Kadınlar ve Bilgisayarlar

0
FZ
Kadınlar ve bilgisayarlar. Kadınlar ve programlar. Kadın programcılar. Kadın "hacker"lar. Kadınların bilgisayar bilimleri tarihinde ve endüstrinin gelişiminde, teknolojinin ilerlemesinde oynadıkları rol. Kadınlar ve GNU/Linux. Kadınlar ve projeleri. Kadınlar ve erkekler. Önyargılar ve bunlara karşı mücadele yöntemleri. Akıllı, güçlü, zeki, inatçı, hırslı ve risk almayı seven kadınlar. Pek çok programlama dilini ustaca kullanan kadınlar.

Kısaca kadınlar ve bilgisayarlar üzerine bir yazı. Meraklısına...

Kadınlar ve Bilgisayarlar

Kadınlar Program Yazabiliyor Mu?

Sun Microsystems'te işletim sistemi geliştirme bölümünde çalıştı. ZFS isimli yeni ve yüksek performanslı bir dosya sisteminin geliştirilmesinde önemli rolü var. SPARC, Intel ve Opteron işlemcileri üzerinde Solaris'in geliştirilmesi ile ilgileniyor. Profesyonel yazılımcı olarak çalışmadığı zaman Linux çekirdek programcısı olarak vakit geçiriyor. Arkadaşları ile bara gidip eğlendiğinde TCP/IP içki oyununu oynuyor. 26 yaşında. Matematik lisans eğitimi almış. İsmi Val Henson.

Şu anda Netscape Communications'da çalışıyor. Meşhur Mozilla Internet tarayıcısının GNU/Linux ortamına aktaran anahtar yazılım geliştiricilerden. Daha önce Sun Microsystems, Silicon Graphics ve Apple Computer için çalışmış. Favori programlama dilleri C, C++, Java, JavaScript, Python, Perl, sh, csh, Lisp, Scheme ve FORTRAN. Boş zamanlarında hızlı motosikletlerle gezmeyi, motor yarışlarına katılmayı seviyor. 30'lu yaşlarında. Matematik lisans eğitimi almış. İsmi Akkanna Peck.

İspanya'da büyük bir şirketin sistem ve güvenlik yöneticiliğini yapıyor. Bilgi işlem alt yapısı ondan soruluyor. Resmi Debian GNU/Linux geliştiricilerinden. Profesyonel olarak çalışmadığı zamanlarda Linux dünyasına geliştirdiği yazılım paketleri ile katkıda bulunuyor. Göbeğinde bir Debian logosu dövmesi mevcut, Amaya isimli web tarayıcısı ismini ondan alıyor. Kendi deyişi ile annenizin birlikte olmanızı tavsiye etmeyeceği türden "tehlikeli bir kız". 20'li yaşlarında. İngiliz filolojisi ve dilbilim uzmanı. İsmi Amaya Rodrigo.

ABD'de AskJeeves arama motoru sisteminin web yüzünü tasarladı ve programladı. Şirket bünyesinde araştırma geliştirme projelerine öncülük etti. Geliştirdiği projeler arasında çocuklar için "Hear Jeeves Talk" isimli bir öğretici/asistan da vardı, böylece ajkids.com sisteminin daha kolay kullanılmasını sağladı. Daha sonra büyük bir firmada teknik eğitimlerden, yeni programcıların yetiştirilmesinden ve kodlama geliştirmeden sorumlu olarak çalıştı. Şu anda yeni girişimlerle uğraşıyor. 30'lu yaşlarında. Bilgisayar Bilimleri, Ekonomi, Endüstriyel İlişkiler ve Çince eğitimi almış. İsmi Meltem Yılmaz Toral.

Ortak noktaları: XX kromozomu taşıyorlar ve dünyanın pek çok farklı yerinde kullanılan yazılımları programlıyorlar. Örnekler çoğaltılabilir ancak bu bölüm başlığındaki soruya cevap verdiğimize göre diğer soruya geçelim...

Kadınlar Program Yazdı Mı?

10 Aralık 1815 günü, İngiltere'de bir bebek dünyaya gözlerini açtı. Meşhur şair Lord Byron´ın kızı idi. 1843 yılına gelindiğinde Lovelace Kontesi olan Ada Byron isimli genç kadın, mekanik bir bilgisayar tasarlayan İngiliz Charles Babbage'ın makinası üzerine yazılmış bir Fransızca makaleyi tercüme ederek İngiliz mühendise gönderdi. Bundan etkilenen Babbage, Lovelace Kontesi Ada'dan söz konusu makaleye kendi notlarını da eklemesini istedi. Ada, çevirdiği makalenin üç katı uzunluğuna erişen kendi orijinal notlarını Babbage'a gönderdi ve aralarında yoğun bir iletişim başladı.

Leydi Lovelace'a göre bu tür bir makina uygun şekilde programlanırsa karmaşık müzik eserleri bestelemek, grafik üretmek ve karmaşık matematiksel problemleri çözmek için kullanılabilirdi. Genç kadın haklıydı.

Ada Lovelace, Babbage'a gönderdiği mektuplarda söz konusu makinanın belli ve sonlu sayıda adımdan oluşan bir plan kullanarak ne şekilde Bernoulli sayılarını hesaplayabileceğini tarif ediyordu. Bu plan, bilgisayar tarihinde somut bir makinaya uygulanabilecek olan ilk "bilgisayar programı" olarak kabul edilmektedir.

1979 yılında, ABD Savunma Bakanlığı tarafından geliştirilen meşhur programlama dillerinden birine "ADA" ismi verildi.

Leydi Ada'nın iletişim kurduğu tek büyük yaratıcı Babbage değildi. Sosyal hayatında yer alan isimler arasında Sir David Brewster (kaleydoskop'un mucidi), Charles Wheatstone, Charles Dickens ve Micheal Faraday da vardı. Bilinen ilk bilgisayar programcılarından olan, müzikle, atlarla, ve hesap makinalari ile ilgilenen bu dahi, tutkulu kadın hayata gözlerini yumduğunda sadece 35 yaşında idi.

Ada bu dünyayı terk ettikten yaklaşık yarım yüzyıl sonra, 9 Aralık 1906'da Grace Murray isimli bir kız çocuğu dünyaya geldi. 1928 yılında Vassar College'dan matematikçi ve fizikçi olarak mezun olan genç kadın 1934 yılında Yale Üniversitesi'nden matematik doktorasını aldı. Bu parlak genç kadına göre "bir şeyin şimdiye kadar hep o şekilde yapılmış olması bir gün bambaşka şekilde yapılamayacağını gösteren bir argüman olamazdı".

1943 yılında ABD Donanmasına katılan Grace, Mark I, Mark II ve Mark III bilgisayarları üzerinde geliştirdiği programlardan ötürü donanma nişanı ile ödüllendirildi. Grace artık "koramiral"di.

Olanca hızı ile programlama araştırmalarına devam Grace Murray Hopper değişik derleyiciler üzerinde çalışmaya başladı. Otomatik faturalama ve hesaplamalar için İngilizce komutlardan oluşan ve UNIVAC üzerinde çalışan bir programlama dili geliştirmeye ağırlık verdi. "Programlarımızın tamamını İngiliz dilinden komutlar içeren kolay anlaşılabilir bir programlama dili ile yazabiliriz" dediğinde çevresindeki bilgisayarcılar ve matematikçiler ona güldüler çünkü "bilgisayarlar İngilizce diline benzer bir dille programlanamaz"dı. Meydan okumayı kabul eden Grace üç yıl sonra, 1952'de, COBOL programlama dilini ve derleyicisini ortaya koydu. Dönemin devasa bilgisayarlarında programların düzgün çalışmasını engelleyen gerçek, fiziksel bir böcek bulan Dr. Grace Murray Hopper bilgisayar hatası anlamına da gelen "böcek" ("bug", "debugging", vs.) terimini de kültürümüze armağan etti.

Grace Murray Hopper, 1991 yılında ABD'deki en prestijli bilimsel ödüllerden biri olan Ulusal Teknolojisi Madalyası ile ödüllendirildi. Bunu alan ilk kadın bilgisayarcı idi. Hopper, 1986'da donanmadan çalışan en yaşlı üye olarak emekli olmuş ve 79 yaşında DEC firmasında üst düzey danışman olarak yeni bir kariyere başlamıştı.

Grace Murray Hopper ABD'de bilgisayarlarla uğraşırken dünyanın öteki ucunda çalışmakta olan bir başka hemcinsi ve çağdaşı, Rósa Péter özyineli fonksiyonlar teorisi üzerinde çalışıyordu. Budapeşte'de doğan bu Macar kadın Gödel'in çalışmalarını inceledikten sonra matematikte "özyineli fonksiyonlar teorisi" ("recursive function theory") olarak bilinen alanı kurdu ve 1950'lerin ortasından itibaren bu teoriyi bilgisayar teorisine uygulamaya girişti. 1976 yılında yayınlanmış son eseri "Recursive Functions in Computer Theory" isimli kitabı alandaki en önemli kitaplardan biri olarak kabul edilmektedir.

1970'li yıllara gelindiğince yoğun bir şekilde çalışmakta olan kadın bilgisayarcılardan biri de Dr. Adele Goldberg idi. Alan Kay ile Smalltalk isimli ilk nesneye yönelik programlama dilini geliştiren Adele Goldberg, XEROX PARC (Palo Alto Research Center) laboratuvarlarında çalıştı. Katkıda bulunduğu Smalltalk dili ile WIMP (Windows, Icons, Menus, Pointers) sisteminin prototipleri üretildi. WIMP sistemi bugün Microsoft Windows, Apple, KDE, GNOME, vs. gibi grafik kullanıcı arayüzlerinin atası idi.

Tarih, bilgisayarlar ve hayalgücü sınırsız ancak sayfalar sınırlı, ikinci başlıktaki soruyu da cevapladığımıza göre bir başka soru soralım...

Kadınlar Bilgi İşlem Dünyasına Başka Katkılarda Bulundular Mı?

Bilgisayar deyince nedense çoğu insanın aklına sadece oturup kod yazmak geliyor. Ne kadar hatalı bir düşünce! Büyük sistemlerin geliştirilmesinde proje yönetimi de büyük rol oynar. Peki ya takılıp kaldığımız anlarda imdadımıza koşan yazılım belgeleri, dokümantasyon, hayatımızı kolaylaştıran açıklamalar, bunların bir dilden dile çevrilmesi? Bunlar olmadan çalıştığımı düşünemiyorum bile!

Internet üzerinden bir grup zeki insanı bir bilgi işlem dokümantasyon projesi etrafında örgütlemek, onları çekip çevirmek, ortaya tutarlı bir bütün çıkarmak, insanları organize etmek, bütün bunları gülümseyerek, sabırla ve dünya standartlarında yapmak kolay bir iştir diye düşünecek olursanız, bir daha düşünün derim (ya da kendiniz deneyin ve acı dolu günler geçirin ;-) Bu tür zor bir işin altından kalkmak için iki zeki, yenetekli, disiplinli ve çalışkan kadın gerekiyordu.

