Türkçenin Etimolojisi Semineri

0
FZ
2 Mayıs 2006 tarihinde 13:00 ile 15:00 saatleri arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampüsü'nde Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünün davetlisi olan Sevan Nişanyan tarafından Türkçenin Etimolojisi başlıklı bir seminer düzenlenecektir.

Sevan Nişanyan'ın meşhur etimolojik sözlüğüne buradan erişebilirsiniz.

Görüşler

0
sefalet
İlginç bir durum.Umarım vaktim olur da semineri takip etme şansını bulabilirim.Bu arada çevrimiçi köken bilim sözlüğünün içeriği bazı önemli noktalara işaret ediyor gibi.Mesela "köken bilim" sözcüğünün sözlükte yer almaması bunun yerine "etimoloji" sözcüğünün tercih edilmesi ya da "kordonblö" veya "korelasyon" gibi sözcüklerin varlığı.Neden bunlar konmuş bunlar Türkçe mi demeye getirmiyorum, kullanılıyorlarsa belli bir gerçekliğe tekabül ettikleri kesin.Ama durumu ilginç ve vahim kıldığı da açık.

Herhalde Çağdaş Türkçe'nin ne olduğu konusunda ayrı düşeceğimiz kesin.En azından dile önem veren insanlar olarak, dilde "neyin olması" gerektiği konusunda uzlaşma sağlayamayız gibi geliyor bana.("neyin olması" gerektiğini düşünmek ayıp değildir hele insanı şekillendirenin onun yapıp ettikleri olduğunu düşünüyorsanız.Hatta felsefenin ne olduğunu hakkına en ufak bir fikriniz varsa ortada kesinlikle bir ayıp olmadığını biliyorsunuzdur)

Ama ortaya çıkan bir gerçek var ki ilerde (diyelim yüzyıl sonra) dilimizin köken bilimsel çözümlemesi yapıldığında 20.yy'dan öteye gidilmesi epey zor olacaktır.Bunun suçlusu kesinlikle biz değiliz.Yabancı sözcükleri yalayıp yutarak kullanma yeteneğimiz, yeni kavramlar üretme ve karşılık bulma alışkanlığımızdan daha baskın gözükmekte.O yüzden bizim bir suçumuz yok, suçlu olan alışkanlıklar.Kahrolsunlar.
0
FZ
Bünyesine çeşit çeşit yabancı dilden her sene birçok sözcük alan dillerden biri de İngilizce değil mi? Acaba İngilizler, ABDliler, Avustralyalılar filan da "İngilizce elden gidiyor 100 sene sonra artık bu dil tanınmaz hale gelecek vallahi!" diyorlar mıdır? (Diyen ABDli bazı gazeteciler biliyorum, tabii onlara da bir hayli bıyık altından gülünüyor bazı dilbilimciler tarafından.)
0
sefalet
Sanki bu işten yalnız dilbilimciler anlarmış fikrine sahip değilsiniz umarım.Özellikle İngilizce'nin tarihine baktığınızda, yazar ve gazeteci mesleğinden dile önemli katkıları olmuş şahsiyetler ile karşılaşırsınız.O yüzden gazetecilere bıyık altından gülen dil bilimcilerin varlığı pek bir şey ifade etmiyor.

Bu kadar anlaşılmaz bir durum yok ortada aslında.Bazı dil bilimciler ve dille ilgilenen insanlar dillerin kolay kolay yok olmayacağını, tarihe baktığımızda pek çok badire atlatan yaygın dillerin yaşamaya devam etme yönteminin devamlı değişim olduğunu vurgulayarak, dilde korumacılığın gereksiz olduğunu söylemektedirler.Halbuki böyle bir tarihsel atıf yaparken koşulların büyük oranda bugün farklı bir noktada olduğunu gözden kaçırmaktadırlar.Diller pek çok badire atlatmış olsa da tarihin hiç bir dönemini "iletişim çağı" diye nitelemek mümkün değildir.Bu günümüze ait bir devrimdir.Dilsel etkileşimin bu kadar üst düzeyde olduğu bir dönemde dillerin tarihsel maceraları ile bir sonuca varmak yeterli olmaz.

Bu konuda özellikle İngilizce ile ilgili viki destekli bir yazı yazmıştım, ilgi duyanlara:

http://sefalet.blogspot.com/2005/11/kssadan-hisse-ingilizce.html
0
FZ
Sanki bu işten yalnız dilbilimciler anlarmış fikrine sahip değilsiniz umarım.Özellikle İngilizce'nin tarihine baktığınızda, yazar ve gazeteci mesleğinden dile önemli katkıları olmuş şahsiyetler ile karşılaşırsınız.O yüzden gazetecilere bıyık altından gülen dil bilimcilerin varlığı pek bir şey ifade etmiyor.

Dilbilimciler dil mekanizmalarını keşfetmeye çalışıyorlar ve tabii ki dil üstüne biraz daha derin bir bakış açıları oluyor ancak sadece onlar konuşabilir demiyorum bu konuda. Böyle diyecek olsam en başta benim de susmam gerekir çünkü ben de dilbilimci değilim. Ayrıca gazetecilerin, sanatçıların, vb. dil erbabının dile pek çok şey kattığını da inkar edecek değilim, neden edeyim ki? O bıyık altından gülme meselesi geniş ölçekte bakıldığında sabit olmayan, olmasına da gerek olmayan dile dair dil avukatlarına (language mavens) karşı bazı dilbilimcilerin bakış açısı. En meşhurlarından biri Steven Pinker. Bazı bakımlardan Pinker'a katılıyorum çünkü dilde "yozlaşma" denen şeyin olamayacağını düşünüyorum, bir tür kendi kendini sürekli optimize eden sistem gibi yani. Eğer insan beyninde yapısal, evrimsel çok acayip bir şey olmazsa ki birkaç bin yıl daha böyle bir şey olacağını düşünmüyorum biyolojik olarak o zaman dil dediğimiz mekanizma da işimize yaramaya devam edecek. Ne İngilizce ne de Türkçe 100 yıl sonra bugün oldukları gibi olmayacaklar ama kendilerini kullananlara hizmet etmeye devam edecekler. Tabii politik bir tartışmaya girmek istiyorsak o zaman işin bağlamı çok değişiyor, o bakımdan hak verebilirim bazı durumlarda.

