Tanrının eli Korsan Kültür bakanına değerse...

0
sefalet
İsveç 2005 yılında çıkardığı kanunla hakları saklı eserlerin genelağdan indirilmesi ve paylaşılmasına yasak getirdi. Kanuna karşı gelenleri para ve iki yıla kadar hapis cezası bekliyor. Fakat İsveç'te herkes aynı fikirde görünmüyor özellikle kültür bakanı ve Tanrı.
İsveç kültür bakanı Ivar Wenster kanunun çıkmasından sonra kendini polise ihbar ederek genelağdan şarkı indirdiğini ve bunu da para ödemeden gerçekleştirdiğini itiraf etti. Maksatlı olarak kendini ihbar eden bakan yeni bir tartışma başlatıp getirilen yasakların bir çözüm olmadığını ifade etmek istediğini söyledi. Açılan soruşturma ve dava, bakanın bilgisayarına yıldırım çarpması sonucu düştü (Tanrı ile ilgili kısım :)). Polis tamamen yanan bilgisayardan hiç bir veri elde edilemeyeceğini söyledi.

Wenster, "İsveç'te genel hedef kültürün herkese ulaşabilir olmasını sağlamaktır, bu gerçekleştiği zaman ise size gelip düşündüğümüz bu değildi derler" diyerek tepkisini dile getirdi.

Kaynak: http://www.theregister.co.uk/2006/10/04/struck_by_lightning/

Görüşler

0
bio
Yildirim dusme kismi sakaya benziyor:

"Or at least that is what Ivar Wenster told the police."
0
simor
Onların bir tanrısı mı vardı thor diye?

Hatta yıldırım tanrısımıydı o :)
0
cgl
Bildigim kadariyla Danimarka`da da benzer yonde kanunlar var. Gayet evinize gelip bilgisayarinizi kurcalayip lisanssiz mp3 bulurlarsa guzel bir para cezasi veriyorlarmis,
ama ev ev gezmek biraz zor olsa gerek :)
Belki onlara da tanri yardim ediyordur..
0
FZ
"Mavi Diş" Harald'ın memleketinde de ortalık epey şenlenmiş demek ki. Tabii Vikinglerin torunlarına öyle çat kapı evlerine girilip bilgisayarlarına bakılmasına koyun sürüsü gibi itaat ediyorlar mıdır, bunu düşünüp derin bir tefekküre dalmak icap eder ;-)
0
sosgezbir
Süpermiş :)))))

Ya bu genelağ dediğiniz örütbağ mı?
0
ykarslioglu
Genelağ ve Örütbağ... Bu gibi kelime türetme çabaları tıp dilinde "neolojizm" olarak adlandırılıyor. Neolojizmin hangi bozukluklara işaret edebildiği konusuna hiç girmeyelim isterseniz. Şu anda İnternet kelimesi Genelağ ve Örütbağ'a göre çok daha yaygın olarak kullanılıyor ve sırf bu nedenle daha anlaşılabilir bir kelime durumunda. Amacım yeni bir tartışma başlatmak değil ama bu tür sözde "Türkçeleştirme" çabalarının dilimize yarardan çok zarar vereceğini düşünüyorum.
0
FZ
Enteresan bir yerden girmişsiniz. Şizofreni ve başka zihinsel hastalıklarla bağlantılı bir durumdan yola çıkarak (hastanın sadece kendi anlayabildiği sözcüklerle konuşması) başkalarına da böyle bir şey atfetmeniz beni şaşırttı. Sözcük türetmek, görüldüğü gibi "normal" insanların da kolayca yaptığı bir şey, herhangi bir zararı da yok. Tutarsa tutar, tutmazsa da tutmaz, kıyamet kopmuyor, olsa olsa bir süre eğleniyor ve belki sonunda da yeni bir sözcük katıyoruz dağarcığımıza. Kendi adıma ben genelağ lafını çok daha kolay anlıyorum örütbağa kıyasla, örütbağ sözcüğünü anlamlandırmam ise herhalde birkaç milisaniye daha uzun sürüyor. Anadili Türkçe olan birine anlatırken WWW yani World Wide Web nedir diye, zaten "ağ" demeden konuşmak pek mümkün olmuyor.

