TV'leri Kapatıp Kitap Okumaya ve Öğrenmeye Başlamanın Zamanı Gelmedi mi!

0
FZ
En nihayetinde zoru başardık gene. Türkiye televizyon seyretme istatistiklerinde 1. sıraya oturdu, ne kadar gururlansak azdır. Günde 4 saatlik ortalama ile ABD'yi geçerek televizyon konusundaki azmimizi cümle aleme kanıtladık.

Bunlar olurken bir de baktık ki kitap okuma konusunda da gelişmekte olduğunu iddia eden bir ülke olarak kırılması zor bir rekora imza atmışız: Ortalama bir Japon vatandaşı yılda 25, ortalama bir İsviçreli yılda 10 ve ortalama bir Fransız yılda 7 kitap okuyorken Türkiye'deki dünyaya bedel her 6 vatandaşımıza yılda bir kitap düşüyor! Çocuklarımızın kitap okumasındaki en önemli engelleyici faktörlerden biri olarak TV görünüyor.
95 kişiye bir kahvehane, 65 bin kişiye bir kütüphane düşen Türkiye'de insanlar televizyon okuyor, kitap seyrediyor!

Dünyada son birkaç yıldır bu konuda kıpırdanmalar var ve Türkiye'de de yavaş yavaş destek buluyor. Karar sizin, ya "canım abartacak bir şey yok, bak ne güzel kaliteli diziler var seyredip eğleniyoruz, vakit geçiyor, hem bak Discovery var National Geographic var çok acayip bilgileniyoruz, pek bir kültürleniyoruz" cümleleri ile kendinizi avutacaksınız ya da hiçbir şeyin göründüğü kadar masum ve naif olmadığının farkına varıp televizyonunuzu bir süreliğine kapatıp ve bir şeyler okumaya başlayacaksınız.

Görüşler

0
pirx
Çünkü tv izlemek bedava ve kolay, çamaşır makinesi gibi standart bir donanım, her eve lazım olduğu konusunda bir uzlaşma mevcut. Kitap pahalı diyenede 'sigara içeceğine kitap oku' dendiği sürece bir gelişim olacağını sanmıyorum.
0
loker
etraftaki tv'leri tarayıp kapatan bir cihaz: http://www.tv-b-gone.com/ [www.tv-b-gone.com]
0
korhan
TV lar kapanırsa medyanın yarattığı pembe dünya kayıp olur, ve türk insanı insan olmaya başlar. Fakat hiçbir ümidim yok...
0
zax
selam. bu çok önemli bir sorun bunu hepimiz biliyoruz. Ben, okumakta ısrar etmeselerde, inatla, birine hediye alacağım zaman ya kitap alıyorum ya da kitapla birlikte bir hediye alıyorum. Tabii ki asıl hediye kitap :) Bizde her şeye para bulunur ama nedense kitaba bulunmaz. Olur ya biri merak edip okur ve devamını getirirse diye herkese benzeri teknikleri tavsiye ederim. Başka fikri olan var mı? Belki bir şeyler değişir? Belki birini daha kazanırız.
0
malkocoglu_2
Siyasi gecmisimizin calkantili yillari acaba biraz bunda etkili midir? Malum dogru durust kitap yazacak birikimi olan insanlarin cogu 60-70-80 yillarinda sol ve otesi gorusteydi, ve urettikleri hep belli bir ideolojiye donuk kitaplardan insanlar biraz bezmis olabilirler. "Kitaplarda hep birseyler/gorusler dayatilmaya ugrastilar" gibi bir yorum hatirliyorum.

Tabii ceviriler her zaman mevcuttu, bunlarin okunmamasi bir ihmal ve eksikliktir. Mesela simdi bile su "Ben Robot" filminin baz aldigi Isaac Asimov'un robotlar serisini gencler esas kaynagindan bir okusalar... Film guzeldi ama, kitabi bir baska oluyor.


0
bm
TV'de sabah aksam bilimsel konferans, ders, ne bileyim Discovery channel degil de belki en azindan PBS/Nova filan gibi seyler seyretmekle uyduruk sacma sapan seyler seyretmek arasinda ne kadar fark varsa, kitaptan kitaba da o kadar fark var tabi. Sikayet edilen insanlarda okuma, okudugunu anlama, ve anlatmasinin birkac paragraftan uzun surmesi icerigi icabi olan fikirleri kavrayabilme aliskanliginin kazandirilmamis olmasi.

Malkoc'a katiliyorum bir olcude, neymis su diye elime aldigim kitaplarin cogunda igrenc derecede propaganda vardi bir zamanlar. O kitaplari okuyarak 'aydin' olanlarin (sonradan araziye uysalar da) beyinlerinin ne hale geldigini basortusu, AB, laiklik vs. tartismalarinda utanmadan fikir diye ileri surulen abesliklerden ve alt tarafi okumasi iki saat almayan rapor/AIHM karari vs. gibi seyleri carpitmalarindan anlayabiliyoruz.
0
FZ
Türkiye'de kitap üretimi, dağıtımı, kitap okur ilişkisi başlı başına bir konu. Öyle bir memleketiz ki korsan kitapçılar üniversite öğrencilerine üç beş kuruş verip klasikleri "edit" ettiriyorlar ve kısaltıyorlar, millet "Savaş ve Barış"ın kırpılmış halini alıp okuyor, maksat kâr payı artsın, var mı böyle bir şey yahu! Bunu ilk okuduğumda gözlerime inanamıştım, yok artık daha neler! falan diye...