Bu kadar anlaşılmaz bir durum yok ortada aslında.Bazı dil bilimciler ve dille ilgilenen insanlar dillerin kolay kolay yok olmayacağını, tarihe baktığımızda pek çok badire atlatan yaygın dillerin yaşamaya devam etme yönteminin devamlı değişim olduğunu vurgulayarak, dilde korumacılığın gereksiz olduğunu söylemektedirler.Halbuki böyle bir tarihsel atıf yaparken koşulların büyük oranda bugün farklı bir noktada olduğunu gözden kaçırmaktadırlar.Diller pek çok badire atlatmış olsa da tarihin hiç bir dönemini "iletişim çağı" diye nitelemek mümkün değildir.Bu günümüze ait bir devrimdir.Dilsel etkileşimin bu kadar üst düzeyde olduğu bir dönemde dillerin tarihsel maceraları ile bir sonuca varmak yeterli olmaz.

Dil konuşulan bir şey. Sokakta yaşayan bir şey. Yani milyar tane İngilizce web sayfası var diye Türkçenin bozulduğunu söylemek biraz garip kaçar. Öte yandan kendi açımızdan büyük ticaret yollarının üzerinde yaşayıp durduk yüzyıllarca, dil elbette bundan etkilenecek. Yapmak istediğimiz nedir? Bir kurul oluşturup filanca sözcük kullanılabilir hayır falanca sözcük kullanılamaz mı demek?

Yine ABD'den bir örnek uzunca süre oradaki Afrika kökenli insanların kullandığı İngilizcenin bir kültür katliamı olduğu, o İngilizcenin aslında "has" İngilizce olmadığı hattam tam teşeküllü bir dil olamayacağı eksikleri olduğu, kuralsız, saçmalıklarla dolu olduğu söylendi. Sonra bir grup dilbilimcinin incelemeleri sonucundan pek çok farklılıklar bulunmakla beraber yine kendi içinde ortaya çıkmış bazı kurallara uyduğu tespit edildi. İnsan iletişiminin olduğu yerde dil, dilin olduğu yerde belli bazı düzenler ve kalıplar ister istemez oluyor. Bu hoşumuza gitmeyebilir, o ayrı.

Bu konuda özellikle İngilizce ile ilgili viki destekli bir yazı yazmıştım, ilgi duyanlara:

http://sefalet.blogspot.com/2005/11/kssadan-hisse-ingilizce.html


Yazınızı okudum, bağlantı için teşekkürler. Oradaki lingua-franca bağlantısına da baktım, eğlenceli bir yazı, katıldığım ve katılmadığım noktalar var ancak en sondaki paragrafın beni epey eğlendirdiğini ve güldürdüğünü itiraf etmeliyim:

"The design of a constructed language which might achieve general use is, of course, a very difficult and controversial issue. A few years ago I wrote an (unpublished) article The Effect of Computer Technology on the Design of Artificial Languages which emphasizes computer tractability as an essential point in constructed language design."

Anadilimin zenginleşmesi için her türlü çabaya evet. Çeviride yeni terimler üretmeye evet. Tüm tarihi geçmişi ve zenginliği ile dili korumak için gönüllü çabaya da evet ancak dil elden gidiyor kaygısına hayır. Dil zaten sürekli bir yerden bir yere gidiyor. 30 yaşındayım ve 5 yaşında duyduğum dil ile 25 sene sonra bugün duyduğum dil aynı değil, bir bakıma da aynı.
0
sefalet
"Anadilimin zenginleşmesi için her türlü çabaya evet. Çeviride yeni terimler üretmeye evet. Tüm tarihi geçmişi ve zenginliği ile dili korumak için gönüllü çabaya da evet ancak dil elden gidiyor kaygısına hayır."

Demek ki aynı şeyleri söylüyoruz.Fakat anlayamadığım bir iki nokta var söylediklerinizde.Örneğin:

"Bazı bakımlardan Pinker'a katılıyorum çünkü dilde "yozlaşma" denen şeyin olamayacağını düşünüyorum, bir tür kendi kendini sürekli optimize eden sistem gibi yani. Eğer insan beyninde yapısal, evrimsel çok acayip bir şey olmazsa ki birkaç bin yıl daha böyle bir şey olacağını düşünmüyorum biyolojik olarak o zaman dil dediğimiz mekanizma da işimize yaramaya devam edecek. Ne İngilizce ne de Türkçe 100 yıl sonra bugün oldukları gibi olmayacaklar ama kendilerini kullananlara hizmet etmeye devam edecekler."

Burada yozlaşmadığını söylediğiniz şey doğal dilller mi (sanırım o) yoksa zihinsel bir süreç olarak dil mekanizması mı karışmış görünüyor.Eğer kullandığımız doğal dil yozlaşma gibi bir özellik göstermiyor ise, o zaman yazınızın son paragrafında sarfettiğiniz "Ana dilin zenginleştirilmesi için her türlü çabaya evet..." gibi ifadelerin bir anlamı kalmamaktadır.Her dem dil kendini devam ettirebiliyor ve yozlaşma hatta kullanım dışı kalma (ölü diller onları kullanan insanlar buharlaştığı için ölmedi herhalde) gibi özellikler göstermiyor ise o zaman doğal dillerin olası sorunlarından bahsetmek ve olması gereken hakkında zihinsel süreçlere girmenin de bir anlamı kalmıyor.

Eğer bir olgu yozlaşma belirtisi gösteriyorsa onu tersine çevirmek için mücadele verilebilir ancak ve evet bu mücadele korumacılığı da beraberinde getirir.Ama bunu yalnız bir korumacılık olarak değil "özen göstermek" hatta bir dilin tutarlığına ve bu tutarlılığın geliştirilmesine duyulan saygı ve arzunun ifadesi olarak görmek gerek.Bundan kasıt dili biz biliriz biz ne dersek o olur değil doğal olarak.Ana amaç, araç olan dilin estetik ve işlevsel yönünün arttırılması ise bu amaca giden yollar dili oluruna bırakmaktan geçebilir mi?
0
Anonim_
Keşke "dil elden gidiyor kaygısı" olan,çağrıldığı her üniversite,her şehir,her yerde feryat figan,ilerlemiş yaşına rağmen(yaşı 30 değil 71) bütün damarları çıkarak,çok da sağlığı yerinde olmadığından neredeyse ölümüne,Türkçe elden gidiyor "elden kasıtlı olarak götürülüyor" diyen,hayatını sadece bunu söylemeye,anlatmaya adamış olan ve bence Türkiye'nin şimdiye dek yetiştirdiği en büyük bilimadamı Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu değil de sen haklı olsan FZ.Fazla mesai yapanların kendilerini tanıdığını hiç mi hiç sanmıyorum(ana sayfaya yazanlar içinde hatasız yazan yok gibi) bu sebeple tanımayanlara şiddetle arama motoru mesaisi öneriyorum.Bir insan modern üniversite tarihinin(son 300 yılın) en genç profu olmuş,(26 yaşında.Türkiye'de değil Amerikada olmuştur ve ikisi arasında ne kadar büyük fark olduğunu bilen bilir)defalarca nobele aday gösterilmiş(bu ödülü umursamadığından istenen belgeleri gerektiği gibi hazırlamamış,bulunduğu üniversiteleri bu sebeple deliye çevirmiştir) ise biraz olsun ne dediğini anlamaya çalışmak,herkesin borcudur.
0
FZ
Daha az aşağılayıcı bir üslup kullanmış olmanızı yeğlerdim, demem o ki Oktay Sinanoğlu, yeterince dikkat çekmiş ve tanınan bilimadamlarımızdan. Fazla mesai yapanların yabancısı olduğu bir insan değil yani. Başarılarını takdir etmekle birlikte "en büyük" sıfatından sanırım kendisi bile rahatsız olurdu.