Eğer bugün GNU/Linux kullanan ve Türkçe konuşan insanlar herhangi bir ek çaba harcamadan sistemlerini Türkçe kullanabiliyor, hata mesajlarını ve destek bilgilerini anadillerinde alabiliyorlarsa, pek çok karmaşık işin Linux tabanlı sistemler üzerinde adım adım nasıl yapılacağını tek bir kaynaktan, tutarlı bir şekilde "NASIL" (HOW-TO) belgeleri ile öğrenebiliyorlarsa bunun sorumlusu Deniz Akkuş Kanca ve Nilgün Belma Bugüner isimli iki kadındır. gnu-tr ve belgeler.org gibi, çok ciddi koordinasyon bilgisinin yanı sıra teknik dokümantasyon oluşturma bilgisi de gerektiren projeleri örgütleyen bu iki kadın yıllarca sessiz sedasız ve gönüllü olarak çalışmalarını yürüttüler ve pek çok insanın emeğini tek bir potada eritip dünya standartlarında bir proje yönetimine imza attılar. Bu işle uğraşırken bir yandan da profesyonel iş hayatı, eğitim hayatı, aile, ev işleri gibi başlıbaşına birer yük teşkil eden şeyleri de bileklerinin hakkı ile hallettikleri düşünülecek olursa karşılarında saygı ile eğilmemek mümkün değil.

Bilgisayarcı Kadınlar ve Erkekler Diğer Kadınlara Nasıl Yardımcı Olabilir?

Sanırım okuyucu bilgi işlem ve yazılım geliştirme dünyasında kadınların neler yaptığını ve yapmakta olduğunu ve yapabileceğini somut örneklerle görerek birtakım önyargılarından kurtulmuştur. "İyi de ben önyargılı değildim ki zaten!" diyeceklere bir çift söz: Epey objektif ve cinsiyet ayrımı yapmadığını iddia eden bu yazının yazarı bile teknik konular, bilgi işlem ve karmaşık programlama dünyası söz konusu olduğunda bir kadınla karşılaştığında bir anlık dahi olsa şaşırmaktadır. Kadınlara karşı söz konusu önyargılar toplum tarafından çok küçük yaşlardan itibaren bilinçaltımıza kazınan önyargılardır ve bunlardan kurtulmak maalesef hiç de kolay değildir. Söz konusu önyargılar sadece erkeklerin değil kadınların da beynine yine anneler, babalar, öğretmenler, medya, vs. tarafından işlenmekte, neyin kadınlara yakışıp yakışmadığı (!), kadınların hangi alanlarda daha iyi olduğu (!) öğretilmektedir.

Kadınlar dünya nüfusunun yarısını oluşturmaktadır ve örneklerle de gösterildiği gibi kadın bilgisayarcılar da en az erkek bilgisayarcılar kadar zeki, yaratıcı, disiplinli ve çalışkandırlar. "Valla ben kendi alanımda çalışan bir kadın bilgisayarcı ile karşılaşmadım" hissiyatında olan bir erkek/kadın bilgisayarcı iseniz bu muhtemelen yeterince araştırma yapmadığınızı, tarihten ve güncel durumdan bihaber olduğunuzu göstermektedir.

En önemli önyargılardan biri yazılım geliştirmenin, kodlamanın insanı, sosyallikten, insani ilişkilerden, birebir iletişimden uzaklaştıran bir iş olduğu ve bu yüzden de sosyal yanları daha gelişmiş olan kadınların programlama alanına soğuk baktıkları fikridir. Kadınların yazılım dünyasında desteklenmelerine dair önemli bir HOW-TO belgesi yazmış olan Val Henson'ın bu konudaki fikri ise gayet çarpıcı, bu usta programcıya göre programlama dünyası siz ne kadar isterseniz o kadar sosyal ve kadınlara da gayet kolayca yakıştırılabilen edebiyat, roman yazmak, vs. gibi işler programlamaya kıyasla çok daha anti-sosyal, bir odaya kapanıp gerçekten de uzunca süre yoğunlaşarak ve insanlarla iletişim kurmadan sayfalarca kitap yazmanız gerekiyor ancak kimse kadınlara yazarlığı yakıştırmamazlık etmiyor. Kültürel şartlanmışlıkların mantığı nasıl bükebileceğine dair güzel bir örnek.

Eğer daha medeni, uygar, gelişmiş bir toplum istiyorsak, daha yaratıcı, canlı bir dünya istiyorsak hemen her alanda kadınları desteklemek zorundayız, kadınlar ve erkekler olarak buna mecburuz, Einstein'ın belirttiği gibi gerçekten de önyargıları parçalamak bir atomu parçalamaktan zor ancak yavaş yavaş bunu gerçekleştirmeye başladık. Eğer siz de bilgisayarla uğraşıyorsanız ve daha güzel bir dünya istiyorsanız kadınları kendi alanınızda destekleyerek, özellikle genç öğrencilerin hevesini yönlendirerek ciddi bir fark yaratabilirsiniz. Yapmanız gereken çok fazla bir şey değil, cinsiyetçi bir dil kullanmamak, her yaştan, ırktan, görünümden kadına öncelikle insan, sonra da kadın oluşundan ötürü saygı duymak dikkat edilmesi gereken en temel şeyler. Bunun yanı sıra, medyanın ayrımcılık yaptığının farkında olmanız, bilgisayar reklamlarında ve özellikle bilgisayar oyunlarında ağırlıklı olarak erkeklerin hedeflendiğinin farkına varmanız, kadınların genellikle erkeklerin dikkatini çekecek bir cinsel meta olarak kullanıldığını görmeniz de önemlidir.

Önyargılar kırıldıktan sonra daha somut şeyler de yapmak mümkündür, mesela bilgisayarla ilgili kadınların birbirlerini destekledikleri, bilgi paylaşımında bulundukları organizasyonlar kurmak, seminerler, kurslar, vs. düzenlemek. Bu amaç doğrultusunda kurulmuş ve açık kodlu projeler etrafında bir araya gelen kadın geliştiricileri ve kullanıcıları hedefleyen iki uluslararası organizasyon bir örnek teşkil edebilir: LinuxChix.org, women.kde.org ve debian-women.opensource-knowhow.com.

Dilerim bu yazı bilgisayar dünyasında kadınlara karşı oluşmuş önyargıları kırmada bir nebze dahi olsa faydalı olur.

Ben bu yazıyı hazırlarken yazmış olduğu "How to encourage women" belgesi ile bana yardımcı olan Val Henson'a ve Dr. Dobb's Journal yazılım dergisinde tüm zamanların en eğlenceli programlama yazılarını yazan Verity Stob'a teşekkür ederim. Ben şimdi gidip biraz kitap okuyacağım. Ellen Ullman tarafından yazılmış "The Bug" isimli romanı, bir bilgisayarcının zorluklarla ve maceralarla dolu öyküsünü okuyacağım. Bakalım bizim programcı zorlu hatayı giderebilecek mi ve bakalım yetenekli bir kadın programcı aynı zamanda iyi edebiyat yapabilmiş mi ;-)

12 Ağustos 2004, İstanbul
Emre Sevinç
İstanbul Bilgi Üniversitesi
eMBA Yazılım Geliştirme Bölümü
emres at bilgi edu tr

Kaynaklar

http://blogs.sun.com/val
http://infohost.nmt.edu/~val/
http://infohost.nmt.edu/~val/tcpip.html
http://www.amayita.com/
http://www.shallowsky.com/moto.html
http://www.shallowsky.com/resume.html
http://people.debian.org/~amaya/
http://www.cs.yale.edu/homes/tap/Files/ada-bio.html
http://cs-www.cs.yale.edu/homes/tap/Files/hopper-medal.html
http://www.cs.yale.edu/homes/tap/Files/hopper-story.html
http://www.cs.umd.edu/hcil/muiseum/goldberg/goldberg_page.htm
http://women.acm.org/
http://belgeler.org/
http://sourceforge.net/projects/gnu-tr/
http://www.linuxchix.org/
http://women.kde.org/
http://tldp.org/HOWTO/Encourage-Women-Linux-HOWTO/
http://www.amazon.com/exec/obidos/tg/detail/-/0385508603/103-1671367-5846248
http://debian-women.opensource-knowhow.com/

Görüşler

0
SHiBuMi
Türkiye'de IT projelerinde çalışan birçok kadın var. Kimisi analiz yapıyor, kimisi kod yazıyor, kimisi proje yöneticisi... Şimdiye kadar kadın olmasından dolayı IT tabanlı bir işi yapamayan bir kadına raslamadım :)
0
FZ
Ve fakat ben "kadından bilgisayarcı olmaz", "olsa bile bir kadın bilgisayarlardan o kadar anlamaz", "anlasa bile bir erkek kadar anlayamaz", "anlasa bile yani işte hacker filan olmaz olamaz, olmamalı", "yani hadi oldu diyelim, bak etrafındaki kızlara var mı ki öyle, yaa bak gördün mü, onlar istisna" diyen çok erkek tanıdım. Bu yazı belki biraz da öyleleri okusun diye yazıldı, gerçi öyle bir insan bu yazıyı okuduktan sonra fikrini değiştirir mi o ayrı.

Ciddi anlamda cinsiyetçi bakış açıları söz konusu, özellikle Henson'ın hazırladığı o HOW-TO belgesinde buna çarpıcı göndermeler var. Bu tabii bilgisayar özelinde değil, uzunca yıllardır dünyaya hakim olan düzende artık bu doruk noktasına varmış durumda, cinselliksiz pek bir kitle iletişimi, pazarlaması yok gibi. Ve belki de bu yazının kendisi dahi bunu destekleyen bir şey olarak gösterilebilir, öyle olabilir ancak umarım öyle değildir şimdiye dek bu yazıyı okuttuğum ve bu konularda hassas hiçbir kadından negatif tepki almadım (gerek bilgi işlem sektöründen olsunlar, gerek başka sektörlerden) o bakımdan içim bir nebze rahat.
0
bm
şimdiye dek bu yazıyı okuttuğum ve bu konularda hassas hiçbir kadından negatif tepki almadım

Tamamen farkli birsey sorayim: ezber/klise tepkiler (elinize saglik harika olmus, essek linuxcu/mukrosoftcu/sagci/solcu/murteci/dinsiz vs.) disinda yazdiginiz yazilara gerekceli negatif tepki almaniz ne sIklikta oluyor? Ben bazen eger alisilagelinmemis tarzda yapilirsa insanlarin analarina sovulup 'eline saglik' yahut 'iyi olmus' tepkisi alinabilecegini dusunuyorum.
0
FZ
Eğer yazı akademik bir makale değilse, bir profesöre ya da bir Dr.ye vermiyorsam pek olmuyor çok ciddi ya da teknik eleştiri :) Öyle bir durumda, yani en azından şu anda eğitim aldığım yerde genellikle gayet rahat açıyorlar ağızlarını yumuyorlar gözlerini alıyorlar ellerine kalemi ya da çıkıyorlar tahtaya, yeri geldiğinde epey sert eleştiriyorlar. İyi ki de böyle çünkü onlar benim hocalarım ve işleri de bana hatalarımı gösterip beni yönlendirmek ve bunun için hiçbir şeyden kaçınmamak.