Ben çok daha basit bir konuya değineyim, kitap, malum ağır konu, daha "light" bir konu, dergi konusu. Birkaç ay önce beni ziyarete gelen bir çiftle tartışıyordum, her ikisi de birer motosiklet sevdalısı, Türkiye'de ve yurtdışında motorları ile binlerce kilometre kat etmiş, tur düzenlemiş insanlar. Bu insanların zaman zaman geçim kaynaklarını motorları ile gezip gördükleri yerleri anlattıkları gezi yazıları teşkil ediyordu. Laf laf açtı derken işte filanca motor dergisi kapandı, falanca motor dergisi kapandı, vs. Yahu dedim, motorla, sizin tarzınızda motorla ilgilenen insan üç beş okumuş yazmış insandır, meraklı insandır öyle değil mi, nasıl oluyor da bu dergiler kapanıyorlar? diye sordum. Bana garip garip baktılar, "yok yahu motorcu adam dergi okumaz ki" dediler. Bu sefer şaşıran ben oldum, "ben motorla ilgileniyor olsam en az iki motor dergisini düzenli takip ediyor olurdum, aksi nasıl düşünülebilir, aklım almaz!". Tartışma kızıştı vs. derken ben başka bir örnek vereyim dedim, "bakın, dediniz ki motorcu adam okumaz, peki vücut geliştirmeci adam okur mu, herhalde o da okumaz diyeceksiniz ancak bu genelleme bize mi özgü yoksa evrensel mi, eğer vücut geliştirme ile uğraşan adam okumuyorsa nasıl oluyor da ben yabancı dergiler satan bir kitapçıya girdiğimde bir sürü İngilizce, Almanca, Fransızca vücut geliştirme dergisi ile karşılaşıyorum?".

Kitaptır bu, dümdüz propaganda için de yazılmış olabilir, edebi eser de olabilir, politik edebi eser de olabilir, tamamen estetik kaygılar güdebileceği gibi elbet bir mesajı aktarmaya da çalışıyor olabilir ancak yani durum artık o kitap bu kitap meselesi değil, bir şeyi öğrenmek için kullandığımız yöntemler. Görülen o ki Türkiye'deki insanların çoğu ilgilendikleri alanlarla ilgili olarak yayınları takip etmeyi bir alışkanlık haline getirmemişler bu yüzden de dergi çıkmıyor vs. E iyi de bu kısır döngü nasıl kırılacak, hiç kimse o tür dergileri kaliteli formatta çıkarmazsa okur neyi okuyacak, illa İngilizce bilip parası olup yurtdışındaki dergiye abone mi olacak?

Dergicilere bakıyorum ürke ürke Linux dergisi çıkarıyorlar, dur hele ayağımızı bir suya sokalım çok soğuk değilse devam ederiz, durun hele çıkardık ama bir sonraki sayımız ne zaman çıkar allah kerim, neyse 3 ayda bir sayı çıkarabildik buna da şükür, yahu ikinci sayısı çıkana dek ben öyle bir derginin varlığını unuturum! "Ama n'apalım Türk okuru okumuyor, satamayız batarız" e peki dergi çıkmazsa, reklamı yapılmazsa okur nereden duyacak da merak edip bakacak?

Her zaman verdiğim bir örnek var: 10 sene önce bu ülkede Scientific American'ın Türkçe baskısı BİLİM ismi ile yayınlanıyordu!. Ne kadar mı sürdü? Sadece 6 ay!

Kimse gelip bana TV seyretmek daha ucuz demesin allah aşkına, sayılan pek çok kanal için min. bir kablo TV parası ödeniyor, ya da işte paralı kanal şirketlerinden birine abone olunuyor. Bir sürü üniversitesi olan bu ülkede Scientific American dergisinin Türkçe baskısı yeterince satamadığı için 6 sayı çıkardıktan sonra kapanıyorsa o zaman bu işte bir gariplik var demektir. Problem tabii ki TV değil, o sadece bir araç ama burada insanların gözden kaçırdıkları bir nokta var: Araçlar düşünme şeklimizi etkiler! Kalem kullanmasını bilen bir adamla kalem kullanamayan bir adamın düşünme şekli aynı değildir, bir insan okumayı ve sonra da kalemle yazmayı öğrendikten sonra artık aynı insan değildir, beyninde fiziksel bazı değişiklikler oluşur kalıcı olarak. Tüm dünyayı ve hayatı da farklı algılamaya ve düşünmeye başlar. Dolayısı ile hiçbir şey öyle masum değil, insan evladı bir araca, o araçla belli bir iletişim kurma tarzına birkaç yıl maruz kaldıktan sonra artık bazı şeyler yerine oturur, kemikleşir, değiştirmesi çok zordur.