Dil meselesine gelince, değil Sinanoğlu, Einstein mezarından çıkıp Türkçe elden gidiyor diye feryat figan etse (benzer argümanları öne sürerek) ben yine benzer şekilde karşı çıkacağım.

Bu ülke bir günde kurulmadı, bu topraklara birkaç yüzyıl önce gelmedik biz. Bu dil birkaç yüz yılda inşa edilmedi. Bunca geçmişi olan, sadece Anadolu ve Trakya'da değil, dünyanın başka yerlerinde de konuşulan Türkçe gibi bir dil kolay kolay yok olmayacaktır. Sürekli değişecektir ve daha önce dediğim gibi 2100lü yıllarda konuşulan Türkçe ile bugünkü Türkçe arasında mutlaka bazı farklar olacaktır ama acaba bu ne anlama gelecektir? Dil, yüzyıllarca hiç değişmese zaten ortada garip bir durum var demektir. Hiç değişmeyen birkaç dil söyleyeyim size: Latince, Sanskritçe, Sümer dili, vb. yani ölü diller. Sürekli başka toplumlarla etkileşim içinde olan insanların dilleri gibi Türk dili de değişip duracak. Yabancı sözcükler aldığımız gibi başka dillere sözcükler de vereceğiz. Aksi düşünülebilir mi?

FM anasayfadaki Türkçe hatalarına gelince, yazı diline mümkün olduğunca dikkat etmeye çalışıyoruz editör kadrosu olarak, yine de insanız, gözden kaçan kusurlar oluyordur mutlaka. Eğer %99 doğru yazı yazıyor ve sonucunda da %90 üzerinde birbirimizle anlaşabiliyorsak anadilimiz görevini başarı ile yerine getiriyor demektir.

Son olarak bir serzeniş: Bu site her zaman teknik metinlerin çevirilerine destek verdi, bazen önayak oldu, pek çok Türkçe teknik çeviri ilk kez burada yayınlandı. Bir terim için 1 hafta kafa patlattığımız zamanlar oldu. Ne Nobel adayı insanlardı bunu yapanlar, ne üstün IQ ve azim sahibi olup 20lerinde profesör olmuşlardı, yine de varlıklarından ve tavırlarından ötürü sergilediğiniz saygıdan daha fazlasını hak ettiklerini düşünüyorum.
0
Anonim_
Üslubumun sert olduğu doğrudur fakat aşağılayıcı olduğuna katılmıyorum.Oktay sinanoglunun tanınması veya başka birinin tanınması benim biraz farklı algıladığım bir durumdur.Fazla mesaicilerin tanıyıp tanımadığına da bu algısal durum üzerinden bakıyorum."Bye bye Türkçe" gibi "Hedef Türkiye" gibi kitaplar yazan ve dilin,kavramların bir ülkeyi savaşmadan almada nasıl kullanıldığını anlatan Sinanoğlu'nun tanınmadığını soylemem,uzun süreden beri burada sıklıkla karşılaştığım düşük cümleler,imla hataları vesaire ile ilgilidir.Siz FM'nin sahipleri olarak,yazılarda çok fazla anlatım bozukluğu olduğunu,çoğu kişinin de-da-ki eklerinin ne zaman ayrı ne zaman bitişik yazılması gerektiğini bile bilmediğini,eminim benden daha iyi biliyorsunuzdur.Fazla mesai yapanların Sinanoğlu'na yabancılığını bu bağlamda değerlendirirseniz farklı bir sonuca ulaşırsınız.En büyük olması da daha önce belirttiğim gibi "bence". Türkçe'nin değişeceği,gelişeceği yüzyıllar sonra şimdi konuşulan Türkçe olmayacağı kesindir.Hassas olunması gereken nokta bu değişim ve gelişimin yönüdür.Bu ülke tabi ki bir günde kurulmadı,tabi ki biz buraya yüz yıl önce gelmedik ama bin yıl önce geldiğimiz bu toprakların(adı vatandır) şimdilik 400000 dönümünü 3 ayda sattık.En büyük bölümünü de İngilizlere. Her karışına nasıl oluk oluk kan aktığı hepimizin malumu."Yabancıya toprak satışı".Bu cümleyi ne kadar çok duyduk.Tesadüf müydü bu geçirdiğimiz beyin yıkama seansları?Birilerinin okyanusun öbür ucunda milyon dolarlar harcayarak kurduğu pisikolojik savaş üniversiteleri boşuna mı kuruluyor?Ne yapıyorlar nasıl çalışıyorlar?Herkesin bildiği,artık ayyuka çıkan,ayarlı basın-yayınımız bunlarla nasıl işbirliği yapıyor?Dil üstünden. Dil elden gidiyor demek dilin konuşulmaz olması yok olması demek değildir.Önemli kavramlarının,yapısının bozularak hissetme şeklimizin düşünme şeklimizin bozulması,etkilenmesi demektir.Mesela toprak satşı dersen yasayı çıkartır satarsın ama vatan toprağı satışı dersen ne yasa çıkar ne de o toprak satılabilir.Tehlikenin boyutları büyüktür. "Dilimizin birkaç yüzyılda da inşa edilmediği" doğrudur,istenilen kavramları birilerinin,6 ay gibi kısa bir zamanda ayarlı basın-yayın aracılığıyla sokakta "istenilen şekilde" konuşulur hale getirebilmeleri de doğrudur. Sizlerin açık kaynağa verdiği önem,gösterdiğiniz çaba,çevirileriniz,yaptıklarınız,yapmak istedikleriniz çok değerlidir ve bu konuda çok teşekkür ediyorum ama dil elden gitmiyor derseniz bunda da israr ederseniz ben de orada durun derim.Bu konuda derim başka bir konuda değil.Çapraz bir mantık kurup,biz bunları bunları yapıyoruz deyip,kibarca saygısızlık etme diyemezsiniz.İkisi ayrı şeylerdir."Sert üslunubuz beni üzdü biraz daha yapıcı olalım" diyorsanız,önce bilmediğinizin açıkça belli olduğu konularda ahkam kesmeyi bırakın! Birileri cilt cilt kitap yazıp dil elden gidiyor,bunun sonunda da ülke elden gidecek diyor öngörüler bir bir gerçekleşiyor ve bir kişi de çıkıp bir karşı tez vardır,budur diyemiyorsa,düşünmek lazım."Değil Sinanoğlu,Einstein gelse" gibi bir efelenme yapmadan önce bu ve bunun gibi insanların ne demek istediğini anlamamız gerekir.Ben,sizin yazdıklarınızdan dolayı, kendisinin dille ilgili herhangi bir kitabını okumadığınızı düşünüyorum.Dilin elden gitmesi konusunda bilginiz bence yok ama fikriniz var.
0
FZ
Detaylı yazdığınız için teşekkür ederim. FM ortamında yazılan yorumların yazım hataları ile uğraşmaya vaktimiz ve enerjimiz yok, bu doğru. Dolayısı ile haberlerin altına yazılan yorumlarda, yahut FM Forum ortamında yazılan yazılarda yazım hataları görmeniz olasıdır. Hassiyetimiz kontrolden geçen haber yazılarına yöneliktir. Bunlarda daha az yazım hatası ve çok çok az anlam hatası bulursunuz.