Bunun haricinde, yazdığım bu tür görece popüler medya türü yazılarda nadir de olsa eleştiri aldığım oluyor çevremdeki hassas, titiz, kılı kırk yaran ve gerekçe öne süren insanlar tarafından ancak bu gerçekten de çok nadiren oluyor, yani işte negatif yönlere dikkat çeken türde... Nadiren de olsa olması, yani etrafımda böyle insanların olmasından ötürü ise çok şanslı olduğumu düşünüyorum çünkü ancak o zaman bir gelişme söz konusu oluyor.

Buradaki yazıyı bir bilgisayarcı kız arkadaşıma okutmuştum, robotik konusunda doktora yapan ve işi gereği yoğun olarak programlama ile de uğraşan bir araştırmacı, kendisi genellikle yazının başlığına benzer başlıklar gördüğünde acayip kıllandığını (tabiri caizse) ve pek prim vermediğini, bir kadın olarak bu tür yazılara karşı her önyargılı/negatif olarak yaklaşmaya hazır olduğunu belirmişti. Hatırladığım kadarı ile en detaylı eleştiriyi getiren de yine aynı kişiydi ancak eleştirileri negatif değildi. Yazıda eril bir dil görmediğini ve klişe ifadelerle karşılaşmadığını bu yüzden de içinin rahat olduğunu söylemiş ve dikkat edilmesi gereken başka bazı noktalara da değinmişti.
0
bm
O zaman benim aklima gelen su: bu kadinlarin resimlerini koymaktaki maksat ne? Bir suru insan hakkinda yazi cikiyor resim filan koymuyoruz. Verilmek istenen mesaj 'ustelik o kadar da cirkin degiller' mi? Oyleyse, bunu niye merak etmemiz bekleniyor? Paul Graham'i, Kent Pitman'i merak ettik mi? (Gerci Greg'in resmi ciktiydi, simdi hatirladim ama bu kadar yazdiktan sonra silmeyecegim).
0
FZ
Nihayet biri sordu! :)

Ben de diyordum ki herhalde yazı çok sıkıcı, millet bi ilk paragrafa bakıyor sonra da hemen yorumlara zıplıyor, yorumlar daha heyecanlı geliyor o yüzden aradaki kadın programcıların resimlerini görmüyorlar bu yüzden de buna dair bir şey yazmıyorlar.

Evet, Greg'in resmi koymuştuk. Biraz benim tarzım, resim falan seviyorum ben (bazen, mesela merak ettiydim gidip Paul Graham'ın fotosunu bulmuştum, ne bu kardeşim adam lisede bize nerd derlerdi hiç popüler olamadık filan diyor diye, yakşıklı adammış esasen). Gerçi şunu da hatırlarım, gazetelerin köşe yazılarında yazarın fotosunu görünce, yani ilk gördüğüm günlerde çok şaşırmıştım, ne gerek var ki diye düşünmüştüm. Tabii benden daha keskin olanlar da var, toprağı bol olsun, Derrida mıydı kendisi ile yapılan son röportajlardan birinde bu foto mevzusuna değinen, uzunca bir süre asla foto vermemiş basına, hatta kendi çevresinden bahsediyordu, bir felsefe kitabının arkasında mı ne yazarın küçük bir fotosu basılmış galiba büyük olay olmuş, tepkiler filan...

Burada yazının nesnesi kadınlar, yani kadınların yaptığı işler, bilgisayar dünyasında yaptıkları ama aynı zamanda önyargının da hedefi olarak kadınlar, belki o şekilde de bakılabilir resimlere. Ama şöyle de düşünülebilir, bu adam bu yazıyı okutmak için kadınların resimlerinden mi faydalanıyor? İşin aslı bu yazı, tarihe dikkat edilirse epey önceden yazıldı, çıkması planlanan bir bilgisayar dergisi için, dergi işi biraz yılan hikayesine dönünce ben de yazdığım yazı çürüyüp gitmesin diye burada yayınladım. Dergi için foto filan seçilmişti. Aynı dergide Stallman ile ilgili bir yazı için de foto seçilmişti mesela (ama o yazıyı ben yazmadım, yazarı düşünsün yayınlayıp yayınlamayacağını ya da fotoları ne yapacağını).

Öte yandan buraya konulan fotolar yazı için özel çekilmiş fotolar değil, foto sahiplerinin (Lady Ada'yı saymazsak) kendi rızaları ile çektirip Internet'e koydukları fotolar. Sağdan soldan sitelerine linkler var ve bu fotolar da görünüyor, dolayısı ile bir teşhir durumu var ise bu, söz konusu kadınların dışında olan bir şey değil, ha ama mesela Derrida'nın tavrı gibi olur, genel olarak kamuya açık herhangi bir yere foto koymaz, koydurtmaz o zaman o tabii daha tutarlı olur, öyle olsaydı ben de zaten olmayan bir şeyi koyamazdım.

Güzellik, çirkinlik meselesine gelince valla bunu kimsenin merak etmesini beklemiyorum. Yani mutlaka merak eden de olur ama zorunlu olarak merak etmek gibi bir şey söz konusu değil elbet. Tabii kişiden kişiye de değişiyor ölçüler. Benim ne güzel kadın ya da adam dediğime bir başka adam ya da kadın yok yahu çok abartıyorsun ya da tam tersi çok çirkin diyor filan. Şimdi düşündüm tabii belki de öyle bir önyargı da vardır, çok başarılı, zeki, gecesini gündüzünü bilgisayar vermiş bir kadın çirkin olmalı, çekici olmamalı ki çok sosyalleşmesin odasına kapanıp bilgisayarla uğraşsın falan gibilerinden, belki bu tür önyargıları da kırar buradaki fotolar, "evet o kadar da çirkin değiller, hatta gayet güzeller, çekiciler ve gecelerini gündüzlerini de zaman zaman bilgisayarlara, kodlamaya vakfedebiliyorlar."

Ama belki de hepten yozlaşıyoruzdur kimbilir, Cumhuriyet gibi yılların tutucu gazetesi arka sayfasına renkli foto koyduktan ve o fotolarda bazen kadınlar falan da olduktan sonra...
0
malkocoglu_2
IT projelerinde yuzde olarak kadinlar, her zaman erkeklerden daha az olacaktir. Muhendislik fakultelerinde de ogrenci yuzdeleri ayni sekilde olaraktir. Bunu, cok sevdigim hanim programci arkadaslar olmasina ragmen soyluyorum.

Sebepler soyle: IT programciligi bir muhendislik, muhendislik te "doga uzerinde bir guc egzersizi" ise, bu guc egzersizi her zaman erkeklere daha dogal geliyor. Teknik lider seviyesinde tek bir IT programcisi hanim ile tanistim (ABD'de) ve bu kizcagizin da hormonel bir bozuklugu vardi.

Yanliz burada sapla samani da ayirmak lazim: Muhendislik ve temel bilimler ayri konular: Temel bilimlerde itici kuvvet "meraktir", ve bu hem erkegin hem de kadinin biyolojik yapisinda mevcuttur.

Evi kollama, anac guduler tabii ki kadinlarda daha fazla olacaktir. Amerika'da bunun bir ismi bile var: "Biliyorsunuz, hanim oldugu icin bolgesini cok koruyor (territorial)" derler. En son Bush tarafindan bakani Condelizza Rice icin kullanilmis bir sozdur bu.

Iki cins arasinda bir fark vardir, ve bu farki esitlemeye ugrasmak yerine (egitim sart kardesim :)) farkliliklardan yararlanmak herhalde en iyisi olacak. Tabii firsat esitligi her zaman, ve her zaman mevcut olmali.







0
FZ
Yüzdeler ileride nasıl değişir bilemem ama genellikle sosyal ve kültürel oluşumların, yapıların biyolojik temellere indirgenmeye çalışılmasını ciddi bir mantık hatası olarak gördüğümü belirtmek durumundayım.

İTÜ'de ve Boğaziçi'nde pek çok insan önemli mühendislik derslerini Prof. Dr. Esin İnan'dan aldılar mesela, evli barklı, bölgesini koruyan, herhangi bir hormonal bozukluğuna şahit olmadığımız gayet gösterişli, alımlı, dinç ve pek çok uyuşuk genci cebinden çıkarabilecek bir kadın. Mekanik derslerini en iyi anlatan hocalardan biri.

Matematiği doğa üzerinde bir güç egzersizi görmeyeceğini düşünerek matematik profesörü olan kadın hocalardan çok bahsetmeyeceğim ama diferansiyel denklemlerin "olayının" doğa üzerinde güç egzersizi olduğunu düşünecek olursak yine aklıma İTÜ Matematik Müh. bölümünden meşhur uygulamalı matematik hocaları geliyor, yaptıkları işi aslında kendi adıma mühendislikten pek farklı görmüyordum (bu ayrı bir tartışma ama olsun...).

Elbette ki kadınlar ve erkekler farklılar, beyinlerine bakmak bunu görmek için yeterli ve tabii ki kadınlara gidip erkek gibi davranın, erkeklere gidip kadın gibi davranın demek gibi bir saçma iddiam yok, olamaz da. Daha önce de belirttiğim gibi ciddi anlamda önyargılar söz konusu, bunları gördüm ve bundan ötürü böyle bir yazı yazdım. Tabii biraz da "insanın doğası şudur, budur, değişmezdir", vs. tarzı yaklaşımlara olan karşı duruşum da var, özellikle sosyal bilimlerde, mevzuyu açıklamaya çalışanların kayıtsız şartsız kabul ettiği aksiyomları sanki birer matematiksel ve evrensel mutlaklıkmış gibi göstermelerine karşı bir duruş, bunun uzantısı. Son olarak da özellikle kadınların, kız çocukların çok çok kötü muamele edildikleri bir ülkede yaşıyor olmanın getirdiği bir hal var. Unutmayın ki bu ülkede hala özel olarak "kız çocuklarınızı okula gönderin!" diye kampanyalar düzenlenmek zorunda kalınıyor. Bayan Rice'ın ülkesindeki kadınların durumunu çok iyi bilemeyeceğim ama kendisiyle bağlantılı organizasyonların ortalığı kan gölüne çevirdikleri bölgenin yakınındaki bir ülkede yaşayan kadınların ve özellikle kız çocukların durumu şimdilik pek parlak görünmüyor.
0
malkocoglu_2
Bu tartismalarda taraflar cogunlukla "dogustan mi, cevreden mi (nature vs nurture)" konusunda bir kere anlasmalidir. Sahsen insanin dogasinda ikisinin de payinin olduguna dair pek cok sey okudum, ve son zamanlarda, "dogusa" daha fazla kayma var... Mesela gecende genetik konusunda sunum yapan bir hocanin video kayitlarinin seyrettim. Ilginc olcumler var; Tek yumurta ikizleri, ayni evde ve ayri evde buyutulen guruplar halinde IQ testlerine tabi tutuluyor. Sonuclar ilginc: Ayri evlerde buyumelerine ragmen ikizlerin IQ'su birbirine cok yakin. Yani, dogumdan gelen bazi ozellikler degismiyor.