Son olarak tekrar propaganda konusuna döneyim: Chomsky bağlamında düşünecek olursam açık değil gizli propagandadan çekinirim ben, yani günümüzde en iyi TV'de (ve sonra büyük basında) yapılageldiği türden. Eski Sovyetlerde Pravda'ya uygulanan sansür çok sorun değil, bunu öyle ya da böyle görürsünüz, totaliter bir rejimdir, bunu bilirsiniz. Ama demokratik bir ortamda çok daha incelikli, çok daha entelektüel şekilde oya gibi işlenen yayınların neyi gösterdiği, neyi göstermediği, vs. bunları kavramak çok güçtür. Haberde verdiğim linkte Neil Postman'ın bahsettiği gibi gerçekten de çocukların bir MEDYA EĞİTİMİne ihtiyaçları var çünkü öyle ya da böyle binlerce saat televizyona ve büyük basına maruz kalıyorlar, çok daha az maruz kaldıkları matematik gibi bir konuda yüzlerce saat eğitim alırken hayatlarının çok daha büyük bölümünü işgal eden TV için hiçbir eğitim almıyorlar, çünkü "TV kendiliğinden seyredilen ve kolayca anlaşılan bir şey" öyle değil mi? Bu düşüncenin bedelini ödedik ve ödemeye de devam ediyoruz. İnsanlar aptallaşıyor ve düşünce tembeli oluyor.
0
malkocoglu_2
||çok daha büyük bölümünü işgal eden TV için
|| hiçbir eğitim almıyorlar

Bu hakikaten onemli bir nokta: Universite'de iken ozellikle aldigim derslerden biri "Amerikan Film Tarihi ve Teknikleri" dersi idi. Ozellikle diyorum, cunku bu kadar etkili ve begenerek te olsa surekli takip ettigimiz bu dunyanin icinde neler olup bittigini, yaptiklarini nasil yaptiklarini ogrenmek istemistim.

Muazzam bir dersti. Hocamiz, "filmlerde aktorlerin onemi/asil rolu %5 kadardir, %95 "editing" ve yapimci ile alakalidir" demisti. O yuzden o gunden beri Oskar odullerine fazla ehemmiyet vermem. Bu soylemini ispat icin hocamiz bize Hitckok filmlerini seyrettirmisti.. Sahne: Adam konusuyor, önden gosteriyorsun, hersey normal. Ayni seyleri soylerken kafasinin arkasina zoom ediyorsun, "bu adamin aklindan art dusunceler geciyor" mesaji oluyor. Aktor ayni aktor. Ama kamera acisi degisik. Aktor onemsiz. Arnold Schwarazennegger'in unlu olmasini baska nasil aciklayabiliriz ki?

Diger ogrendigimiz teknikler, her filmi tek bir cumleye indirgeyebilmek, mesela: Indecent Proposal filmi: "Her kadinin bir fiyati vardir" (filmin mesaji bu, ben katiliyorum demiyorum). Bu tek mesaja indirgeyemediginiz filmler kotü filmler oluyor, vs..vs..

Diger bir kural: "Filmlerin %95'i erkekler tarafindan ve erkekler icin yapilir".

Gunun dogrularini takip eden (politically correct) hocalarimizin olmadigi herhalde asikar olmustur. Tabii soyledilklerini $ok etme teknigini uygulamak icin soyledileri de oluyordu. Fakat genel-i itibariyle gozlemleri bence dogrudur. Bu aslinda hicbir sey degil: Tarih hocamiz "Hitler Yahudileri degil, Komunistleri oldurmustur, o zamanki Yahudilerin hepsi komunistti, ondan olduler!" demisti.....

Buna tam katiliyorum diyemem...




0
loker
sinema ve tiyatro aktörlerle vücut bulmaları anlamında bir ortaklık içerirler, buna eyleme dayalı sanatlar olmaları diye de bakabiliriz. Her ikisinde de kurgu olayın anlatımını ve olayla ilgili olarak yönetmenin yorumunu seyirciye ulaştırmak için eyleneni, iznenen kılar.