Einstein gelip benzer şeyleri söylese demem bir efelenme değil, popüler bir kişi üzerinden örnek vermektir. Yani fikrime karşı çıkan insanın dilbilim ile alakasız bir alanda çok değerli bir insan olması durumu çok değiştirmez demek istedim. Nasıl ki Einstein kendi alanında dünya çapında eserler vermiş ise ve bu durum dilbilim hakkında dediklerini tartmaksızın kabul etmemi gerektirmiyor Sinanoğlu'nun durumunu da benzer şekilde algılıyorum. Kast ettiğim bu idi.

Gelelim asıl konuya yönelik eleştirilerinize. Belki bu vereceğim örnek durumu çok iyi anlatır: Dilbilim konusunda, teorik her yaklaşımını benimsemesem de çok büyük saygı duyduğum, çok değerli dilbilimcilerden, modern dilbilimin kurucularından Chomsky'ye ve dediklerine bir bakalım. Sizin dediklerinize benzer şeyi söyler ama dilbilim kitabında değil, politik eserlerinde. Ne der? "Terörizm" lafını ABD hükümeti işine geldiği gibi büküyor, dil oyunu yapıyor buradan politik hedeflerine erişmeye çalışıyor der. Sizin verdiğiniz "toprak satmak" ile "vatan toprağını satmak" arasındaki fark gibi. Kim, neye göre terörist, terörizmin tanımı nedir, vs. Yine aynı Chomsky ve onun ekolünden dilbilimciler konuştuklarında ise hoşunuza gitmeyen şeyleri duyarsınız, yani dil kolay kolay değişmez. Dilbilgisi kuralları çok yavaş değişir üstelik belli kısıt koşullara maruzdurlar yani o kadar kaotik değiştikleri hiç görülmemiştir, vs. Burada sanırım politik araçsallık ile aslında evrimsel olarak ortaya çıkmış, dolayısı ile insanların pek de bilinçli olarak müdahale edemedikleri dil denen olguyu birbirlerine karıştırıyorsunuz sanırım. Tabii ki terimlerin anlamları çarpıtılabilir ve tabii ki bazı şeylerden bahsedip bazı şeylerden bahsetmeyip, incelikli bir dil kullanımı ile kitleler inceden inceye manipüle edilebilir, sadece Türkiye'de değil, ABD'de de, diğer başka demokrasilerde de insanları ikna etmek için zor kullanmaz, bu tür incelikli entelektüel oyunlar, çok sinsi propaganda yöntemlerine başvurulur. Dilin kötüye kullanımı ile dilin kendisinin bozulmasının farklı olduğunu söylüyorum sadece.

Özetleyeyim, tüm dünya bize düşman ve sinsiden ülkeyi parçalamak istiyorlar derseniz bunu ayrı bir bağlamda, politik anlamda tartışırım. Böyle bir şey var ve bunun için iletişimden, kitle medyasından yani dilden faydalanıyorlar derseniz, prensip itibarı ile bunun örneklerinden haberdar olduğumu ve zaten başka türlü pek olmadığını yukarıda belirttim. Terimler çarpıtılıyor derseniz, buna da tamam, olmayan şeyler değil. Dil bozuluyor derseniz, Türkçe yok oluyor derseniz, hayır Türkçenin bir yere gittiği falan yok. Bilakis gayet canlı bir şekilde milyonların ağzında ve kendi kendini yeniden üretiyor.

Bu arada size değil de sanırım bir arkadaş yukarıda demişti, ölü dillerin insanlar öldüğü için mi öldüğünü sanıyorsun. Bazı diller gerçekten de onları konuşan son kişi de ölünce ölüyorlar. Güney ve Kuzey Amerika yerlilerinin başlarına gelenler bunlara örnektir, keza Afrika'daki bazı kabileler de örnek teşkil edebilir.