Türkçe, her zamanki gibi yolunda tıngır mıngır ilerliyor, ona bir zarar geldiği filan yok.

Meraklısına not: neologism, Neologisms ve neologism.
0
ykarslioglu
Tıbbi literatürde kullanıldığı şekliyle, neolojizm hastanın sadece kendi anladığı kelimeler türetmesi ile sınırlı değildir. Bazen bilinen bir kelimenin alışılagelmiş kullanım alanı dışında veya başkalarınca yadırganacak biçimde kullanılması da bu kapsama giriyor. Ayrıca neolojizm yeni konuşmaya başlayan çocuklarda da sıkça görülen bir durum -ama geçici-. Daha önce yazdıklarımı sizin algılayış biçiminize elbette ki saygı duyuyorum. Aslında katıldığım yerler de var. En çok da Türkçe'nin yolunda "tıngır mıngır" ilerliyor olması kısmına... 40-50 yıl önceki yazılı metinleri bile bugün anlamakta zorlandığımıza göre "tıkır tıkır" değil, hızlandırılmış ve "tıngır mıngır" bir tür evrimden geçmiş olmalı... Saygılarımla.
0
FZ
Konuyu bir hastalık ya da bir "çocukluk" olarak sunup saptırdığınıza artık çok daha güçlü bir şekilde kanaat getirmiş durumdayım.

Bu arada ben 30lu yaşlarımdayım, lütfen bana 1956-1966 arasında yazılmış herhangi bir gazete makalesi, popüler bir yazı, vs. getirin benim o dönemki yaşıtım tarafından yazılmış olsun, bir bakalım kaçta kaçını anlıyorum.

Bu "40 50 yıl öncesinin Türkçesini bile anlamıyoruz, öldük, bittik battık" muhabbeti o kadar çok tekrarlanıyor ki yakında insanlar hiç düşünmeden inanır hale gelecekler bundan korkarım. 50 yıldan daha önce yazılmış, Türkçeye çevrilmiş şeyleri de okudum, illa ki bilmediğim birkaç sözcük çıktı ama dilbilgisi anadilimin dilbilgisi, %99'a yakın anladım okuduklarımın hemen hepsini (örn. Genç Werther'in Acılarının sahaflardan alınma, küf kokulu, nerede ise 60 yıl önce basılmış bir Türkçe çevirisi).
0
ykarslioglu
Ben sizi şahsen tanımıyorum ama daha önceki yazdıklarınızdan ve yorumlarınızdan zihnimde sağduyulu, başkalarının fikirlerine önem veren ve ölçülü birinin portresi oluşmuştu. Bu nedenle samimi düşüncelerimi bir tür "saptırma" olarak ilan etmeniz ve bu fikirleri dillendiren insan sayısının son dönemlerde fazlaca olması dışında hiçbir gerekçe ortaya koymadan, söylediklerimi ağızlara sakız olmuş mesnetsiz lakırdılar seviyesinde görüp değerlendirmeniz beni bir miktar üzdü. Fikirlerim değişti mi? Elbette hayır. Türkçe'ye çağlar boyu büyük zararlar verilmiştir ve bugün de bu "inanılmaz" dile karşı bilinçli aşındırma ve sıradanlaştırma politikaları birilerince uygulanmaktadır. İnanılmaz diyorum, çünkü Türkçe her şeye rağmen dimdik ayaktadır ve ayakta kalmaya devam edecektir. Türkçe'nin uğradığı boyutlarda saldırılara maruz kalan bir çok dil bügün konuşulmamaktadır veya can çekişmektedir. Kimse kimsenin dilini, çenesini bağlayamaz. İsteyen istediği şeyi konuşabilir. Özetle ben Örütbağ ve Genelağ'ı kullanmıyorum. Ama kullananları herhangi bir şekilde şuçlayıp ayıplamıyorum da. Yalnızca kullanılmasını çok "gerekli" bulmuyorum. Şimdiye kadar söylediklerimim özü budur. Eğer saptırmak bu oluyorsa... Ne diyelim. Bu da sizin düşünceniz. Saygılarımla.
0
FZ
Bu nedenle samimi düşüncelerimi bir tür "saptırma" olarak ilan etmeniz ve bu fikirleri dillendiren insan sayısının son dönemlerde fazlaca olması dışında hiçbir gerekçe ortaya koymadan, söylediklerimi ağızlara sakız olmuş mesnetsiz lakırdılar seviyesinde görüp değerlendirmeniz beni bir miktar üzdü.