Eisenstein sinemayı kurgu sanatı olarak tanımlamıştır. Ankara Üniversitesi RTS bölümünde derste verilen bir örnekle buna ne kadar çok katıldığımı ifade edeyim:

Bruce Willis'in alameti farikası olan gülüşünü iki kere görelim, araya da agucuk gugucuk yapan bir bebek görüntüsü koyalım, Willis şefkatle bebeği seyreder görünür. Araya paramparça edilmiş bir ceset koyarsanız soğukkanlı bir katil. Sizse Willis'e yönetmen olarak prodüktörün size verdiği yetkiyle 'üç numaralı gülüşten alayım, motooor' diye seslenmiş olabilirsiniz özünde...

sinema yalnızca kurgudur... ama bu amerikan sinemasına ait bir özellik değildir. fransız sineması, rus sineması, yeni dalga akımı ve dogma da birer kurgu sanatı akımları/ekolleri ya da ürünleridir...

diye düşünürken bir de şunu sormak istiyorum: Gunun dogrularini takip eden (politically correct) demişsiniz... politically correct kavramında günün doğrularını takip etme vurgusunu mu görüyor/yorumluyorsunuz? Ben politik/siyaseten doğruculuk diye çeviriyorum o kavramı...
0
malkocoglu_2
||Ben politik/siyaseten doğruculuk diye
||çeviriyorum o kavramı...

Tam kelime cevirisi yapilirsa, siyaset ve politika kelimelerinin kullanilmasi lazim gelir, dogru. Fakat Turkce'ye cevirirken, politika kelimesini aynen tasiyinca, anlam degisiiyor, ve karsidakine soylenmek istenen mesaj (bana gore) tasinamiyor. Kelimenin tarihine bakilirsa, belki de "ABD'de bir politikacinin soylebilecegi sozler" gibi bir baslangic bulunabilir, cunku ABD'de politikacilar belli keliemelerden/cumlelerden cok dikkaaaatle sakinirlar. Bariz olanlari irkci manalar tasiyan sozler, kadinlarin esitligi karsisinda olan sozler, vs..vs.. Ama neredeyse, mesela, zencilere "black" denmesi bile politically incorrect olmaya baslamistir, ozellikle televizyon programlarinda. African American diyeceksin.. Bunlardan biraz sIkIlan bir komedyen, bir program yapiyordu, politically incorrect diye; Aklina gelenleri soyluyordun, aslinda cok seviyeli bir programdi, ABD'de iken dayanbildigim nadir programlardandir. Sunucu Bill Maher. Simdi de HBO'da kablo yayinda ayni programi devam ettiriyor, biraz ismi degisti, ama kablo yayin oldugu icin HERSEYI soyleyebiliyorlar artik. F** kelimesi dahil. :)

Neyse. Simdi bize gelirsek, siyaseten dogrular deyince, mesela populizm yapmak/yapmamak filan akla gelebilir. Cunku bizde oldukca fazla uc fikir zaten mevcut, kurumlastiklari icin onlara karsi fazla bir hareket ve "aman onu soyleme" gibi bir baski da yok. Baskanlik sistemi ve eyaletsel oy sayiimi (electoral college) olmadigi icin de, partiler boluk porcuk, ve butun adaylar en fazla kimseye erismeye ugrasmiyorlar, 20-30 adamla barajdan sonra meclise girebiliyorlar, bundan sikayetleri oek yok gibi gozukuyor. ABD'de bir parti bu yaklasimla politikadan anindan SILINIR, cunku eyalet bazinda kazanan, eyaletin tum oylarini alir. Yani, yelpazeyi genisletmek istemeyince, herkes kendi tribunune oynayabiliyor. Kaka kelimeler bu yuzden fazla degil.

Turkce olarak gunun dogrulari demem, ABD'de kullanildigi anlamiyla 'degismez dogru" olmayan, o gunun bir nevi "moda" tabulari oldugunu iletmek istememdir.

Amma uzattik.
0
St
95 kişiye bir kahvehane, 65 bin kişiye bir kütüphane düşen Türkiye'de insanlar televizyon okuyor, kitap seyrediyor!
+1

Fakaaat...
Türk milleti olarak kitap okumamamızla ilgili yazılar, ne yazık ki hep anti-tv propagandası eşliğinde yazılıyor. TV düşman gibi gösteriliyor, yaşamımızın sığsallığının baş aktörü yapılıyor. Hiçbir kanalın reklamını yapmak istemezdim ama şahsi görüşüm şu. Evinizdeki TVye (tabii bir de kablolu veya uydu lazım yanına bu iş için:)) NTV, Discovery, National Geographic, bir de eğlence için CNBC-E dışında herhangi bir kanalı kurmayın, olsun gitsin. Bunlar dışında bir iki müzik kanalı da dimağımızı açmamıza yardımcı olur tabii. Şahsen bu kanallar dışındakilerin yakınından bile geçmeyen, Biri Bizi Gözetliyor evi sakinlerinin atom bombalarıyla bombalanmasını isteyen bir TV izleyicisi olarak herşeyin azı kar, çoğu zarar; her kötüde bir iyi, her iyide bir kötü vardır diyor, sevgili fm takipçilerine saygılarımı sunuyorum
0
loker
TV alışkanlıklarına entellektüel bir kılıf olarak algılıyorum ben Discovery Channel ve National Geographic TV gibi 'bahane'leri...