Eğer hala dile, dilbilime dair bir şeyler bilmediğimi, buna ek olarak politik gelişmelerden de bihaber olduğumu düşünüyor iseniz ve bunu da bir bilimadamının kendi alanı haricinde yazdığı birkaç kitapla aramdaki ilişkiye dayanarak söylüyorsanız, yaptıklarımı da "ahkâm kesmek" gibi yine aşağılayıcı bir üslupta belirtiyorsanız diyecek çok fazla bir sözüm yok. Ben kendi adıma dilin kötüye kullanımına, terimlerin çarpıtılmasına karşı mücadele edeceğim etrafımdaki benzer görüşlü insanların desteği ile. Bunu, dil elden gidiyor kaygısı ile değil, politik kaygılarla yapacağım. Sonuçları dilimi değil politik tercihlerimi etkiler endişesi ile yapacağım.
0
sefalet
İnadınızın hakkını vermek gerekir Sayın FZ.Yalnız dillerin elden gitmesi gibi bir durumun neden olamayacağına dair bir mantıksal yapı, yazılarınızda gözüme çarpmamaktadır.Tarihe baktığımızda dillerin büyük oranda siyasi ve toplum bilimsel etkenler altında ortadan kalktığı açıktır.Güney amerika örneğini verdiniz ama yazınızda söylenmeyen gerçekleri de dile getirmek gerekir bu durumda.Eğer yeni kıtanın yerli halklarının dilleri yok olma sürecine girmiş ise sadece kitlesek kıyımlar yüzünden değildir bu.Cortez ve haleflerinin yalnız adam öldürmek değil misyonerlik faliyetlerinde bulunduğu ve bu uğurda çok büyük arşivleri yok ettiğini hatırlayalım (insanlık tarihinin sayılı büyük kültürel kayıplarından biri).Yani dillerin yok olması için bugün de hala geçerli bazı yöntemlere başvurulmuştur.İsterseniz Latinceden örnek verelim, zamanın bilim dili haline gelen bir dil kaç dilin yok olmasında rol oynadı acaba.Kelt dili nereye gitti veya Akadca nasıl sümer dilinin yerini aldı, bunları konuşan insanlar yok olduğu için konuşulmaz duruma gelmemiştir bu diller.Daha pek çok örnek olmasına rağmen nasıl bir dilin elden gitmeyeceği varsayılabilir, mantığım almamakta.Oysa tarihin sayfalarına baktığımızda elden giden dillerin sayısı istemediğiniz kadar çok.

Bir noktanın altını iyice çizelim; dünya üzerinde konuşulmaz olmuş (ister ölü deyin ister elden gitmiş)dillerin ezici bir çoğunluğu siyasi ve kültürel etkenler sonucunda ortadan kalkmıştır.İnsanları buharlaştığı için değil.Romanın gücü altında dayatılan Latincenin Avrupa'da ve başka çoğrafyalarda yerel bazı dillerin yok olmasını sağladığı gerçeğinde olduğu gibi bugün de benzer kültürel dayatma ve yozlaşma en önce dilde kendini göstermektedir.Bunun aksini düşünmek tarihten ders almamaya delalet olarak gösterilebilir ancak.

Türkçe'nin çok eski bir dil olması ve zenginliği onun pek çok zorluğu aşmasına yeter ve yeterli de olmuştur.Ama bu durum, Türkçe'nin ölü dillerin akibetine uğramayacağının bir garantisi değildir.Oturduğum binada bir ana okul bulunmakta ve sabahtan akşama kadar ingilizce şarkılar çalınıp söyleniyor.Okulun öğrencileri de Türk çocukları, yabancı değil.Ben ana dili dışında iki dil bilen biri olarak öğrendiğim dillerin yararını gördüm ama açıkcası ana okulunda yabancı dil eğitimi ne demektir sorarım.Bu çocuklar ilkokula başlayınca ithalat ihracat mı yapacaklar, belki de ilkokulda Şekspir filan okutuluyordur artık ona hazırlıktır.

Dillerin yozlaşmayacağı düşünceniz kanımca sağlam temellerden yoksun bir görüş.Umarım bu konudaki inadınızın eski bir solcu hastalığı olan, içinde zerre kadar bile milliyetçilik olan her şeyin reddi ile bir ilgisi yoktur.
0
FZ
Solculuk hastalığı ya da inat değil de sapla samanı ayırma ve biraz dilbilim üstüne çalışmış olam diyelim isterseniz ;-)

Biraz dağınık yazacağım. Karşımdakinin toparlama gücüne güvenerek.

Çocuklar. Aynı anda birkaç dilli yetişebilirler mi? Yetişsinler ve zaten en kolay da küçükken öğrenebilirler. Söz konusu anaokulundaki uygulamayı bilmiyorum, çok da matah olduğunu sanmıyorum açıkçası. Kendimden örnek vereyim, birebir iletişim içinde İngilizce öğrenmeye 4.5 yaşımda başladım. Hayır anaokulu değildi, özel ders gibi düşünün. Kötü mü? Sanmıyorum, yani benim çocuğum olsa mesela aynı anda Türkçe, Arapça, Farsça, Yunanca ve belki İngilizce öğrenmesini isterdim yani çokdilli olmasını isterdim. Akrabalarım arasında birçok çok dilli çocuk var, aynı anda Arnavutça, Türkçe ve Makedonca konuşan. Ya da belki İsviçre örneğine bakılabilir. Yabancı dil eğitimi olacaksa çok küçük yaştan olsun, çok daha kolay olur. Çokdillilik ise zaten doğuştan itibaren aile çevresinde olur. Gördüğünüz gibi yabancı dil eğitimini ya da çok dilliliği zorunlu olarak "kötü" algılamıyorum.

Umarım bu dediklerimden "yabancı dilde eğitim olmalı" gibi yanlış bir tavrı desteklediğim çıkarımını gerçekleştirerek bir mantık hatası yapmazsınız.

Dillerin yok olmasına gelince. Diller yok olmaz demedim. Bir önceki uzun cevabımda araya o paragrafı sokmamın sebebi, dillerin ölmesinin konuşanların ölmesi durumunda da olabileceğini belirtmek istemiştim.

İnat meselesine gelelim. Politika dili etkiler mi? Dili dile dair her şey etkiler. Nasıl etkilemesin. Sanat da etkiler. Yukarıda söylemiştim değil mi, diller yok olmaz demiyorum. Olmuş olan bir şeye bakıp hayır olmadı dediğimi düşünmüyorsunuz herhalde?

