. Muazzam zengin etmez, ama iyi kotu karin doyurur cinsten isler bunlar. Isaret ettiginiz gibi, bir sanayi dalinda sanayiciye faydali bir yazilim uretirsiniz milyon dolarla kazandirmaz belki ama herhalde musteriye faydasi oraninda getirisi olur.

Normalde risk sermayesi sahibini ikna etmek yerine devlet görevlisini ikna etmeniz gerekiyor.

Ama soyle birkac fark var: (1) risk sermayesini idare edenler milletten toplanmis veya milletin sirtina borc yuklenerek yaratilmis kaynaklardan vermiyorlar o sermayeyi. (2) Karsiliksiz da vermiyorlar, sirkete ortak oluyorlar akillarindaki degeri yakalayinca da derhal hisseleri satiyorlar. (3) Beklentilerini karsilamayacagina kanaat getirdikleri dakika desteklerini cekip, sirketi tasfiye edip yuruyorlar. Diger bakimlardan karsilastirma tutsa bile en azindan su anda aklima gelen bu uc bakimdan tutmuyor. Yani risk sermayesini ikame edecek olan olusum devlet fonu degil.

Sanayici teşvikleri ise zaten üretim yaparak para kazanmanın zor olduğu ülkemizde hem bilişim teknolojilerini daha fazla kullanmaları için sanayicileri teşvik ediyor hemde yeni ve orjinal fikirler geliştiren yazılımcıların önünü açıyor. ( Sanayi için geliştirdiğiniz programın teşvik alması için ön büro muhasebesinden fazlasını yapıyor olması lazım. Yani ya benzeri olmayacak veya eşdeğeri türkiyede üretilmemiş olacak ( mesela basit ve hızlı bir veritabanı motoru olabilir ) )

Anladim bu fikri de, bier malin fiyatinin %30unu musteri %70ini devlet veriyorsa o malin gelisiminde musteri ihtiyacinin rolu nedir onu da dusunmeden gecemiyor insan. Devlette ne faydalidir diye tartacak bir kabiliyet olduguna hakikaten inaniyorsak zaten planli/devletci politikaya geri donelim hic olmazsa duzenimizin ne oldugu belli olsun. Bu derece eli devletin cebinde bir ozel sektor yaratmak lafi edilen 'serbest piyasa ekonomisi' ile uzaktan yakindan alakali degil bence. Hangisi iyidir/hangisi kotudur ayri konu ama boyle isler yapip adina serbest ekonomi diyorsak isin adini bastan yanlis soyluyoruz. Acayibime giden o biraz. Bizim devletimiz bu kaynaklari ne bileyim yerin dibinden dolar popalayarak edinmiyor, en nihayetinde yine milletin uzerine giderek, ister-istemez kayit altindaki ekonomiye baski yaparak veya muazzam fizle borc alarak topluyor. Yanlistir midir bilemiyorum, ben iktisatci degilim, ama tekinsiz geliyor bana. (Bir de durumunun memleket sartlarina gore fevkalade iyi oldugunu bildigim insanlarin kendi varligini riske sokmak gunahmis gibi bu devlet fonlarini kovaladiklarini goruyorum cevremde, ahlaksizlik gibi geliyor bana. Tabii mevcut duzen onlari buna yonlendiriyor, imkanlari kullaniyorlar diye kizmamak lazim belki. Diger taraftan bu hal 'risk devletin kazanc bizim' diyen bir cirkin ozel sektor tarifi vardir ya, ona oturmakla kalmiyor daha da ileri gidiyor cebindeki para devletten gelen ozel sektor tarifine yaklasiyor!).

0
anonim
Benim Amerika daki risk sermayesi kavramı hakkında sizin kadar ( birinci elden ) bilgim yok tabi, Ancak ben bu izlenimlerimi 3 temel kaynakdan besledim;

1- FM
2-Airties şirket kuruculuarı ile yapılan bir söyleşi
3- Google Hikayesi adlı kitap

Diger taraftan bu hal 'risk devletin kazanc bizim' diyen bir cirkin ozel sektor tarifi vardir ya, ona oturmakla kalmiyor daha da ileri gidiyor cebindeki para devletten gelen ozel sektor tarifine yaklasiyor!