Sonuçta bakacak olursak TV alışkanlıklarını kötü bulmamıza yol açan etkenlerden biri sunulan kültür, bu belgesel kanallarında da politika namına Marshall planının Yeni Dünya Düzeni sosuna bulanmış varyasyonları (Lenin'in kafatasındaki bir şarapnel parçası yüzünden sinirli bir insan olduğunu iddia ettiklerini bile hatırlıyorum), kentsel kültür namına dev yapılar, muhteşem araçlar, olağanüstü dişliler gibi başlıklar dahilinde tüketim kültürünün tüm alamet-i farikalarının toplu gösterimi ve son olarak doğa belgeseli olarak hayvanlari karakterize eden serengetiwood yapımları...

Politik doğruculuk açısından baktığınız zaman 24 saatin çok küçük bir bölümünde gerçek 'belgesel'lere rastlayabileceğiniz bu kanallar magazini kirli bulan bir kitle için TVmanya'ya bir mazarete dönüştürülüyor... Ama acaba kirlenmeden tv izlemek için bir seçenek oluşturabiliyor mu?

cnbc-e ya da ntv gibi FM okurlarına daha yakın gelebilecek kanallar bu örneklere göre çok daha kabul edilebilir seçenekler sunuyor elbette ve TV'i evin dışına atmak yerine bilinçli biçimde izlemekten bahsetmek olası...

Ama sadece tüketicisi olduğumuz ve AGB'e üye olarak ancak lisans aldığınızda MS'i yönetebildiğiniz kadar yönetebileceğiniz bir sektörden bahsederken bilinç ne kadar anlamlı bir kelime olabilir?

Özgür Yayıncılık felsefesi doğrultusunda bir TV Broadcasting anlayışı tanımlamalıyız belki de ;-)
0
St
"TV alışkanlıklarına entellektüel bir kılıf olarak algılıyorum ben Discovery Channel ve National Geographic TV gibi 'bahane'leri..."

TV alışkanlığını kötü birşeymişcesine aktaran bir insan daha, hadi bakalım saygı sevgi dosluk kuralları dahilinde kapışalım ;)

Entellektüel bir kılıf ve bahane gibi lafları aynen kitap içinde kullanabilirsiniz sizin mantığınız çerçevesinde. Kitap okuyanlar "kendi ezikliklerini" kitap adlı "entellektüel bir kılıf" ile gizlemeye çalışmakta, şunu okumadın mı, bunu bilmiyor musun gibi sözcük öbekleri, "bahanelerle" sosyal hayat içerisinde bir yer edinmeye çalışmaktadırlar. Mantıklı geldi mi allah aşkına size bu laflar? İnanın bana, sizin dediğinizden hiç bir farkı yok ;)

Muhteşem yapılar, muhteşem araçlar, olağanüstü dişliler, doğru bunlar tüketim kültürünün öğeleridir, ama tüketim insan doğasının gereğidir, tüketimsiz toplum yaratmaya çalışmak gibi bir ütopya peşindeyseniz, size kolay gelsin. Bunlar dünyayı tanımanızı, insanları tanımanızı sağlayan araçlardır. Buyrun isterseniz Barış Manço ile dünyayı gezin, onlarca değişik kültür ve insan tanıyın, zararı mı var? Veya başka açıdan bakalım, kitaplarda aynı "zararlılar" yok mu?
CNBC-e ve NTVyi niye onaylıyorsunuz peki? CNBC-e o ünlü tüketim kültürü ürünlerinin (misal en bilindik ürün, kola) reklamını vermiyor mu, Amerikan hegamonyasının parçası diziler yayınlamıyor mu? Las Vegas'ı izlerken, beyninizin yıkandığını hissetmiyor musunuz? NTVde futbol programı yok mu falaaaan filaaaan, bu daha uzadıkça uzar.
Lütfen, yorum yaparken daha tutarlı olmaya çalışalım, insanların kafasını karıştırmayalım.
Kalın sağlıcakla.
0
loker
Ben aslında TV'nin ne kadar da kötü bir şey olduğunu düşünen insanlara maruz kaldıklarında kendilerini yapılan genellemenin dışında, bilinçli ve saygın göstermek için belgesel kanalları veya NTV ve benzerlerini sunan insanların da aynı mantık içinde bahane kullanarak basit bir kurtarılmış alan yaratmaya çalıştıklarını ama aslında bütün kanalların aynı şey olduğunu söylemeye çalışıyorum. Evet cnbc-e'de de bir sürü amerikan dizisi var falan filan... yine de dvd kiralamak yerine güzel filmleri üstelik orjinal sesleriyle izleyebiliyoruz bu yüzden cnbc-e izleyebilmek tv'nin iyi bir yönü olarak hatırlanabiliyor. Ama ben TV'nin ne kadar kötü bir şey olduğunu söyleyen bir insana 'çok haklısın ama merak etme ben sadece cnbc-e izliyorum' demiyorum, demenin anlamlı olduğunu düşünmüyorum.