O halde dil nedir? Türkçe nedir? Anadilim nedir? Ben ne konuşuyorsam odur. Değişir mi? Evet. Yozlaşır mı? Yozlaşma, bir değer ölçüsü dayatmaktır. Neye göre yozlaşma? Bir fotoğraf çekeceksiniz. Bunu ideal kabul ediyorum bunun dışına her türlü çıkış yozlaşmadır ve zorunlu olarak kötüdür diyeceksiniz. Bu ne kadar anlamlı? Tekrar düşünelim, dil nedir, anadilim (ya da anadillerim) nedir? Dedem yaşındaki insanlarla, yaşıtlarımla anlaşabildiğim sürece, küçük çocuklarla anlaşabildiğim sürece benim anadilim açısından sorun yoktur. Var mıdır? Birtakım yaşıtlarım belli bir spesifik alanda birtakım şeyleri Türkçe anlatırken cümle içine bir sürü İngilizce sözcük sokuşturuyorlar mı? Evet, maalesef yapıyorlar. Yaptıkları koca bir saçmalık mı? Evet, kesinlikle öyle. Peki öyle olmadan da konuşabilirler mi? Evet konuşabilirler eğer birazcık zorlanırlarsa. Ana dillerinin gramerini unutuyorlar mı? Bunu isteseler bile yapmaları çok zor.

Tekrar soralım (dağınık yazacağım demiştim) "yozlaşma" nedir? Neye göre yozlaşma? Buna kim, neye göre karar verecek? Osmanlıcadaki bir kısım sözcükler, bazı ince farkları ifade eden şeyler artık hemen hemen hiç kullanılmıyor. Ne oldu, şimdi yozlaştık mı? Belki. Belki de değil. Kayıp mı ettik onları? Belki. Öldüler mi? Bunun etkisi ne oldu? Yozlaşma nedir, dilinizde birçok yabancı kökenli sözcük olması mı? Osmanlıca bazı sözcükleri bilen insan sayısının birkaç bin kişi olması mı?

Doğduğumdan beri Türkçe gramerinde, takı kurallarında, vs. bir değişiklik görmedim. Siz gördünüz mü? Doğduğumdan bu yana bazı sözcükler gitti (misal çoğu genç arkadaşım elektronik beyin denince bir zamanlar bilgisayar kast edildiğini bilmez bugün), bazı sözcükler geldi. Türkçe gramer ise hala aynı. Şimdi ne oldu, yozlaştık mı, Türkçe elden gidiyor mu? Ölü dil olma yolunda emin adımlarla ilerliyor mu?

Bir şeyin olabilmesi hali ile zorunlu olarak olacağı durumunu birbirine karıştırıyor olmayalım?

60-70 sene önce "Türkçe" yazılmış kitapları okuyabiliyorum. Bazı sözcüklerde takıldığım oluyor elbette. Çok dert değil, sözcükler gelir sözcükler gider. Kavramlar gelir kavramlar gider. Türkçe, %99 bildiğim gramere uygun Türkçe. Daha geri gittiğimde artık Osmanlıca eserler. Latin harfleri ile yazılmış olsa dahi farklı iç yapısı ve grameri var, anlamam için oturup eğitim almam lazım. Bu yüzden üzülüyorum. Şimdi ne oldu, yozlaştık mı?

Sizce bu gidişle 50 sene sonra "Türk" olduklarını söyleyen 18 yaşındaki gençler bu tartışmamızı okumaya kalktıklarında defalarca sözlüğe bakmak zorunda kalırlar mı? Ya da daha beteri mi olur? Sözlük bile yetmez mi 50 sene sonraki gençlerin şu anda bu yazdıklarımı anlamalarına?

Hala inadım inat mı diyorum acaba? Yaşlı, huysuz, dogmatik bir ihtiyar gibi mi davranıyorum? Tekrar edeyim: Diller ölür mü? Evet ölebilir tabii, örnekleri vardır. Çeşitli şekillerde ölebilirler. Türkçe elden gidiyor mu? Bakıyorum ve kaçıp gittiğini filan görmüyorum. Cümle içine bin tane İngilizce sözcük sıkıştıran zavallı Türkler mi geliyor aklınıza? Bire on bahse varım bu yazdıklarımızı hiç sözlük kullanmadan anlıyorlar ;-) Çocukları da (eğer ülkemiz işgal edilip Türkçe yasaklanmazsa, yahut o kişiler yurtdışına çıkıp tek kelime Türkçe konuşmamaya yemin etmezlerse) bu satırları anlayacaklar diyorum.
0
sefalet
Benim dediğim de o zaten, anaokulunda verilen yabancı dilin olumlu bir etkisinin olmadığı tam tersine zararının olabileceği işin uzmanları tarafından söyleniyor.Eğer sizin belirttiğiniz anlamda aile içinde çok dillilik olur ise çocuk birden fazla dili iyi şekilde öğrenebiliyor.Ama bunun her ailede yapılan bir uygulama olmadığını düşünürseniz anaokullarında görülen ingilizce derslerin bir anlamı kalmadığı gibi ana dilin gelişimine zararı olduğu ortaya çıkacaktır.

Anadil meselesi epey önemli bir konu, bugün çift anadilli (sonradan öğrenilen ikinci üçüncü diller değil, özellikle 5-6 yaşına kadar olan dönemde öğrenilen dilller)olarak kabul edilen kişilerin iki dilleri arasında farklılığın olduğuna işaret eden çalışmalar var.Çoğunluğun tek ana dile sahip olduğunu da düşünürsek genel anlamda dil yetisinin beynin sol tarafında kullanıldığını görürüz.İkinci ve sonraki dilleri ise beynin sağ tarafı ile kullanılır.Kısacası aynı zamanda bilişsel anlamda bir farklılığın olduğunu da söyleyebiliriz.Sol beynin dil yetisinin sağ beyne olan üstünlüğü biliniyor.Peki bu durumda neden sol beyinde gerçekleşen ana dili ihmal ederek, bilişsel anlamda daha az verimli olacak dil üzerinde çabalayalım.Benzetme yapmak gerekir ise neden bir kılıç ustası eli ile değil de ayağı ile kullanmaya çalışmaz kılıcı.Çünkü eli ile kullandığında çok daha ustalaşabileceğini düşünür ve bu doğrudur.Tekrar belirtiyorum yabancı bir dilin öğrenilmesine karşı değilim ama ana dili ihmal etme pahasına öğrenmeye karşıyım.Ana okulunda yabancı dil eğitimi verirseniz, aynı süreç orta ve yüksek öğrenimde de sürer ise, o zaman bireyin bir yabancı dil öğrenme kazancından başka bir şey daha gerçekleşir o da ana dilinde bireyin kısır kalmasıdır.Bunu bilimsel araştırmalara dalmadan görmek isteyenler, üniversite gençliğinin televizyon yayınlarında gösterdikleri dil kabiliyetine bakarak karar verebilirler.