Soyut matematik, merak ister. Kadinlarin olmasi hic sasirtici degil.

Ayrica muhendislikte "hic kadin yok" demedim. Yuzdelerden bahsediyorum. Ve IT dunyasindan, ve kadin/erkek esitiligi konusu bizden daha ileride olan bir ulkeden sayilarla ornek gosterdim. Okudugum universite de sirf muhendislik uzerindeydi ve kadin ogrencilerin yuzdesi ... tahmin edin... yuzde on! Biz erkek ogrenciler bundan cok sikayetciydik tabii ki, istemez miydik kardesim 50/50 olsun su is!?.









0
FZ
Güzel bir ana geldi bu tartışma tam da bilişsel psikoloji ödevim için zekâ araştırmalarını tarihsel olarak kıyaslıyordum, 60'lı yıllar ile 90'lı ve 2000'li yıllar. Önemli bir isimle karşılaştım: Arthur Jensen [1]. Bir psikolog, dünya çapındaki isimlerden. 1969 Şubat'ında Harvard Educational Review dergisinde kitap kalınlığında 123 sayfalık bir makale yayınlatınca ortalık birbirine girmiş: "How Much Can We Boost I.Q. and Scholastic Achievement?"


Şu alıntı önemli:


Around 1962, Jensen began extensive testing of black, Mexican-American, and other minority-group school children, developing a series of "culturally-free" intelligence tests that could be administered in any language. The results of that program soon led him to distinguish between two separate types of learning ability (or intelligence): Level I, or associative learning, may be defined as simple retention of input--that is, rote memorization of simple facts and skills; Level II, or conceptual learning, is roughly equivalent to the attribute measured by I.Q. tests--the ability to manipulate and transform inputs--that is, the ability to solve problems.

Statistical analysis of his findings led Jensen to conclude that Level I abilities were distributed equally among members of all races, but that Level II occurred with significantly greater frequency among whites than among blacks (and among Asians somewhat more than among whites). (Moritz, p. 211)


Şüphesiz genler önemli ama önceki yorumlarımda da belirttiğim gibi bu yaklaşım beni biraz kıllandırıyor ki yani insana, zihne, beyne acayip mekanik bakan bir adam olmama rağmen, her şeyin temelde materyal düzlemde açıklanabileceğini, öyle beyin bir yerde, ruh/zihin bir yerde falan olmadığını düşünmeme rağmen doğrudan indirgemeci yaklaşımları (istatistiki olanlar da dahil çünkü orada yöntemle ilgili her zaman eleştiri getirmek mümkün) biraz tehlikeli buluyorum. Yani mesela anaya bak, babaya bak, ikisi de vasat zekada olsun, ne bileyim fosur fosur sigara içiyor olsun, eyvah çocuk salak doğacak de, sonra bakıyorsun çocuk sağlıklı doğuyor ve gayet de zeki oluyor filan. Yani işte bu genlere filan bakıp olabildiğince çok şey öğrenelim, hastalıkları kökünden çözmeye çalışalım falan ama kültürel bazı şeyler filan söz konusu olduğunda daha dikkatli olmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Bu konularda benim de kafam karışık, yani dilbilim alanında da mesela çok ciddi doğa-çevreye-karşı (nature versus nurture) tartışmaları yapılır, tabii ki terazanin bir kefesini iyice aşağı bastırınca garip fikirler çıkıyor ortaya. Önemli olan nasıl bir etkileşim olduğunu neyin nerede başlayıp nerede bittiğini modelleyebilmek önemli. Yoksa yani tek yumurta ikizlerinin davranış kalıplarının birbirlerine çok benzemesi gibi durumlar gün gibi ortada ve bu beni şaşırtmıyor, aksi olsa şaşardım.

Şu kadınlar meselesine gelince, okuduğun okulda sadece %10 oranında kadın olduğunu söylemek bir şey, buradan yola çıkarak, bakın ABD gibi bir ülkede böyle ise demek ki kadınlar bu konularla ilgilenmiyor, bu konuda ciddi bir başarıları yok demek bambaşka bir şey. Sonuçları temel sebepler olarak göstermek gibi bir şey. Ben bunun bu şekilde öne sürülmesine karşıyım, objektif oranların objektif olmadığını falan iddia ettiğim yok tabii ki. Derdim önyargılarla. Yani mesela bilimkurgu dünyasında da Ursula K. LeGuin diye biri çıkana kadar kadınların pek esamesi okunmazdı, kadın geldi ne kadar ödül varsa silip süpürdü çok farklı kesimlerden biri sürü bilimkurgucunun hayranlığını, saygısını kazandı filan... Bazı şeylerin ne zaman ne şekilde değişeceği belli olmuyor, o yüzden de bu bağlamda "evrensel" kural çıkarmalara karşı ben biraz karşı duruyorum, tabii örnekler çoğaltılabilir.

1. http://www.indiana.edu/~intell/jensen.shtml
0
malkocoglu_2
Tabii ki tek ornekler, ve cok basarili ornekler cikacaktir. Benim soyledigim gununu bilminin + ortadaki yuzdelerin bir resim cizdigidir.... Eger teori deneylere uymuyorsa, deney sayilarini mi degistirecegiz, teoriyi mi? Hah!

Tabii ote yandan; Su ana kadar ortaya atilmayan faktorler var midir? Muhakkak vardir. Mesela erkek kardesleri olan, hem de kendinden daha kucuk erkek kardesleri olan ablalar acaba muhendislikte daha basarili oluyor mu? Bu da ilginc bir olcum olabilir, ve ailelerini bildigim bazi arkadaslarin durumu, bu teoriyi destekliyor gibi.

Onyargilar o kadar kotu seyler degil, onemli olan "dogru onyargilara sahip olmak". :) Kimse onyargisiz degil, yoksa etrafinizda dunya dedigimiz bu cok bilinmeyenli denklemden firlayan muthis veriye karsi savunmasiz kalirdik.

Her zaman acik bir zihinle yaklasmak cok onemli, ve kisiye dayali davranislar her zaman o kisiye dayali olmali. Daha once bahsettigim IT teknik lideri hanim, mesela, stres altinda bazen aglayan ve elestiriyi kaldirmayan bir arkadasti. Projenin ust seviye (senior) teknik lideri olan arkadas bir barda bu konuyu gundeme getirdi, biz de dedik ki "bu kadinda demir var, distan zayif gozukuyor ama altta cok dayankli, allah ne verdiyse yuklen". Ve hakikaten de ust seviye lider oyle bir yuklendi ki, acaba bu sefer de fazla mi kacti diye dusunmeye baslamistik. Fakat heyhat! Hanim canlandi, ve ise oyle bir hakim oldu ki, dogruyu yaptigimizi anlamis olduk. Dedigim gibi, kisi hakkindaki kararlar kisi odakli olmali. Ama genellemeler yapiyorsak, o zaman sayilara ve son bulgulara bakacagiz. "Hosumuza gitmemesi" baska bir durum, o azicik ideolojiye, yanlis onyargiya girer. Bizim hosumuza giden de, hanimlarin daha onde olmasidir. Bundan sadece erkek dunyasi ve tum muhendislik dunyasi yararli cikar.
















0
demolish
"Onyargilar o kadar kotu seyler degil, onemli olan "dogru onyargilara sahip olmak". :) Kimse onyargisiz degil, yoksa etrafinizda dunya dedigimiz bu cok bilinmeyenli denklemden firlayan muthis veriye karsi savunmasiz kalirdik."

önyargı dan benim anladığım "peşin hükümlü olma, prejudice" dır. sanırım kastettiğiniz paradigma, bakış açısı "düşünce temeli,modeli, paradigm" kavramı.

"dunya dedigimiz bu cok bilinmeyenli denklemden firlayan muthis veriye karsi savunmasiz" kalmamak için bir bakış açısına, düşünce modeline sahip olamamız gerektiğini Hareket in tanımı ile açıklayabiliriz.

http://www.physics.ibu.edu.tr/Webders/fiz213/hareket/tekboyut.html

Evrende durgun hiçbir nesne yoktur.Her nesne bir şeye yada bir yere göre hareket halindedir.bu bakımdan bir cismin hareket durumunu incelerken ilk yapılması gereken şey,hareketsiz kabul edilen bir referans sistemi seçmektir.Bu;bir nokta,bir cisim yada eksen olabilir.Hareket durumunu incelediğimiz cisim zaman içerisinde seçtiğimiz referans sisteminde duran bir noktaya yaklaşıyor yada uzaklaşıyorsa hareket halinde olduğunu ,noktaya olan uzaklığı değişmiyorsa hareketsiz olduğunu söyleyebiliriz.Örneğin seyir halindeki otobüste bulunan yolcu , oturduğu koltuğa göre hareketsiz,yol kenarındaki bir ağaca göre hareketlidir.
Bir cismin;sabit kabul edilen bir referans sisteminde duran bir noktaya göre yerdeğiştimesine hareket denir.

http://stu.inonu.edu.tr/~glyilmaz/odev.html *

Hareket bir cismin sabit kabul edilen bir noktaya göre konumunun devamlı değişmesi demektir. Hareket gözlemin yapıldıgı referans sistemine göre tanımlanır. Yere göre hareket halindeki bir trende oturan yolcu, trene göre hareketsiz kabul edilirken yere göre hareketli kabul edilmektedir. Yerde duran bir kişi yere göre hareketsiz gözükürken uzaydaki bir gözlemciye göre, dünyanın uzaydaki yolculuğundan dolayı hareketli gözükecektir. Netice bir referansa göre hareketsiz gözüken cisim ya da sistem, başka bir referansa göre hareketli olabilmektedir. Bu durumda MUTLAK REFERANS SİSTEMİ diye bir şey gösterilemez. Ancak seçilen bir referans sistemi duruyor kabul edilerek hareket ona göre belirlenir.

* glyilmaz ben değilim.