Hayatın gerçekleri konusundaki dersin için de teşekkür ederim, homo sapiens ve tüketim arasındaki muhteşem ilişkin bana hep ışık tutacak...
0
St
Yazınıza başlangıcınız güzel, finaliniz berbat, sanırım tartışma kaldırır bir yanınız yok, buyrun, bildiğiniz gibi devam edin. Sizin gibi bilgisayar başına geçince aslan kesilen şahsiyetlerle çok karşılaştım, yoruldum artık cevap vermeyeceğim, buyrun, aynen devam....
0
Hsn
Televizyon seyretmeyeli uzun zaman oluyor , aslında aklıma bile gelmiyor. Sanırım futbolla ve magazinle ilgilenmeyen bir insanın Türk kanallarında izleyebilecegi pek birşey yok. Bilgisayar kitapları dışında pek kitap da okumuyorum şu anda.

TV Türkler için hiç iyi olmadı bence,en son TV'yi geçen bayramda bir ziyarette izlemiştim çünkü insanlar konuşmuyor TV seyrediyordu. Oldukça sıradan ve aynı programları seyretmeye alışmışlar artık onlar için günlük hayatın bir parçası.Problem bendemi bilmiyorum ama saatlerce o futbol tartışmalarını nasıl seyrediyor tüm Türkiye aklım almıyor.

Herkes TV seyrediyor ve dün akşam TV'de birşey varsa bugün konuşulanda o oluyor.Ben seyretmediğim için genelde fransız kalıyorum duruma.Yani Türk halkını bir yerden bir yere götürmek, bir yere geri döndürmek veya olduğunu yerde saymasını isterseniz uygun bir programla bunu başarabilir,istediğiniz mesajı verebilirsiniz. Özellikle az gelişmiş bölgelerde TV'de duyulan herşey hemen kabul edilebiliyor. Ayrıca en çok magazinde yine az gelişmiş yerlerde rating topluyor diye duymuştum,yani durum biraz garip bence.

Amerikadan daha çok Tv izleyen bir toplum olduğunu düşünmüyordum fakat bu durumun gerçekten ne kadar kötü olduğunu gözler önüne serdi , Türkiye'de.Çocuk Tv karşısında dersini yapıyor , Anne Tv bütün gün Tv karşısında zaten,akşam Baba gelip Tv karşına geçiyor... Düşünüyorum bazen ben mi "sanal" yaşıyorum ,yoksa .. ?

.hasan değişmez
0
fyuksektepe
Ortalama bir kitap fiyatının 25 milyon olduğu bir ülkede kitap okumak cidden zor eskiden haftada 3-4 kitap bitirirdim şu an ayda 3-4 ancak alabiliyorum. Beleş e-kitaplarda olmasa vay halimize evet sigara içiyorum eskiden pahalı bir marka içerdim şimdi çok daha ucuzunu ama bunları kıyaslamak bence saçma.
0
pirx
işte bence de saçma zaten, onu anlatmaya çalışmıştım ama becerememişim.
0
robertosmix
"TV izlemeyin, oturup kitap okuyun, (bakın ben her hafta bir kitap okuyorum)" demenin kişisel komplekslerden kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü başkalarının zevklerini yada ilgilerini kötülemek şüphesiz dolaylı olarak aynı zamanda onlarıda aşağılamak anlamına gelmektedir. Sonra etrafta "ben TV seyretmiyorum, ah ne mükemmel insanım" diye dolaşan insanlarında çıkması normaldir.

Kitap okumak bir kriter değildir. Kitap okumanın insanlara dayatılması, bir kıstas aracı olarak kullanılması yanlıştır.

Eğer bir insan TV izlemekten zevk alıyorsa, TV izler. Kitap okumaktan zevk alıyorsa, kitap okur. Koşmaktan yada bisiklet sürmekten yada oturup kod yazmaktan zevk alıyorsa onu yapar. Bu hiçbir çalışma veya faaliyet ile önlenemez.

Buradaki asıl sorun, TV'yi eğitimsel araçlara tercih etmektir. Bunun nedenide çok basittir. Eğitim sisteminin araştırmaktan uzak, ezberlemeye dayalı altyapısı, insanlardaki merakı zamanla köreltmektedir. Dolayısıyla, insan TV seyretmeyi araştırmaya yeğler.

Bunun yanısıra, her hafta alakasız romanları, popüler saçmalıkları alıp okumanında çok gereksiz bir davranış olduğu fikrindeyim. Bunlarla uğraşılacağına oturup film yada belgesel izlemenin daha faydalı olacağı kesin.

Fransa dünya edebiyatına damgasını vurmuş, dünyanın dört bir yanına kültürünü yaymış bir ülkedir. Ancak biri bizi gözetliyor türü bir yayından dolayı Fransa halkı TV başından kalkmıyor, elenen insanlar için sokaklara dökülüyor. Bunu nasıl açıklayacaksınız?

Ben açıklayayım: Çünkü Fransız halkı (yada medeni ülkeler) bunu hiç düşünmüyor. Tv seyretmelimiyim, yada oturup kitap okumalımıyım, yada kalkıp sokakta koşuşturmalımıyım diye, kimse oturup merak etmiyor. Bunun nedenide, herkezin ne yapacağını, ne yapmak istediğini çok iyi bilmesi. Öğrenciyi kütüphanelerden ayıramayacağınız gibi, 70'lik teyzeleride aşk romanlarından koparamazsınız. Bilişimcileri, bilgisayar başından kaldırmadığınız gibi.