Samimi olmanız saptırdığınız gerçeğini değiştirmez ki. Dile yeni sözcük katmak durumunda yola çıkarak psikiyatrik vakalardan ve çocukların gelişiminden dem vuruyorsunuz. Bazı akıl hastaları da ve çocuklar da böyle şeyler yapar, sözcük uydururlar diyerek mi bir argüman ortaya koymuş oluyorsunuz? Sözcükler tabii ki uydurulan şeyler, uydurulmayan sözcük mü var? Şimdi bunu yapanlar mesela şizofren yahut çocukluk dönemini atlatamamış insanlar mı?

Fikirlerim değişti mi? Elbette hayır. Türkçe'ye çağlar boyu büyük zararlar verilmiştir ve bugün de bu "inanılmaz" dile karşı bilinçli aşındırma ve sıradanlaştırma politikaları birilerince uygulanmaktadır.

Komplo teorisi üslubu seziyorum ben burada. "Orada bir yerde birileri" sanki oturup "evet, bakalım 5 yıllık Türkçe baltalama planlarımızla ilgili toplantımızın bugünkü gündeminde neler var acaba" diyor. Ülkelerin birbirlerine politik ve ideolojik saldırılarından bahsetseniz anlayacağım da, yüz milyonu aşkın insanın konuştuğu bir dile yapılan "saldırılardan" bahsettiğinizde bunu pek ciddiye alamıyorum. (sefalet'in kulakları çınlasın, yine ölü dillerden, Roma İmparatorluğundan filan örnek verecek diye ödüm kopuyor bu arada :)

İnanılmaz diyorum, çünkü Türkçe her şeye rağmen dimdik ayaktadır ve ayakta kalmaya devam edecektir.

Ne kadar ayakta kalır bilinmez, dilin yaşamaya devam etmesi ya da ölmesi dilin kendisi ile değil kullananların politik ve ekonomik gücü, diğer toplumlarla olan ilişkilerinde güçlü olmaları ile filan alakalı. Türkçeye gelince ortada inanılmaz bir durum yok. Tıpkı Macarca, Fince ya da Japonca gibi Türkçe de tabii ki ayakta ve herhalde bu epey bir süre daha devam eder çok uç noktada kökten bir değişiklik olmaz ise tarihin akışında.

Türkçe'nin uğradığı boyutlarda saldırılara maruz kalan bir çok dil bügün konuşulmamaktadır veya can çekişmektedir.

Amazon ormanlarında yahut Afrika'da ya da Yeni Zelanda'da (ve Hindistan'da) çok az insanın konuştuğu diller mevcut. Acaba bunlar "saldırıya" maruz kalmış diller midir? Türkçenin uğdadığı boyutlarda saldırıya uğramış başka hangi diller vardır? Saldırıya mı uğramışlardır? Hangileri can çekişmektedir ve Türklerin durumuna nasıl benzemektedirler o dilleri konuşanlar?

Kimse kimsenin dilini, çenesini bağlayamaz. İsteyen istediği şeyi konuşabilir.

Evet, dilin gücü de buradan geliyor zaten. Buyursun birtakım "dış mihraklı odaklar" çenemizi bağlamaya çalışsınlar, gördüğünüz gibi yüzlerce yıllık anadilimizin dilbilgisini kullanarak çatır çatır lak lak ediyoruz burada ve her geçen saniye Türkçe biraz daha yayılıyor yazı uzayında. Yayılmıyor mu?