***

ilginç yorumlar için

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=paradigma


0
bm
ABD'yi ornek olarak kullanmak ne derece dogru bilmiyorum. Madem istatistikler konusuluyor hatirladigimi soyleyeyim: o kadar gayret edilmesine ragmen benim bolumde benim bulundugum zamanlarda mezuniyet/giren orani 1/8 idi Amerikali kadinlar arasinda. Yabanci kadinlar 2/2iydi ama. Genelde %50 civariydi bu istatistik (yabanci erkeklerde buyuk bir fark olmuyordu hatirladigim). Bunun sebebi buyuk olcude Amerikali kadinlari kabul etmek icin kota olmasa da politik baski olmasiydi. Orada hakikaten bir sekilde kadinlar bu tip seylere meyletmiyorlar, edenleri de devlet zoruyla ittirme hali, kudurmus feministlerin manasiz etkileri, abaza adamlar, 'bu kadini kesin alalim' diye sacma isler yapan kabul komiteleri maymuna ceviriyor. (zencilerde durum daha beterdi, 'doktora yapan iki zenciden biri bizde, yasasin' derken herif 'bu zorlukla mi ugrasicam' dedi, is buldu gitti, herkes uzuldu! (abartmiyorum iki degilse de 10 degildi mesela o sene icin)).

Bu tabi doktora programlari icin BS/MS icin durun biraz farkli, para faktoru de var isin icinde. Burada hem okul bedava hem insanlarin kendilerini ailelerine baktirmalari ayip kabul edilmiyor. Okullardan borclu mezun olunmuyor. O zaman calisacak olsun olmasin girebiliyorsa kizlarimiz girip okuyorlar. Sirf muhendislige degil, tibba filan da bakmak lazim istatistiklerle oynayacaksak.

Yani lafi keseyim: ABD ornek iyi degil galiba bu konularda. Olmasin da. Ben Malkoc'un yazdigi konusunda kararsiz olsam da, usenmeyip yazan Amerika gormus bir Turk oranin bir takim aptalliklarini Allahin emri gibi buraya uydurmaya kalkmadi diye cok memnun oldum. Benim neslimde oranin moda akimlarinin papagani olmus cok Turk var. Yani 'pozitif ayrimcilik lazimdir' filan da diyebilirdi dugmesine basilmis teyp gibi. (Bu tip insanlar nedense orada hep devletin zorladigi seyleri 'iyi' diye belleyip buraya uygulamaya kalkarlar, devletin ellemedigi seyler icin de 'bizim halkimiz xxxdir, burada serbestilik olmaz' derler. Firsat bu firsat bunu da sokusturayim buraya.)
0
conan
Amerika'daki Grace Murray Park'i ve uzerinde gecen kis yaptigimiz maymunluklar :) (Parkin onunde oturuyorum da :)

http://gsu.linux.org.tr/~conan/P2061158.JPG
0
FZ
Oranın sakinleri ertesi gün uyandıklarında aman allam uzaylılar gelmiş, kocaman şekiller ve anlaşılmaz dilde yazılar yazmışlar demedi mi?

I see dead people... I see stupid people... bööö :-P
0
tongucyumruk
Bu güzel yazının bir kopyası da TR.Net Kadın Sitesi [kadin.tr.net]'nde yayına girdi.
0
Nightwalker
Bu yazıdan feyz alan bir başka haber de hemen ardından gelmiş. Burada [kadin.tr.net]
.
Haberden şu alıntı ilginç :

Emotive Alert’ (Duygusal Uyarıcı) adını verdiği yazılım sistemi, cep telefonları ya da telesekreterlere bırakılan mesajların duygusal analizini temel alıyor. Bu yeni yazılım, mesajların ilk on saniyesindeki sesin tonunu, heyecanını, öfkesini ve sevincini çözümleyerek mesajları önemlerine göre sıralıyor.


Yaw bir de kadınlar duygusaldır deyince kızarlar :)

Bu arada bu yazının üstüne eklemek için aradığım Harward rektörünün kadınlara dair yaptığı açıklamanın linkini yine aynı sitede buldum. O da burada [kadin.tr.net].
0
bm
Fikirden emin degilim ama adam hic olmazsa biraz omurga sahibi oldugunu gosterip geri basmamis. ABD'de o cevrede linc ederler adami boyle lakirdi etti diye. Onlarin da aptalliklarindan biri bu, aman n'olur bunu ithal etmeyelim. (Ayni seyi zenci filan icin soyleseydi istifa etmisti bu adam bunun basinda ciktiginin ertesi gunu.)
0
FZ
Sayısal olarak kaydedilmiş ses dalgalarını analiz edip bazı parametreleri belirlemek duygusaldan ziyade epey bir anatilik zekâ gerektiriyor diye düşünüyorum.

Öte yandan söz konusu araştırmacının araştırma konusundan ziyade haberin Hürriyet'ten veriliş şekli ilgimi çekmişti benim, Hürriyet'in ilk sayfasından, sağ üst köşenin epey büyük bir kısmını kaplayan bir foto, annesi ve meşhur sinema sanatçısı Gülşen Bubikoğlu ve yanında kızı (habere konu olan araştırmacı) boy fotoğrafı, gülümseyip objektiflere poz verirken. Uzaktan bakıldığında teknik/bilimsel bir haberde ziyade mankenlerle ilgili bir gazete haberi gibi duruyordu, iyice yaklaşıp yazılara bakınca "Bilgisayara Duygu Kattı" gibilerinden bir şey yazıyordu ve altında da bir iki paragraflık açıklama (detayı gazetenin iç sayfalarında idi).

Haberin nesnesinden ziyade haberin veriliş şekli ilgimi çekmişti. Bir başka ilgimi çeken şey ise bilişsel bilimle ilgili siteleri, bilgisayarla ilgili siteleri, e-posta listelerini vs. takip eden ve buraları takip eden insanlarla sürekli temas halinde biri olarak bu haberi buralardan bir yerden değil de Hürriyet'ten bu şekilde öğrenme vakasını düşündüğümde bana hala garip geliyor. Ya Hürriyet başarılı bir gazetecilik örneği sergilemiş, atlatma bir haberle bunu herkesten önce duyurmuştu, yankılarını gelecek günlerde diğer yayın organlarda, uluslararası basında görecektik ya da ...

Burada tabii yanlış anlamaya mahal vermemek lazım, söz konusu araştırmacıyı Hürriyet'in haberinden öğrenmedim, öncesinden de biliyorum, bu tür konularla uğraştığını falan ve kesinlikle burada yazdıklarım onunla ya da çalışmaları ile ilgili eleştirileri değil, medya analizi bağlamında eleştiriler ve merak edişler. (Ya da belki ben önyargılıyım).

Harvard rektörünün haberine link verilmesi de güzel olmuş tam da burada tartıştığımız konularla bağlantılı. Rektör açık seçik biçimde benim karşıtı olduğum görüşleri dile getirmiş, yani işte üst seviyeli pek çok durumun, sosyal durumun, kurumlardaki insanların araştırma geliştirme, vs. alanlarındaki başarılarının sosyal yapı ile değil biyolojik yani doğuştan gelen şeylerle ilgili olduğu görüşü. Burada da çok dikkatli olmak gerekiyor diye düşünüyorum, pozitif ayrımcılık falan gibi enteresan kavramlar ve tabii bunlar da eleştiri oklarını üzerlerine çekebilir. Genellikle o rektörün çizgisinde olan insanların söylemi "ya evet arada böyle istisnai durumlar olur, tek tük çok başarılı kadınlar (zenciler, asyalılar, vs.) çıkabilir elbet ama istatistiklere baktığımızda..." Ben ise şöyle düşünüyorum çok değil daha bir yüz yüzelli yıl öncesinde Avrupa'nın göbeğinde kadınların üniversiteye gitmesine hiç iyi gözle bakılmıyordu, bugün Madame Curie olarak bilinen meşhur araştırmacı, iki Nobel sahibi ta Polonya'dan kalkıp Fransa'ya gelmek zorunda kalmıştı okumak için. Benzer şekilde akademik ortama girmelerine izin verilir verilmez pek çok başarılı esere imza atan kadınları düşününce... %10, %20, bunlar bana pek bir şey ifade etmiyor, şöyle düşünüyorum, o toplumsal çerçeve, o şartlar içinde şöyle böyle bir oran. Eee? Bunu neyin argümanı olarak kullanacağız? Şöyle mi olması gerekiyordu? Kadınlar akademilere girme hakkı kazandılar ve bir anda bir baktık aaa %60-%70 oranında var oldular tüm alanlarda. Doğrusu bunca kısa sürede böyle bir durum olsa idi, herhalde o zaman şaşırmak gerekirdi. Şaşırtıcı olan şimdiki durum değil. Ben hala toplumsal yapıların bireylerin hayatınca ciddi rol oynadığını ve bu yapıların tam da toplumsal oluşlarından ötürü kendi kendilerini desteklemek ve yeniden üretmek üzere çalışageldiklerini düşünüyorum, aksi olsa zaten bir acayip olur, tabii ki kendi kendini destekleyecek ve sürdürmeye çalışacak (ancak bir tür merkezi yönetim, ya da komplo teorisi gibi düşünmeyelim burada, biraz dağıtık zeka [distributed intelligence] gibi bakmakta fayda var). Dolayısı ile o yapının içinde olan insanların da "doğal olan budur" demesi, dedirtmesi ya da öyle algılaması çok garip olmasa gerek. Ve tabii ki bunu benimseyen bireylerin her halükarda bunu "doğa"ya atfetmeleri, biyolojik koşullara dayandırmaları kendileri açısından anlamlı olacaktır çünkü devreye hemen "doğa yasaları" kavramını sokmak mümkün olabilecektir, zafere giden kolay yol! Tartışma elbette biraz parça bütün ilişkisine de giriyor, bundan kaçış yok ancak yukarıda söylediklerimi tarihi çerçevede düşünecek olursak yine çok değil birkaç bin yıl öncesini, ne bileyim bir antik Yunan dünyasını yani bugünkü Ege kıyılarını, orada yaşayan site devletleri düşünecek olursak oradaki hayatı anlamakta güçlük çektiğimizi görebiliriz, onlar için "kölelik" kavramı "tabii ki" gayet doğal olan bir şeydi. Yapının, toplumsal yapının öğelerinden biriydi bu. Belki de öyle bir toplumda doğup büyümemiş bir insanın dışarıdan hele de birkaç bin yıl sonrasından bakıp anlaması (belki de bu yüzden) zor. Bir başka örnek, madem tartışma kadınlar üzerinden gidiyor, kadın erkek ilişkileri, aşk, duygusallık... Vakti zamanında okuduğum tartışmalardan bir örnek, acaba aşk, duygusallık, vs. dediğimiz olgu, günümüzdeki ifade şekilleri "doğal" mı? Bir kesim var ki bunu Orta Çağ'da gündeme gelmeye başlayan yapılara, oluşmaya başlayan alışkanlıklara ve dönemin şövalye edebiyatına falan bağlıyor, sonrasında yine benzer bir çizginin devamı, Shakespeare külliyatı ve ondan esinlenerek ortaya çıkan bir sürü benzer söylem. Farklı bir tarihte, farklı bir toplumda (yine Ege'ye dönelim, acaba benzer durumlar var mıydı yoksa kendi "doğal"ımıza alışmışız ve bu yüzden o zamanki yazıları çözsek bile onların o günkü anlamlarına ulaşmamız çok zor mu?) aynı şekilde miydi kadın erkek ilişkileri? Kültürün yani insanların sosyal canlılar olarak ortaya koydukları bir hayli sofistike yapıları küçümsememek lazım diye düşünüyorum. Konu hala tartışmaya açık ve indirgemeci yaklaşımlara prim verirken dikkatli olmak gerekiyor (üst yapıları yani toplumsal yapıları her şeyin merkezine koyan teorilere yaklaşırken dikkatli olunması gerektiği gibi).
0
bm
Genellikle o rektörün çizgisinde olan insanların söylemi "ya evet arada böyle istisnai durumlar olur, tek tük çok başarılı kadınlar (zenciler, asyalılar, vs.)