Ancak, vasıfsız veya amaçsız insanlar, oturup kitap okumalımıyım yada TV izlemelimiyim, olmadı koşmalımıyım, yada yemek yapmalımıyım diye düşünür. Ancak bu çeşit insanlar, etraflarındaki tvleri kapatan aletleri satın alıp, tv seyreden insanlara saygısızlık yaparlar. Çünkü yapacakları, düşman olacakları başkada bir uğraşları, edinimleri yoktur.

0
korhan
2,000,000 liraya bir sürü kitap var. Ayrıca gazetelerde okunacak taraf varmı sorayım size?

Sabah, hürriyet, vatan vs büyük gazetelerde sayfanın ortası araba, cola, kart ve elbise markası ve tabii krem reklamı dolu...
Üst taraf ise nerde ülkenin sorunları? hayır sorun değil, pembe dünyanın gerekli işleri var, nedir bunlar? En iyi şarap nerde? zinde kalmak için ne yemeli, nerden giyinmeli vs. Ama israil filistine dair bir ufak haber harici ne var hiçbirşey!.
Başörtüsü dedin mi cumhuriyet allah allah nidaları ile aman cümhuriyet elden gidiyor diyor. Ama zaten cumhuriyeti satmış insanlara bir laf söylenmiyor...
0
sametc
bu televizyon mevzuuu aşırı abartııldı :) ...

amac televizyonun ne için izledindiğini tartısalım ??? yani televizyonda universite takip eden var ????? trt2 kultur kanalını bu kanal ne yayınlar ??? o yuzden kac saat izlediğimiz degil ne için kullandığımız ?

bu arada bm %100 alakasız birşey yazdı : propaganda cıkan butun kitaplar sanki propaganda yapar ? alakası sıfır kitap okumama sebebi icin tek sebep EĞİTİMSİZLİK bu kadar ...

ST'ye katılıyorum bu kanallar televizyonu işe yarar hale getirmeye calışan kanallar ...... entelektuel aracı degil .......

televizyon izleyin ama işinize yarayacak sekilde ......

televizyonu yok saymak sacmalık.

bizim kullandığımız bilgisayarın aslında televizyondan farkı yok annelerimz babalarımız neden kalk artık yeter o bilgisayar basında durmaktan al biraz kitap oku derler ??

ama işe yarar şekilde kullanırsak birşey demezler.

bu arada ben sosyoloji kitaplarından baska kitap okumam.

işinize yarar bir link : http://www.insanbilimleri.com/makaleler/sosyoloji/bir_sosyolojik_olgu_olarak_telev.htm
0
bm
Valla haklisin. malkoc2 oyle deyince ban de 'dogru valla' dedim %100 mu bilmem de, konuyla alakasi tartisilir tabi. Belki FZ'nin isaret ettigi gibi Turkce yazan insanlar propagandayi daha zor farkedilir metodlarla degil direkt olarak (ya mertce ya cahilce onu bilmem) yapmayi tercih ediyorlar, rahatsizlik yaratan o. Caktirmadan yapilsa, 'aa adam da ne kadar objektif' deyip yalayip yutacagiz belki.

TV'ye reaksyonun abartili olduguna da katiliyorum ama bu abarti yaygin olduguna gore bunun kaynagini bilmek de belki aydinlatici olur. TV'siz buyumusler var mi burada bilmiyorum (bizim eve ben 10 yasindayken girmisti) ama ben insanlarin TV'den etkilendiginin bariz alametlerinden rahatsiz olmustum o zaman. Bir sure sonra hemen herkes 'selam' demeye baslamisti mesela. Bir sekilde sagda solda canli insanlardan etkilenmek bana batmazken TV'de duyulandan etkilenmesi rahatsiz edici gelmisti. Tam nedendir bilmiyorum, ama bu konuda yanliz olmadigimi biliyorum. Bu reaksyonun sebebi nedir acaba? Yani sadece TV'nin etkisininin seklini degil, TV'ye reaksyon gosterenlerin TV syretmenin artmasinin neresinden bu derece rahatsiz olduklarina da bakilmis midir acaba? (Bakilmistir tabi de, nerededir bu arastirmalar? Nette var midir? Ben bulamadim.)
0
bm
Bu arada hazir alakasiz seyler yazdigimi kabul etmisken bir de link vereyim (ama MTV, ADD ve cehaletten bahsediyor, alakali yani):

http://philip.greenspun.com/teaching/undergrad-cs [philip.greenspun.com]