Özetle ben Örütbağ ve Genelağ'ı kullanmıyorum. Ama kullananları herhangi bir şekilde şuçlayıp ayıplamıyorum da. Yalnızca kullanılmasını çok "gerekli" bulmuyorum.

Kişisel yargılarınız zaten bunu belirleyemez ki. Bu ancak bilinçsiz toplumsal bir karar olur. Bir süre sonra ya yok olup giderler ya da "tutulur" ve yaşamaya başlarlar. Gerekli ya da gereksiz, iyi ya da kötü bulmuyorum bu durumu. Milyonlarca yıllık doğamıza uygun davranıyoruz, hepsi bu. O yüzden vahim bir durum olmadığını belirtiyorum ya.

Eğer saptırmak bu oluyorsa... Ne diyelim. Ne şekilde saptırdığınızı yukarıda elimden geldiğince açıklamaya çalıştım.
0
sefalet

Neyse Roma aklında kalmış. :)

Giricem girmesine konuya ama bu sefer haklısın.
0
ykarslioglu
Size sizin üslubunuzla cevap verebilecek biri lazım. O biri ben olmadığım için kusura bakmayın. Zahmet edip buna da cevap yazmayın, okuyacak zamanım olmayacak. Çünkü ben "Örütbağ'da" diğer konuları saptırmakla meşgul durumda olacağım. Zaten sizin gibi her konunun uzmanı kahramanlar da olmasa dünya çekilmez bir yer haline gelirdi. Çünkü ancak onlar gördükleri bir yanlışı düzeltmek uğruna saygısızlık yapmayı bile göze alabilecek kadar ölçülü insanlardır. Hoşçakalın...
0
Tarık
hehe :) bir zamanlar ecevitin öne sürdüğü "kavram" kelimesini duyanların popolarıyla güldüklerini. Sonra sonra kavram kelimesinin diğer bütün eş anlamlılarını yokederek kendine kocaman bir kullanım alanı yarattığını biliyormuydunuz?
0
simor
Örütbağ nedir?

Sanki heryerde kullanılan bir kelime gibi yazmışınız.

Kendiniz mi uydurdunuz?

0
FZ
Kimin uydurduğu ne fark eder? ;-)

Google diyor ki: bu tür sonuçlar mevcut örütbağ sözcüğü ile ilgili.

Kendi hafızamı yokladığımda şöyle bir 10 sene kadar öncesi aklıma geliyor, İTÜ'de pek çok kişiyi GNU/Linux ile tanıştıran Prof. Dr. Metin Demiralp, "World Wide Web" için örütbağ karşılığını kullanıyordu diye hatırlıyorum.
0
simor
Doğrudur FZ ama müsade edersen, ben soruyu sorduğum kişinin cevabını beklemek istiyorum.
0
darkhunter
FM kelime üretmek, türetmek ve türkçe karşılık belirlemek konusunda eğlenceli bir yerdir (geçmiş tecrubelerime dayanarak söylüyorum) :)
0
anonim
Eveet :) anımsadığım öreklerden biri ; "tıkız teker" miydi?
0
anonim
örnek yazmasını becerememişim, hoşgörün lütfen!
0
simor
Burada üretilebilir, türetilebilir, türkçe karşılık belirlenebilir, şahsın bulduğu özgün kelime, hatta işkembeden bile atılmış kelimeler yada terimler kullanılabilir tabi kim karışır. Ne kadar doğrudur-yanlıştır o da tartışılır. Ama kimin uydurduğunun fark etmediği kelimeleri, bilinçsizce ve sadece öztürkçe saplantısıyla önerilmesini bırakın, sanki heryerde kullanılıyormuşçasına ifade etmesi, tepki veya karşıt fikir belirtilmesi zeminini de hazırlar.