Çok dilli olsun insanlar buna bir itiraz olamaz.Ama uygulamalara baktığınızda ana dilin gelişiminin sekteye uğratılması pahasına gerçekleştirilen bir yabancı dil öğrenme sürecinin yaşandığını görmek mümkün ülkemizde.Her birey çift ana dilli bir aile ortamına sahip olmadığına göre, tek ana dilli bireylerin çoğunlukta olduğu bir toplumda ana dilin gelişimine ayrı bir özen gösterilmesi gerekirken (ki bu durum yabancı dilin öğrenilmesine de katkıda bulunacaktır zira ana dilin iyi bilinmesi sonradan öğrenilen dilin daha kolay öğrenildiğini ortaya koymuştur) özellikle ülkemizdeki uygulamalara baktığımızda bunun tam tersinin gerçekleştiğini görmekteyiz.Ortaya belki iki dil bilen insanlar çıkıyor ama iki dilde de ortalama bir kullanım ve kültürel gelişim meydana geliyor.Şu bir gerçek ve altının çizilmesi gerekir ki bir insanın bir dili ne kadar iyi kullandığı aynı insanın bir kaç dili konuşuyor olmasından çok daha önemlidir.Bu noktada yabancı dile karşı olmadığımın ama bir önem sırasının varlığının altını çizmek istiyorum.

Bireyin en iyi çocuklukta (çocukluğun belli bir dönemine kadar) dil gelişimini sağladığı bilinmektedir.Bu önemli dönemde çok dil öğreticem diye dilsel gelişimi yüzeysel bırakılırsa kültürel gelişimine önemli bir sekte vurulur o bireyin.Kısacası bu eğitim sisteminin yapısı ile insanlara bir kaç dil öğrettildiğini düşünmek yararlı geliyor olabilir.Halbuki nitelikten kaybederek niceliksel bir çıkar sağlamaktan öte bir şey değil gerçekleşen.

Dilin yozlaşması konusuna gelir isek; dilin önemli bir kaç unsuru vardır.Bunların başında dil bilgisi kuralları ve köken bilimsel birikimi öne çıkar.Bunların yanına dilin ses özelliği ve süreklilik kavramı da eklenebilir.Dilin bu saydığım tarafları zaten ayrı bilimsel disiplinler olarak gelişmişlerdir.Bu alanların bakışı ile bir dile baktğımızda, o dilde bulacağımız birikim o dilin bir değer ölçüsünü de beraberinde getirir.Bu değer ölçüsü doğal olarak başka diller ile yapılan karşılaştırmalardan ve bu bahsettiğimiz disiplinlerin ortaya koymaya çalıştığı genel dilsel ilkelerin o dile uygulanması ile oluşur.

Bu açılardan baktığımızda, bir dildeki dil bilgisi kuralları ile sözcük üretmenin önemi, o dilin dil bilgisi kurallarının tutarlılığı ve bunları kullanarak dilin işlenmesi zorunluluğu daha net ortaya çıkar.Bir dilin gelişimi için olmazsa olmaz şart olan dilin işlenmesi ancak dilin kendi özelliklerini iyi kullanarak yapılabilir.

Peki bir dil yukarıda saydığımız bu özelliklerini geliştirebilir mi? Tabiki evet.Dilin işlenmesinden kasıt zaten budur.Ama aynı zamanda mevcut özelliklerini kaybedebilir de.Dil için temel bazı hususların kaybolması veya değişmesi o dili öldürmese bile başka bir dil haline sokabilir.(bu konuda bir ana dilden türeyen başka dillerin gelişim sürecine bakabilirsiniz)Takdir edersiniz ki bu tür olumlu ya da olumsuz gelişmelere bir dilde gözleyebilmek için bireysel ömrümüzden fazla zamana ihtiyaç duyarız.Bu sebeple bizim dedemiz ile konuşabilmemiz ya da çocukluktan bu yana ana dilimizdeki dil bilgisi kurallarının fazla değişmemiş olması pek bir şeylerin göstergesi değildir.Bunun için tarihe bakarız ve ancak öyle bireysel deneyimlerimizden fazlasını bilip öngörülerde bulunuruz.Tarihe baktığımızda da ölen ya da başka dillere dönüşen diller ile karşılaşırız.Tarih yalnız insanlığın kazandıklarının değil, aynı zamanda kaybettiklerinin tarihidir.
0
feran
Bu konudaki görüşlerde "eğitim", "öğretim" ve "öğrenim" kavramlarının karmaşa içinde bulunduğunu, yerli yerinde doğru olarak kullanılmadığını ve önce bu sözcükleri doğru kullanmayı bilmek gerektiğini düşünüyorum. Sayın Sinanoğlu'nun da "yabancı dil öğretimine" değil "yabancı dil ile eğitime" karşı olduğunu biliyorum. Başka da bir şey demiyorum!
0
fsniper
http://www.tdk.org.tr/tdksozluk2/SOZBUL.ASP?Kelime=e%F0itmek
1 . Birinin akla uygun, fiziksel ve moral gelişmesi üzerine etki yaparak çeşitli davranış yatkınlıkları, bilgi ve görgü aşılayarak önceden tespit edilmiş amaçlara göre onun belirli bir yönde gelişmesini sağlamak, terbiye etmek:
"Çocukları eğitmek."- .
2 . Hayvanı istenilen davranışları yapabilecek biçimde yetiştirmek.


http://www.tdk.org.tr/tdksozluk2/SOZBUL.ASP?Kelime=e%F0itim
1 . Belli bir bilim dalı veya sanat kolunda yetiştirme, geliştirme ve eğitme işi: "Mezun olduktan sonra yüksek eğitim için Lyon'a gönderilir."- H. Taner.
2 . Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme, terbiye:
"Eğitim, bizim istediğimiz kalıplara göre adam yetiştirmek değildir."- H. Taner.
3 . Eğitim bilimi.

http://www.tdk.org.tr/tdksozluk2/SOZBUL.ASP?Kelime=%F6%F0retim 1 . Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim: "Ben bizzat bölükte ilköğretim hocalığı yaptım."- F. R. Atay.
2 . Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi.

Bu açıklamaların ışığında (belrginliğini yitirmiş olsa da) Eğitim - Terbiye etmek, istenen biçime getirmekle ilgilidir. Kendi kısa açıklamam "Davranış biçimlendirmesi"

Öğretim ise, bilgi aktarımı ve yön gösterici olmak anlamına geliyor. Yılların Eğitim Öğretim kurumları, ne den yavaş yavaş Eğitim kurumu olmaya doğru ilerliyor? Neden bu tartışmaları yaparken dile getirdiğimiz politik olguların, dilimizi yönlendirmesi gereken devlet kurumumuza da doğrudan yansımış olduğunu düşünüyorum?