Ben o rektorun cizgisini bilmiyorum, yanliz Asyalilar kimsenin listesine girmiyor bu durumda. Kadin veya erkek, en azindan ABD'de gayet basarililar.

Cizgisi belli insanlardan da alinti yapayim desteksiz atmamis olayim:

"The IQ of East Asians (Koreans, Chinese, Japanese) is about 106, of Eurowhites 100, "blacks" in America 85, blacks in Africa 70. He does not in the book deal with Jews, but Ashkenazi Jews average 115. The East Asians have a particular advantage in mathematics." (Yine cizgisi belli Rushton'dan alinti yapiyor)
( http://www.fredoneverything.net/Rushton.shtml )

Yani o listede cizgi kastedilen sekilde belli olsa dahi 'Asyali' yok.

Kalanina diyecek birseyim yok benim su anda (FZ'nin yazdigi makul geldi bana).

ABD'de devlet destekli dayatmaci 'esitligin' uygulama ve/veya esasi hakkinda aykiri dusunenene zaten teror uygulaniyor akademik cevrede. (benim tahminim) O rektorun dedigi gibi bazi seyleri arastirmak da kabil degil orada. Saflar belli, muazzam politik rant kapilari acilmis ve yamyamlar yerlerine yerlesmisler, ondan geri donus biraz zor.

Biz eger bu konulari anlamak ve 'halletmek' istiyorsak, salim kafayla kendi yolumuzu mumkun mertebe etki altinda kalmadan cizmemiz lazim (bizim katili iceri tikmama, tecavuzcuyu dunya evine sokma, ilkogretimi erkek cocuklarla kisitli zannetme gibi problemlerimiz var zaten!).

0
Nightwalker
"Konu hala tartışmaya açık ve indirgemeci yaklaşımlara prim verirken dikkatli olmak gerekiyor (üst yapıları yani toplumsal yapıları her şeyin merkezine koyan teorilere yaklaşırken dikkatli olunması gerektiği gibi)."

Bence olayın özü burda yatıyor. Adam önyargılı veya değil "Konuyu bir araştıralım diyor".

Doğaya atfetme konusuna gelince. Ben şimdi desem ki fiziksel olarak doğal nedenlerden dolayı kadınlar erkeklerden daha güçsüzdür. Herhalde kimse çıkıp "hayır bakın dünyada şu kadar kadın vücut geliştirme şampiyonu var, bunlar ortalama erkeklerden daha güçlü olduğuna göre bu durum sosyal şartlardan kaynaklanıyor."

Neden ? Çünkü konu ile ilgili pek çok bilimsel çalışma yapılmış ve benim öne sürdüğüm durum kabul edilmiştir (şu an için).

Ama aynı teoriyi zeka için öne sürsem Rektör bey gibi linç edilme noktasına gelirim. Peki neye dayanarak ? Bu konuda yapılmış pek çok ve Kesin bilimsel çalışmaya mı ? Hayır. O zaman eşitlik teorisi de diğer teori kadar ön yargıya dayanmıyor mu ?

Bu konu bence felsefi tartışmaya açık değil 21.yy da. Ancak bilimsel (psikoloji ve sosyoloji bana göre) bir tartışma yapılabilir konu hakkında. O da bizim öne sürdüğümüz mantıksal kanıtlar yerine somut kanıtlara dayanmalıdır.

Unutulmaması gereken bir nokta bu çalışmaların yalnızca IQ değerlendiremesinin yeterli olmadığı. Çoklu zeka testleri (ve belki EQ testleri) ve pek çok faktörün işin içine katılmasının gerkliliğidir. Yoksa sanırım bir kaç çalışma var IQ karşılaştırması yapan ancak bilimsel açıdan yeterli görmediğimden google araması dahi yapmayacağım IQ konusunda. Ama diğer çalışmalar ile ilgili belge bulursam burada paylaşırım.


0
FZ
Keşke her şeyi araştırmak fiziksel güç gibi bir şeyi araştırmak, tartmak kadar kolay olsa idi. Fiziksel güç kıyaslaması yapmak çok daha kolay, en güçlü ve vücut geliştirme çalışan erkeklerin kas hacimlerinin ve kaldırabildikleri fiziksel ağırlıkların en güçlü ve yine benzer yöntemlerle vücut geliştirme çalışan kadınlara nazaran daha üst seviyelerde olduğu net olarak görülebilen bir durum, burada bir tartışma söz konusu değil elbet.

Kendi adıma her türlü fikrin tartışılabilmesinden yanayım dolayısı ile kimsenin linç edilmesini falan istemem ama tabii ki eleştirilecektir, rektör ya da bir başkası, hiç kimse sert eleştirilerden muaf değildir.

Zekâ konusunda, evet katılıyorum gerçekten de problemli bir konu ve çok çeşitli yaklaşımlar geliştirildi, halen de ciddi bir araştırma ve tartışma konusu, Gardner'ın çoklu zeka (multiple intelligence) kuramı mevcut ancak buna karşı da ciddi eleştiriler var, ölçüm yapılır mı yapılmaz mı falan...

Sanırım konu gittikçe dallanıp budaklanıyor ve temel yaklaşımlar gözden kaçıyor, en başından beri kadınlara dair mutlak bir şey iddia ettiğim yok. Mesele şu: toplumsal yapılar, gelenekler, görenekler, çeşitli kültürler, vs. pek çok şeyi çok küçük yaştan beri bize dayatıyorlar, ahlak, değerler, vs. Bunların bir kısmını benimsiyor, bir kısmını belki ileriki yaşta eleştiriyor ve reddediyoruz. Cinsiyete dair bakış da kültürlerin önemli öğelerinden biri, değerler sisteminde önemli yer işgal ediyor ve bunu dilin kullanımından tutun tavırlara kadar pek çok yerde görebiliyoruz. Eşitlik sözcüğünün dahi bu denli tacize uğraması ve kimi bağlamda kinayeli şekilde kullanılması buna bir örnek olarak gösterilebilir. Açık söyleyeyim, derdim eşitlik değil adalet. Adil davranma, olabildiğince benzer koşullar sunma. Siz toplumunuzdaki kız ve erkek çocuklara, genç kadınlara ve genç erkeklere benzer koşullar sunarsınız ondan sonra bunların içinden hangi grup daha başarılı olur falan bu aslında belki çok da önemli değil. Daha sonra araştırılabilir hangi grup neden nasıl başarılı oldu, filanca kesimin ortalama zekası falanca kesimin ortalamasını neden nasıl geçti ama derdim bu değil şu anda, derdim başlangıç koşullarını olabildiğince birbirine denk kılmak. Bu dünya adil bir yer değil diyebilirsiniz, ben de hedefimiz buna yaklaşmak olmalıdır bu bir limit, bir tür ideal olsa da, derim. Biz imkanları adil olarak dağıtalım ondan sonra genetik olarak beyni, sinir sistemi daha gelişmiş olan kişi buyursun benzer yemekleri yemiş, benzer kitapları okumuş, benzer fiziksel imkanlarla muhatap olmuş arkadaşlarından 1000 kat daha başarılı olsun, dahiyane fikirler üretebilsin, buna en ufak bir lafım yok. Benzer şartlara (ancak tabii bu benzerlik işin püf noktası belki de, benzerliği nasıl ölçeceksiniz) maruz kalmış kadınlar ve erkeklerden varsın erkekler bir süreliğine belli bir alanda %90 daha güzel, sağlam, orjinal çözümler üretsin, buna da bir lafım olmaz (tekrar tekrar dikkati çekeyim, nereye kadar ve nasıl bir benzerlik, tartışmaların araştırmaların kilitlendiği noktalardan biri, çetrefilleştiği alanlardan biri!).

Zeka araştırmaları ile ilgili önemli isimleri çok güzel bir harita şeklinde, birbirileri ile ilişkilerini de vurgulayarak gösteren bir site tavsiye edebilirim, Indiana Üniversitesi'nden:

http://www.indiana.edu/~intell/map.shtml

Bu arada Arthur Jensen 1969'da yayınladığı makalesinden ötürü 1970'lerde linç edilmedi ise kolay kolay kimse edilmez herhalde:

http://www.indiana.edu/~intell/jensen.shtml

0
bm
Eşitlik sözcüğünün dahi bu denli tacize uğraması ve kimi bağlamda kinayeli şekilde kullanılması buna bir örnek olarak gösterilebilir. Açık söyleyeyim, derdim eşitlik değil adalet. Adil davranma, olabildiğince benzer koşullar sunma.

Ben bu farki tam anlamiyorum. 'Esit'ligin dibi cikti diye simdi adaletin de mi dibini cikartmaliyiz? Diger taraftan icin icinde adalet girince, bazi yollar aciliyor gibi. X bireyi A hareketini yaparsa sonucun toplumun adalet dagitici kurum tarafindan B olarak belirlenmesi X'in cinsiyetinden bagimsiz olsun ifadesi bir asgari musterek olabilir. Olabilir ama, bunu yapmaya kalktiginiz dakika TC'de bile yerlesik duzeni havaya ucurmus oluyorsunuz (bosanma/vesayet, emeklilik, kanunun verdigi izin haklari vs.) Burada muazzam bir karmasiklik var: sadece yaygin kultur cinslere farkli davranmayi dayatmiyor, isin icine zorlayici gucu tekeline verip 'adaleti sen dagit' dedigimiz kurumlar girince dogrudan devlet-vatandas iliskisini sorgulmaya itecek iyi veya kotu ornekleri bulmak kolaylasiyor.

Adaleti 'benzer firsat sunmak' seklinde tarif ettiginizde zaten 'sosyal' cins bir adaletten bahsediyorsunuz ve devletin "suc islemezsen karismam" seklindeki edilgen adalet dagitici rolunden, "cocugunun ne duyduguna neye inandigina kadar karisirim" (parantez icinde 'onlarin iyiligi icin, adil olani budur' var) dedigi aktif ve bir sekilde on plana cikmis arzulari kanuni dayatma sekline donusturen rolune geliyoruz. Ben bunda bir takim hurriyetlere bulasan, soylenmeden icsellestirilen bir kabul olmasi bakimindan acik ve adi konarak yapilandan cok daha fazla etkisi olan bir tekinsizlik seziyorum.