Yani yukarda Tarık'ın verdiği örnekte bana göre halkın, cehaletten haberi olmadığı, fakat varolan kelimeleri hatırlatmak yada öğretmek ile önermeyi karıştırmamamız gerekir diye düşünüyorum.
0
simor
düzeltme:

*Ayrıca yukarda Tarık'ın verdiği örnekteki gibi bana göre halkın, cehaletten haberi olmadığı, fakat varolan kelimeleri hatırlatmak yada öğretmek ile önermeyi karıştırmamamız gerekir diye düşünüyorum.
0
SHiBuMiGo
Bu İsveçliler şu Nobel Ödülleri'ni dağıtanlar değil mi? Yıldırım düşmesi gerçekten iyiymiş.
Görüş belirtmek için giriş yapın...

İlgili Yazılar

Mars Kurtarma Görevi Programlama Yarışması

FZ

Telsizden pilotun yardım çağrısı duyuldu: "Mayday, mayday!" ve devam etti, "Elysium bölgesinde yeni bir mağara keşfettik, piramidin hemen yakınında ve ani bir elektromanyetik dalga uzay gemimizin tüm elektronik sistemlerini bozdu, mecburi iniş yaptık. Eğer dünyada bizi duyan birileri varsa, lütfen yardım edin!". Ve sonra sinyal gürültüye dönüştü... Bu mesaj bir saat önce gelmişti ve siz de bunu Dünya Görev Kontrol Merkezinde dinlediniz. Mürettebatı kurtarmanın tek yolu bir araştırma robotunu programlamak ve robotun oraya uçmasını, bozuk uzay gemisini bulmasını, almasını ve sonra da Mars ana üssüne geri getirmesini sağlamak. Dünya ile Mars arasındaki büyük mesafe ve zaman farkından ötürü robota anında müdahele etme şansınız yok, her türlü şeyi önceden programlama durumundasınız.

Oracle Berkeley DB'yi Satın Aldı

FZ

Oracle, özellikle açık kodlu yazılım dünyasında çok popüler olan ve Berkeley DB olarak da bilinen yazılımı geliştirmiş olan Sleepycat'i satın aldığını duyurdu.

Vestel'den Yakıt Pili ve Bor Teknolojileri

FZ

Bora dayalı enerji yatırımlarına ağırlık veren Vestel, cep telefonu, dizüstü bilgisayar gibi taşınabilir elektronik cihazlarda kullanılabilecek yakıt pilini üretti.

Yazılım Patentine Hayır: NoSoftwarePatents.com

Soulblighter

Red Hat, MySQL AB ve üç Alman web barındırma şirketi, yazılım geliştirici Florian Muller ile beraber NoSoftwarePatents.com sitesine destek olmak için birlik kurdu.

Birliğin görev yöneticisi Muller, ABD'deki Patent ve Ticari Marka Ofisinin, Avrupa'daki eşi olan Patent Kurultayının şu an patentlere izin vermediğini söyledi. Fakat, Avrupa Birliği'nin, yazılım patentini oluşturmak istemesi, ABD'deki sisteme benzer bir sistem oluşturacağından yazılım patenti karşıtlarını korkutuyor.

Avrupa Konseyi ise yazılım patentine destek vererek, Avrupa Parlementosuna bu öneriyi sunmuştu.

"Geçen sene Avrupa Parlementosu öneriyi reddedmiş ve yazılım patentine karşı çıkmıştı. Fakat Konsey öneriyi veto edebilir." diyor Muller ve ekliyor "Yazılım patentinden tamamen kurtulmak için Patent Ofisi'nin yazılım patentini tanımadığını bildiren kesin kararı gerekiyor."

Kaynak: NewsForge

Yeni Eğlence Kültürü Sizi Gözetliyor

parsifal

Dijital TV yayınları ülkemizde 2 senedir yayında olmasına rağmen hemen hemen her evde karşımıza çıkmaya başladılar. Yayına başlamaları büyük bir dert olmuştu. Türk Telekom dijital yayın izni vermediğinden yayınlar yurtdışından yapılıyordu. Günümüzde nedir ne değildir pek bilemiyorum.