Şimdi ortada şöyle bir durum var eğer sizin amacınız hepi topu 10.000$ kazanmaksa dediğiniz doğru olabilir. Ancak siz o parayı kullanarak işe yarar bir ürün ürettiğinizde emin olun devlet sizden o paranın çok daha fazlasını vergi olarak alıyor. 1 yılda değilsede 3 yılda ama alıyor. Ben bu işte bir zarar görmüyorum.

Diğer taraftan bir sanyi kuruluşu verimini yükseltmeyecek bir uygulamayı bedava verseniz zaten alıp kullanmaz buradaki %70 sadece o kuruluşu bilişim sistemleri kullanması konusunda teşvik etmek ve yazılım şirketlerinin kendilerini geliştirmesine olanak sağlamak için. Sonuçta bunlar da karşılıksız değil daha önce anlattığım gibi zaten verim artışının getirdiği vergi kazancı ile geri dönüyor.

Beklentilerini karsilamayacagina kanaat getirdikleri dakika desteklerini cekip, sirketi tasfiye edip yuruyorlar.

Devlette al çocuğum sana 10k bozdur bozdur harca şeklnde yaklaşmıyor olaya, verdiğiniz iş planı gereği yazılımınızı takip ediyor ara raporlar istiyor.

Son olarak bir de şu var 1 km otoyolun 8 Milyon Dolara yapıldığı ülkemizde biz kaç doların hesabını niye yapıyoruz o da çok net değil bana göre. 800 yazılım şirketine 1 km otoyol parası verilse bunlardan 1 tanesi dünya çapında bir şirket haline gelse 799 tanesi batsa bu bile bu ülke için çok büyük bir kazançtır. Maddi anlamda da bilgi birikimi anlamında da.
0
bm
Benim Amerika daki risk sermayesi kavramı hakkında sizin kadar ( birinci elden ) bilgim yok tabi,

Ben de uzmani degilim, sadece gordugumu anlatabilirim, otorite diye kesinlikle dusunmeyin. Secilen sirketler, dedigim gibi, sadece hayatta kalip kuranlari ve calisanlarini doyuracak sirketler degil (benim bildigim uc bes sene evvel 'hayir' denmis ama kurucularina hala pakala da bakan sirketler var). O durumdaki sirketlerle ilgilenmiyorlar zaten. Bu VClere idare etsinler diye para verenler (sadece cok zengin insanlar degil, universite vakiflari filan bile portfoylerinin bir kismini VClere emanet ediyorlar) buyuk getiri istedikleri icin veriyorlar. En iyi ihtimalle fonlanan 10 sirketten 8i kapaniyor belki biri satilinca iyio para ediyor filan diye dusunun. VC'ler en iyisini bilirler secerler desem burnum uzayip ekranimi deler herhalde, ama karikaturize edildikleri kadar da bos insanlar degiller. Dunyanin dort kosesinden gelme, hem piyasa sartlarina hem konularina oldukca hakim insanlar. Anlamadiklari konuda para harcayip uzman danisman kullanmaktan da cekinmiyorlar (ben o isi yapiyordum bazen, 'kusur bulmak' 'terslik yapmak' filan aranan ozellikler o isler icin. Cok da hos oluyor, cunku karsinizdaki insanlar da 'ne pahasina olursa olsun' parayi almak pesinde degiller, siz fikrin ne oldugunu aciga cikartmaya calisirken onlar da 'ulan acaba atladigimiz bir yer var mi?' diye dusunuyorlar. Yani 'essogluesek iyi niyetli olsan bu soruyu sormazdin' tarzi kesinlikle degil.). Boyle secilmis ve fonlanmis sirketlerden o miktarinin kapanmasi belki garip gelebilir ama arzulanan getiri ve o sirketlerin icinde olduklari piyasa sartlari bunu asagi yukari garantiliyor. Bu sekilde sirket kapanmasinin bir de faydasi var tabii. Bu faydayi 'bu islere devletin harcadigi para devede kulak' yaklasimi kaciriyor. Fayda su: verimli olamayacak ve musteri/piyasa tarafindan buyuk itibar gormeyen sirketler ayakta tutulmak yerine kapatildigina oradaki nitelikli is gucu aciga cikiyor ve daha verimli veya faydali islere yonelme imkani oluyor. Isin 'ayakta tutmak icin harcanan paranin ziyan olmasi' kismini cok cok asan bir fayda var orada bence, nitelikli isgucu manasiz yere harc-i alem seylerde heba olmuyor. Burada subvansyon almazsa ac kalacak fakir koylulerden bahsetmiyoruz, okumus etmis emegi kendisine iyi kotu bakabilecek insanlardan bahsediyoruz tabii. Benim gorebildigim resim bu.