Bu tartismalar TC baglaminda (ozellikle kanun filan varsa aklimizda) su anda akademik buyuk olcude. Can guvenligi vs. konularda dahi basarili degiliz bildiginiz gibi. Esit filan da degiliz tabi. Ben yegenim icin yahu su okullari sIkIstiralim, bilgisayar icin ak koyun kara koyun ortaya ciksin diye tepinirken, ayni topraklar uzerinde (belki daha fazla maddi imkana sahip) bir baskasi yegenini kime 'verecegini' dusunuyor su anda. Ben o insanlara karismak istemiyorum, cunku o otoriteyi kendimde gormuyorum. Siz goruyor musunuz? (Istedigimize 'varmadi' diye cinayete varan fiziksel zarar vermek farkli, sokakta katillerin dolasmasina karismaktan bahsetmiyoruz.)
0
FZ
Devletin zaten çocuğun her bir şeyine karıştığını düşünüyorum, okul müfredatını herhalde gelip bana ya da bir başka vatandaşa sormuyorlar. 8 sene boyunca çocukların maruz kaldığı eğitimin içeriği ve veriliş şekli devletin belirlediği sınırların pek dışına çıkamıyor (iyi okul, iyi hoca olur falan benim kast ettiğim ülkedeki okulların, devlet okullarının büyük kısmı).

Kendi adıma devletin zırt pırt bir şey dayatması taraftarı değilim, gücün nasıl kötüye kullanıldığını gördük. İlla ki bir baskı unsuru olacaksa bunun yine sivil toplumsal yapılarla gelmesi şimdilik daha hayırlı gibi görünüyor yani işte nasıl ki bir üniversitenin bir uygulamasını yerin dibine sokmak gibi düşüncelerimiz olabiliyorsa ya da benzer durumlarda bazı şeyleri dile getiriyorsak, hadi bir araya gelelim falanca organizasyonun kabusu olalım, bir daha böyle hatalı bir şeyi yapmaya tövbe etsinler diye düşünebiliyorsak benzer şekilde davranılabilir diye düşünüyorum cinsiyet ayrımının yapılageldiği oluşumlara. Sivil baskı unsurları, sivil teşvik unsurları, vs.

Kendimde elbette ki mutlak ve ilahi bir otorite görmüyorum, kendisine bu otorite atfedilen her türlü şeye de itiraz ederim zaten. Benim gördüğüm güç sahibi insan çevresine bir şey dayatıyorsa, misal yeğeni olan kızı birine "vermek" (sanki karpuz alıp birine hediye ediyor!) bu hakkı kendinde gören biri kendine epey bir otorite ve iktidat atfediyor demektir, yarın öbürgün başka şeyleri de rahatlıkla yapabilir diye düşünüyorum, hal bu iken ben de kanunlar ve sivil oluşumlar çerçevesinde bu tür insanlara, bu tür çevrelere karşı her türlü baskıyı oluşturmayı meşru bulurum. Bunun yolu elbette politik mücadele de olabilir ve zaten o noktaya geldiğimizde politika dediğimiz şey belli bir düşünceye göre davranan bir grubun üstünlük elde etme çabasından başka nedir ki? Masum mu? Değil, sonuçta düzenler kurmak, düzenler değiştirmek, insan hayatı söz konusu. Ancak bu, ben bir şeylere müdahale etsem de etmesem de söz konusu. O yüksek maddi güç sahibi (belki bir aşiret reisi) şahıs maddi gücü ve ailevi durumundan gelen iktidarı ile su gibi para harcayıp yüce meclise milletvekili olarak girdiğinde benim ve benim çocuklarımın, arkadaşlarımın, onların çocuklarının hayatlarına doğrudan müdahale hakkına kavuşmuyor mu kanun üretme organında doğrudan oy sahibi biri olarak? Bu durumda ya da ben de kendimi ve çevremi onunla eşit güce getirmeye çalışırım ya da işte yukarıda belirttiğim gibi belli bir organizasyon çerçevesinde, eğer ki karşı çıktığım uygulamalar, yapılar, vs. var ise bunları değiştirmek için çaba gösteririm. (Gösteriyorum, gösterdim demiyorum... çok somut bir eylem gösteremem ama belki de burada yazıyor olmam bile, yani birilerinin bir şeyler okumasını sağlıyor olmam bile aslında bir tür müdahale değil mi, konuşarak ve yazarak okurun beynine müdahale etmiyor muyum, propaganda eline pankart alıp meydana fırlamakla olmuyor sadece öyle değil mi, nasıl ki büyük medya, vs. inceden inceye kendi fikriyatını dayatıyorsa ben de belki o kadar ince ve sinsi olmadan bazı şeyleri açık açık dillendiririm kamuya açık platformlarda, tabii bu, alışılmış politik mücadele ile kıyaslandığında ne kadar esamesi okunur bir çaba olur o ayrı).

Konuyu yine dağıttım galiba, biraz toparlayayım. Tepeden inmeci bir müdahaleciliği benimsediğimi düşünmüyorum, özgürlük kavramı çok önemli, insanlar özgür bırakılmalı ancak benzer argümanla benim de her türlü şeye müdahale hakkım, mücadele hakkım var, nasıl ki bir kamu kurumuna müdahale etmek istiyorsak bahsettiğimiz şekilde, yani ben kadınları mal gibi kocalarına veren yapıyı da ciddi bir kurum olarak görüyorum, o yapı da hiç de öyle basit bir bireysel şey gibi görünmüyor bana, hele ki biraz daha gelişmiş olanları, ağalık, aşiret düzenleri falan gayet sofistike ve köklü organizasyonlar, illa ki bir temsilcilik binası, tabelası, tüzel kişiliği falan mı olması gerekiyor üzerlerine gitmem için?
0
bm
Tepeden inmeci bir müdahaleciliği benimsediğimi düşünmüyorum,

Ben de dusunmuyorum! O terminoloji o sonucu dogurabiliyor aman dikkat diyorum.

özgürlük kavramı çok önemli, insanlar özgür bırakılmalı ancak benzer argümanla benim de her türlü şeye müdahale hakkım, mücadele hakkım var,

Tarzina bagli olarak elbette. (yegenim oldurecek beni bunlari okursa) Mesela 'len ne yapiyorun kizi bilgisayar okutmaya tesvik ederek, onu evermek lazim' derseniz, ben ben de 'ifade' ozgurlugumu yedi sulaleniz hakkindaki goruslerimi bildirerek kullanabilirim.

nasıl ki bir kamu kurumuna müdahale etmek istiyorsak bahsettiğimiz şekilde,

Burada ayriliyor olabiliriz. Kamu kurulusuna mudahalede kamu kurulusunun ferde karsi ozel kurulustan cok farkli bir yukumlulugu ve yaptigi islerde kullandigi otoriteyi vatandaslardan almasi soz konusu. Istanbul valisi yarin 'seytana tapmak iyi seydir, bunu gelistirecegiz' derse onun gecimiyle direkt oynama hakkimiz olur, XXX Koc yahut Ali Velioglu bunu derse ona ayni seyi yapamayiz.

yani ben kadınları mal gibi kocalarına veren yapıyı da ciddi bir kurum olarak görüyorum, o yapı da hiç de öyle basit bir bireysel şey gibi görünmüyor bana,

Bana da oyle gozukmuyor. Bireysel insiyatifle bozulmasina kanunla engel oluyoruz ustelik efektif olarak (tore indirimi vs.). Yanliz orada arguman biraz farkli, direkt olarak kanunla ustune gimek yerine 'aramizda katil istemiyoruz' da isliyor. BSDM'e kayan cinsel tercihlere de devlete mudahale ettirmiyoruz, ama 'ben bu islerden vaz gectim' diyen fiziksel siddete ugramaya devam ediyorsa orada ferdi korumak icin toplum araya giriyor.

hele ki biraz daha gelişmiş olanları, ağalık, aşiret düzenleri falan gayet sofistike ve köklü organizasyonlar, illa ki bir temsilcilik binası, tabelası, tüzel kişiliği falan mı olması gerekiyor üzerlerine gitmem için?

Kanunla uzeine giderseniz zaten o kanunlari bu sefer baska tarafa cekmeye yarayan tuzel kisilik edinirler caktirmadan. (katiliyorum tabi).
0
bm
Kendi adıma her türlü fikrin tartışılabilmesinden yanayım dolayısı ile kimsenin linç edilmesini falan istemem ama tabii ki eleştirilecektir, rektör ya da bir başkası, hiç kimse sert eleştirilerden muaf değildir.

Bir iki daha vereyim, rektor konusunda. (ABD olculerine gore, Turkce sifatlarla)

Adamakilli liberal (sag) site: (Ozet: 'kihkihkih')
http://www.reason.com/sullum/012105.shtml

Hafif merkez-sol site: (Ozet: daha dusunceli ama arada 'kihkihkih')
http://slate.com/Default.aspx?id=2112570&

Feminist site: (Ozet: 'essek istifa et')
http://www.now.org/press/01-05/01-20-Harvard.html


0
FZ
MIT'den bir biyolog kadın galiba rektörün konuşması esnasında kalkıp gitmiş, daha sonra da "eğer kalsaydım ya kusacaktım, ya bayılacaktım, o sözlere daha fazla dayanamazdım" demiş sanırım, reason sitesinde mi bahsediyordu ne... O bakımdan, benim de aşırı bulduğum bir tepki. De ki karşındaki kadın düşmanı olsun gerçekten, yani ona karşı çıkmanın yöntemi yolu sözler karşısında kusacağını ya da bayılacağını söylemek olmamalı diye düşünüyorum. Dogmatizm nereden gelirse gelsin kötü. Karşımdaki adam aşırı solcu da olsa, aşırı sağcı da olsa, dindar biri de olsa, dinsiz de olsa, kadın düşmanı da olsa, ırkçı da olsa en nihayetinde eğer ki yaptığı fikrini bildirmek ise buna karşı fikir bildirilir ve eğer söylendiğinin saçma olduğu düşünülüyorsa sebepleri bir bir sayılıp adamın üzerine gidilir. Bir adama ne zaman istifa et denir, ola ki görevini kötüye kullandığını falan görürsünüz, ne bileyim işte birisinin hakkını yediğini görürsünüz yani somut ve karşı çıktığınız bir eylem olduğunu görürsünüz o zaman istifa et eşşek, şu tür bir haksızlık yapıp zarar verdin insana (insanlara) denir.
0
FZ
Uçan Süpürge'ye de selamlar! :)
0
demolish
yazıyı okuyunca cok eskiden okuduğum, adını unuttuğum bir kitapta geçen adı geçen bir kadını hatırladım. kitap meşhur bilimadamlarının hayatlarını anlatıyordu. kadının adını hatırlayamadım, aklımda tek kalan yürek burkan bir hayat hikayesi olduğuydu.

biraz araştırınca buldum.

http://www.focusdergisi.com.tr/bilim_insanlari/1000_yilin_dahileri/00210/
0
bm
Ben de hep Rosalind Franklin'e uzulmusumdur. ( http://en.wikipedia.org/wiki/Rosalind_Franklin ).
0
FZ
FM'yi takip eden kadınlar arasında, bu önemli ve değerli araştırmacıya dair söz konusu vikipedya maddesini Türk diline kazandırabilecek biri var mıdır acaba diye düşünüyorum.
0
FZ
Curie'nin bilimin doruklarında gezinirken karşısına özel hayat bahanesi ile abuk sabuk şeyler çıkarılması sanırım Türkiye'de yaşayan insanlar olarak çok yabancısı olmadığımız bir şey. Başarılı ve zeki bir kadının erkeklerle kurduğu duygusal/cinsel ilişki(ler) ile benzer pozisyondaki bir erkeğin kadınlarla kurduğu duygusal/cinsel ilişkiler asla aynı şekilde değerlendirilmez. Erkeklerden yana olan bakış açısının yegane sahipleri ve destekçileri elbette sadece erkekler değildir, eğer öyle olsaydı bu kadar uzun süredir devam ediyor olamazdı bu bakış açısı, bunu kadınlar da destekler çoğunlukla, en nihayetinde o erkekleri yetiştirenler de anneleridir ve o annelerin büyük bir kısmının üstü örtük de olsa benzer bir bakış açısını desteklemiyor olmadıklarını düşünmek mevcut durumla çelişir, o kadınlar da benzer cinsiyetçi tutumu sergilemiyor olsalardı çocukları bu bakış açılarına sahip yetişkinler haline gelmezdi.