(Tamamen katildigimdan degil, icindeki bazi seyleri dogru buldugum icin veriyorum linki.)
0
malkocoglu_2
Birsey daha var: Kanimca kültürümüz, sozel bir kültür.... Bunun en tipik gostergesi, TR'de dehset uygulamanin (killer app) bilgisayarda Excel, vs.. degil CEP TELEFONU olmasidir. Bu bastan beri beni hep sasirtmistir, ama biraz dusununce normal oldugunu anliyorsunuz. (Esek uzerinde cep telefonla konusan koylu fotografi buna cok ilginc bir ornektir). Genel olarak insanlar okumayi degil, MUHABBET etmeyi seviyor. Bu genelde gecerli. Biraz seytanin avukatligini yapmak gerekirse, bunu degistirmek ne kadar gercekci?... Niye herkesin okumasi herkesin akillanmasi gerekiyor? Daha dun unlu fizikci Rich. Feynman'in bir kitabini okuyordum. "Evrensel egitim ile herkes bir Voltair olacakti" diyor, ama "iyi seyler ogrettiginiz gibi kotu seyler de ogretebilirsiniz" . Eger herkesi egitecek vasifli ogretmeniniz yoksa, denemek bosuna olabilir mi? AR-GE'de atilim yapmak icin, Almanya sadece en tepe 10 universitesine muthis kaynak arttirimi yapmayi secti. HER UNIVERSITEYI iyilestirmeye calismadi.



Görüş belirtmek için giriş yapın...

İlgili Yazılar

Banka sistemlerine girip sahte kredi kartı yapan Türk çetesi!

FZ

Bankaların kredi kartı merkezlerine internet yoluyla sızarak elde ettikleri kredi kartı bilgileriyle düzenledikleri sahte kartlarla yüklü miktarlarda harcamalar yaptıkları öne sürülen beşi üniversite öğrencisi 9 kişilik şebeke çökertildi.

Polis, üniversite öğrencileri Selim Günay ve Ethem Tanta'yı sahte kredi kartlarıyla gözaltına aldı. Daha sonra üniversite öğrencileri Sadun Özkaya ile Ahmet Hamdi Güler ve Murat Şahin Malkoç yakalandı. Şebekeyle çalıştıkları iddiasıyla Abdullah Avcı, Mustafa Baloğlu, Nihat Öztürk ve Sibel Karagül de gözaltına alındı.

Yerli Açık Kaynak Kodlu Uygulama Düşmanlığı!

koraypeksayar

Bu sitede hep Özgür Yazılım'ın faydaları, kolay erişilebilirlik, yazılım kod kalitesi ve benzeri konuları yazdık/okuduk durduk.

Hepimiz Özgür Yazılım olgusunun getirilerini çok iyi biliyoruz.

Peki hiç merak ettiniz mi yurdumuzda "Açık Kaynak Kodlu Uygulama" ve "Özgür Yazılım" konusunda "3. parti" yazılımcılar veya "3. parti yazılım geliştirip satanlar" veya "kendini bilişimci sananlar" ne düşünüyor ?

Size çarpıcı bir örnek:

0.006 oranından 0.02 oranına çıkabilecek miyiz?

FZ

AB'ye tam üyelik çerçevesinde 20 Ekim'den beri "bilim araştırma" ve "eğitim kültür" başlıklarında Brüksel ile yapılan tarama müzakerelerinin ilk sonuçları çıkmaya başladı. Brüksel AB standartlarını ve 2010 yılı hedeflerini anlattıktan sonra, Türk heyeti de hedefler doğrultusunda Ankara'nın eksikliklerini sıralayan raporlar hazırladı.

Türkiye, mevcut durumda binde 6 olan bu oranı, 2010 yılında yüzde 2 seviyesine çıkaracağını ilan etti. Ancak Ar-Ge'ye daha fazla ödenek ayrılsa bile araştırmacı kadrosu olmadan bu ödenekleri etkin kullanmak olanaksız.

Eczaneler Microsoft'a Emanet

ErdemDemir

Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde bütün sigorta kurumları "Genel Sağlık Sigortası" altında birleşecek. Ve bu yolda yeni bir adım olarak yeni yılın başından itibaren SSK, bugünden itibaren de Bağkur provizyon sistemleri kapatıldı ve artık bu kurumlardan gelen reçetelerin provizyonları da Emekli Sandığı sistemi üzerinden alınmaya başlandı.

Türkiye'de Açık Kaynaklı Biyoteknoloji

arikan

DNA koddur. Bilgisyar kodu birler ve sifirlardan olusurken, hayat bicimlerini tanimlayan DNA seker, fosfat ve A (Adenine), C (Cytosine), G (Guanine), ve T (Thymine) harfleriyle tanimlanan azotlu baz dizilerden olusmaktadir. DNA ile bilgisayar kodu arasindaki iliski su sekilde saglanmaktadir:

A = 00
C = 10
G = 01
T = 11

Bugun birler ve sifirlar ile yaratilmis yazilimlar acik olarak dagitilabiliyorsa ayni durum DNA kodlari ile yaratilmis biyoteknolojik urunler icin de gecerli olmalidir. Turkiye'de bu durum nasil anlasiliyor?