Görüş belirtmek için giriş yapın...

İlgili Yazılar

fazlamesai.net'e soralım: Satıcılar neden OO.org yüklü bilgisayar satmıyor?

FZ

Soru orijinal değil, açık, özgür kod dünyasının ve Debian camiasının öncü isimlerinden Bruce Perens'e sorulmuş bu soru bir röportajda. Bruce Perens de bu konudaki şaşkınlığını gizlemiyor:
Eğer OpenOffice.org bu kadar makul bir alternatif ise neden donanım satan şirketlerin gittikçe artan oranda bu yazılımın kurulu geldiği bilgisayarları sattıklarını görmüyoruz?

Açıkçası bir bilgisayar satıcısının bakış açısından baktığımda neden her satılan PC´ye bir OpenOffice yüklemediklerini anlamıyorum. Bunu yapabilecek durumdalar, bu onlar için gayet kolay bir iş.

Belki de gidip o satıcılarından birine sormalıyım bunu ancak şu salakça cevabı almaktan korkuyorum: 'O yazılımı download edebilirsin.' Kimbilir belki de pazarlama dahileri henüz oralara varamamıştır.

Tablolama Yazılımları: Kötü Bir Alışkanlık Mı?

FZ

Henüz doğrudan kansere ya da vereme yol açtıkları söylenemez ama hemen her tür iş için aşırı şekilde kullanılan tablolama yazılımları belki de gerçekten kötü bir alışkanlıktır.

EXCEL ya da ona özenmeye çalışan OpenOffice.org Calc, vb. benzeri yazılımlar her derde deva mı? Kolayca işleri hallediyorlar mı? Hesap kitap işi onlardan mı sorulur? Çok güzel grafikler mi sunuyorlar? Olması gerektiği gibi şeyler mi?

İnsanda multi tasking ve zararları

sundance

Çok ünlü bir Zen atasözü vardır
`Yürürken yürü, yemek yerken yemek ye, uyurken uyu`

Çevremdeki insanlara (ve bir ayna vasıtasıyla kendime) bakıyorum da, sanırım tarih boyunca hiçbir zaman bu ilkeden bu kadar uzaklaşmış olamayız. Baksanıza tek bir işi bile düzgün beceremiyen (güya multitasking) Windows işletim sisteminde (gözünü sevdiğimin Amiga`sı), bir taraftan ICQ`dan yazışırken, bir taraftan Internet`de haber yazıyor, bir taraftan da sırtım dönük televizyondan bir film `dinliyorum`

Yürürken sadece bir angarya yapıyoruz, yemek yerken bilgisayarla uğraşıyoruz, uyurken televizyon seyrediyoruz. Yani hiçbir işi tam yapmıyoruz...

Yoruyorum

redogre

Google toolbardan öte: Google Puffin

sundance

Pandia.com'da yeralan habere göre Google, kullanıcılarını daha da sadık kılmak için yaptığı Google toolbardan sonra şimdi de masaüstünde çalışacak ve hem harddiskinizi hem de Internet'i aynı anda tarayacak bir uygulama üzerinde çalışıyor.
İlginçtir, Microsoft ise Outlook ile uyumlu olarak çalışabilen Lookout programını ve şirketini satın almış :) Ve dahası bedava olarak downloada açmış. Heveslenenler için hem Outlook hem de .Net 1.1 gerektirdiğini belirtelim .