Mutlaka bu durumun da "biyolojik" (!) kökenleri vardır ama dikkat edin, köken diyorum, bir açıklama çabası içindeyim, mevcut bakış açısını meşrulaştırmaya ise --daha önce yazdığım mesajlarda olduğu gibi-- itirazımı sürdürüyorum. Günümüzde bize saçma sapan gelen pek çok şeyim biyolojik, tarihi, o dönemin koşullarında rasyonel olan sebepleri vardır, misal dünyanın bazı bölgelerinde ineklerin kutsal kabul edilmesi. Bugünkü koşullarda koca ve komik bir saçmalık gibi görünen bu durum elbette ki bir günde, on yirmi yılda falan pat diye ortaya çıkmamıştır. Ya da ne bileyim bazı bölgelerde domuzların tabu kabul edilmesi, uzak durulması, Avustralya civarında bazı yerlerde ise durumun tam tersine olması vs. Uzun lafın kısası kadınlarla ilgili tabular da illa ki ilkel dönemlerde bazı koşullardan türemiş ve sosyal dokuya iyice sinip sürekli yeniden üretilmek ve desteklenmek suretiyle günümüze dek gelmiş olabilir, başka pek çok toplumsal yapı gibi ancak bunların kökenlerini, geçmişlerini iyice deşip deşifre edersek belki yavaş yavaş rahatsız edici durumlardan uzaklaşmaya başlayabiliriz.

Bu konularla ilgili olarak meraklısına şu kitabı tavsiye ederim:

İnekler, Domuzlar, Savaşlar ve Cadılar (Crow, Pigs, Wars and Witches. The Riddlles of Culture), Marvin Harris


Hintliler neden ineklere tapar? Yahudiler ve Müslümanlar neden domuz eti yemeyi reddederler? Ortaçağdan sonra Avrupa'da neden bu kadar çok sayıda insan cadılara inanmıştı? Günümüzün popüler kültüründe nasıl oldu da cadılar o eski güçlerine kavuştular?

Yamyamlar ve Krallar, Kültürlerin Kökenleri adlı yapıtın ünlü yazarı Marvin Harris insan davranışı konusunda akılları karıştıran bu tür soruları yanıtlarken, bir halkın davranış ne denli garip görünürse görünsün onu yaratan kaynaklarının mutlaka bulunup açıklanabileceğini gösteriyor.


URL:
http://www.imgekitabevi.com/product_info.php?cPath=9&products_id=4504
0
conan
> Hintliler neden ineklere tapar?
Hintliler inekere tapmazlar. Inekler sadece kutsal bir hayvandir. Yoksa hintlilerin uzerine din kurdugu bir inek cesidi yoktur.
Karisikligi duzelteyim...
0
FZ
Debian GNU/Linux'taki calendar programına göre meşhur edebiyatçılardan Virginia Woolf bugün doğmuş.

http://en.wikipedia.org/wiki/Virginia_woolf

Not: Maalesef tr.wikipedia.org adresinde henüz bu madde çevrilmemiş, çevirecek bir gönüllü çıkar mı acaba...
0
malkocoglu_2
Harvard Universitesi baskani ve Clinton'un eski maliye bakani Larry Summers, gecende ilginc bir "dil surcmesi" yasamis.

http://www.msnbc.msn.com/id/6856839/site/newsweek/

0
bm
Yukarki linkten alinti yapiyorum:

At elite universities, the percentage of women earning doctorates in science and engineering is considerably higher than the percentage of women professors—which means that a lot of talented women Ph.D.s like Post leave campus for jobs in government or industry instead of climbing the faculty ladder.

Laf mi bu simdi? Kimbilir basilincaya kadar kac kisi gordu o yaziyi. Zorla kendilerini aptal ediyor bu insanlar.

(Not: ilk cumleden ikincisinin cikartilabilmesi icin profesorlerin hepsinin bir sene evvel mezun olanlardan seciliyor olmasi lazim. Belki o zaman da istatistik ayni, onu bilmiyorum, ama soylendigi sekliyle o cikarim sacma.)
0
FZ
Debiancı hareket engellenemez:

0
bm
Su ozetin sonundaki tabloda Turkiye'nin durumuna dikkatinizi cekerim. (Bu calismanin aslina ulasabilen varsa lutfen teyid etsin):

http://ucsdnews.ucsd.edu/newsrel/soc/CharlesCampusSci.asp

0
FZ
ilk fırsatta makale veritabanlarında araştıracağım. Merkezi sınav sistemi ve nispeten ülke çapında homojen eğitim anlayışının Türkiye'yi bu bakımdan üst noktaya taşıdığını görmek enteresan. Ben mi yanlış anladım, Male “Overrepresentation Factor”: Computer Science Programs, Turkey: 1.79 diye yazıyor yani Türkiye'de erkeklerin bilgisayar bilimleri açısından çok önde olmaları, çok temsil edilmeleri gibi bir durum söz konusu değil?
0
bm
Turkey: 1.79 diye yazıyor yani Türkiye'de erkeklerin bilgisayar bilimleri açısından çok önde olmaları, çok temsil edilmeleri gibi bir durum söz konusu değil?

Tam neyi olctuklerine ben bakamadim. Duz bir oran degil o buyuk ihtimalle ama batililarin olsun diye kiclarini yirttiklari seyi biz hepsinden iyi yapmisiz gibi duruyor. Sifir ozel cabayla. (Tabii buna elli tane kulp takilir oturdugumuz yerden, intl. kisminda yazisirken o cevahirleri yumurtlamistim galiba, yahut baska yerde. Neyse, sunun herkesin ulasabilecegi bir yerde bir kopyasi olsa cok iyi olur, cunku cesitli bloglarda bu kadin isleri filan konusuluyor malum).

0
FZ
İlk arama sonuçlarına göre söz konusu makale şu şekilde yayınlanmış görünüyor:

Charles, Maria and Karen Bradley. 2006.
"A Matter of Degrees: Female Underrepresentation in Computer Science Programs Cross-Nationally." pp. 183-203 in Joanne McGrath Cohoon and Bill Aspray, eds. Women and Information Technology: Research on the Reasons for Underrepresentation. Cambridge, MA: MIT Press.

Ben de merak ettim şimdi, hafta içi biraz daha kurcalayıp tam metnine ulaşmaya çalışacağım.
Görüş belirtmek için giriş yapın...

İlgili Yazılar

C++ için goto kullanımı

anonim

Eskiden beri goto terimi ile programcıların arasında ne olduğunu merak ederim. Hemen her kitapta goto teriminden neredeyse bir küfürmüş gibi bahsedilir ama yinede kullanımı anlatılır. Sonunda merakımı gideren cevabı Bruce Eckel'in Thinking in C++ kitabında buldum. Bu kitabın goto kullanımı ile ilgili kısmını aşağıda bulabilirsiniz.

Sistem Çağrıları Nedir ve Nasıl Çalışır?

anonim

Her şey burada başladı. FM'de yayımlanan bir yazıda gördüğüm "kernel mode" ve "user mode" deyimlerini araştırıken bu konuda açık bir Türkçe makale olmadığını farkettim. Bu konudaki araştırmalarım sonucu günlüğüme yazdığım ufak bir bilgi notundaki hataların Sn. Tonguç Yumruk tarafından düzeltilmesi ve gelip giden e-postalar sonucunda aklımdaki soru şuydu: "Sistem Çağrıları Nedir ve Nasıl Çalışır?"

Sorunun cevabı ise artık bu kısa makalede. Faydalı olması dileğiyle...

Hibernate Üzerine Bir Sunum

malkocoglu_2

Tüm zamanların en başarılı kalıcılık (persistence) aracı Hibernate hakkında şirket bünyesinde yaptığımız bir sunumu paylaşıyoruz. Sunum, Hibernate'in en temel özelliklerinden başlayarak sorgulama, önbellekleme, veri tabanı bağlantı havuzları gibi kavramları kapsamaktadır. Hibernate hakkında ek bir haber de, JBoss gurubunun, Hibernate projesine sponsor olmaya karar vermiş olmasıdır ve Hibernate kurucu elemanları artık JBoss şirketinde çalışmakta, açık yazılım ürünlerine verdikleri servis üzerinden para kazanmaktadırlar. İşte bir diğer açık yazılım başarı hikayesi!

Not: Bu sunum da Gnu Emacs ve LateX ile hazırlanmıştır. :) Latex kodlarından derlenmiş slaylatların animasyon ile birbirinden geçiş yapabilmesi hoşunuza gidebilir.

Powerpoint?

O da ne?

PostgreSQL ile Programlama Kitabı Projesi

tongucyumruk

PostgreSQL'in bir veritabanı sunucusu olarak performansı bilinen bir gerçek. Buna karşılık veritabanı kullanan uygulamalar alanında MySQL çok daha yüksek bir kullanım oranına sahip. Bunun bir sebebi de PostgreSQL hakkında, özellikle Türkçe, belge eksikliği. LKD e-posta listelerinin PostgreSQL düşkünlerinden Volkan Yazıcı yeni bir proje ile bu eksiği kapatmaya niyetlenmiş durumda.

Açık Akademi Yayınlarında en az %50 indirim

anonim

Daha önce tasviye sürecine gireceği bildirilen Açık Akademi yayınlarında çok yakın zamanda son noktaya gelinecektir. Yayınevi stoklarını tüketmek için kitaplarda son bir indirim daha yaparak, indirimleri %50 ile %60 seviyesine çıkarmıştır.