Yıllar önce özellikle yaptığım araştırmalarda (Şu an ulaşamadığım 2 ciltlik, dışı mavi, kalın Türk Dil Kurumu sözlüğü kaynak olmalı) Eğitimdeki davranış biçimlendirme ve terbiye etme açıklaması çok çok daha netti. Yuvarlatılmamıştı. Aradan geçen süre 10 bilemediniz 15 yıldır. Bu kadar keskin hatlar bu kadar kısa sürede neden yumuşadı? Sanırım ben yanılıyorum. "Dil eğitimi" adı altında gerçekten bir eğitim yapıldığını bir tek ben düşünmüyorumdur umarım. Hele hele bu işin anaokullarına kadar getirildiğini görmek acı verici.
0
Anonim_

Küçük bir düzeltme.3 ayda satılan toprak 400000 dönüm değil tam olarak 412 bin metrekare.

Yüzde yüz hatasız Türkçe konuşulsun yazılsın,romantik güzel bir hayal olabilir sadece.Böyle bir beklentim yok.Siz de oturup forumları yorumları ayıklayalım derseniz Allah yardımcınız olsun.Başınız çok büyük belada demektir.Yapılabilecek makul birşey önermek isterim.Üye olup forumlara yorumlara yazanlara,üye oldunduğu anda göndermiş olduğunuz iletinin içine,dilimizin çok basit kurallarını,yabancı kelimelerin kullanılmamasının gerekliliğini,Türkçe karşılık bulamadığımız teknik terimlerin karşılıkları için nerelere başvurabileceğini yazalım.Bu önerimin makul ve kimseyi yormayacak bir öneri olduğunu düşünüyorum.İletinin içeriğinin doldurulması işini de üstlenebilirim.

Dilin elden yavaş yavaş gittiğini görmek içinse lütfen FM üyelerinin yüzde kaçının yabancı takma isimler kullandığına bakın.Bu insanlara lakap seçmek durumunda kaldıkları zaman neden yabancı isimlere yöneldiklerini soralım. Dilin elden gittiğini görmek için çarşılarımızdaki mağazaların isimlerine bakın.Bu isim-takma isim kıstas olur mu diyorsanız size verecek cevabım vardır ama çok uzundur.Bu sebeple cevap hakkımı kullanmak istemiyorum.Lütfen umursanmadığınızı düşünmeyin.Televizyonlarımızın neler yaptığının farkındasınız,onların da bunun farkında olduklarını aklınızdan çıkarmayın.Dil bozuluyor ve evet böyle giderse yok olacak.Ne zaman yok olur bunu bilemeyiz fakat olmazsa da, dil elden gidiyor sahip çıkın diyen,"çocuklarımıza Hans Henri isimlerini koymuyoruz mağazalarımıza da yabancı isim koymayalım" diye kampanya başlatan Sinan Aygün gibi,bizi kavramlarla fethediyorlar diyen Nihat Genç,Oktay Sinanoğlu, gibi isimler sayesinde olmayacaktır.

İnsanı insan yapan şeyin yazı olduğu kanaatimce doğrudur.Belgesellerde gördüğümüz üzere bütün hayvanların birbirleriyle iletişim kurmak için bir aracı vardır.Biz insanların farlı olarak yaptığı tek şey bu iletişimi çok sonraki nesillerle yazı aracılığıyla kurabilmemizdir.Dilbilim bilmek ayrı şey dil elden gidiyor söylemine,politik oyunları komploları,bildiğiniz halde,bir paranoyaymış gibi yaklaşmak ayrı şeydir.Kaldı ki dilbilim çok geniş bir alandır ve dönüp yazdıklarımı dikkatli okursanız değil sizin dilbilim bilginize söylenmiş tek bir kelime dilbilim kelimesini bulamazsınız.Elli yıl önce yazılmış kitapları ben de sizin gibi sözlüksüz okuyamıyorum.Bu bile bence korkunçtur.Bunun dilbilimle ilgili yanları mutlaka vardır fakat bu tür bilim dallarında,ruhbilim(pisikoloji) ve sosyolojide de olduğu gibi,kesinlik yoktur.Deney yapmaya çalıştığınızı düşünün yüzlerce yıl sürebilir.Bu sebeple bebekleri izlerler dilin gelişimini görmek isteyenler.

Dilbilim,göstergebilim,ruhbilim vs kesinliği kanıtlanmamış,bilim olup olmadıkları bile tartışılan alanlardır.Genel kavramları, üzerine oturduğu yapılar vardır ama kimse çıkıp insan dilinin kanunları bunlardır,insan ruhunun kanunları şunlardır diye birşey söyleyemeyeceğinden(şimdilik) bu alanlar gerçek bilim dalları olan,deneye dayalı sayılarla konuşan alanlar kadar, bilim dalı olarak itibar görmemektedir.Bu söylediklerim ciddi çalışmaların olmadığı gibi yorumlanmasın ama daha bir çocuğun dili nasıl öğrendiğini kimse bilmiyor.Bir öğrenirsek bütün bu üzerimize oynanan oyunların sonu gelmiş demektir zaten. Nasıl mı?Şöyle ki:Bunu anlamamız demek,anladığımızı bilgisayarlarımıza anlatabilmemiz demek,bilgisayarın dil öğrenmesi demek. Sonra başka bir dil öğretip çevir dememiz demek.Makine çevirisi vardır yapılıyordur diyenlere sözüm yoktur anlatacak zamanım yoktur,derin konudur.Aynı dilbilgisi kurallarına sahip diller arası çevirilerde bir başarı söz konusudur.Amerika'nin 50'li 60'lı yıllarda Rusça'dan çeviri yapılması projelerine harcadığı paralara hala ağladığı bilinmektedir.İşlem gücünün artmasıyla makine çevirisi yine konuşulmaya başlanmıştır fakat ciddi bir ilerleme yoktur.Makine çevirisinin gerçekleşmesi, teknikte gelişmiş dediğimiz ülkelerin bütün entellektüel sermaleri olan bilgi birikimlerinin çok kısa bir sürede bize ait olması demektir.Tersi de doğrudur.

Bir daha söyleyeyim dilbilime bilim olarak çok fazla itibar edilmemektedir.Ben de daha önceki yazılarımda ne dilbilim bilginizle ilgili ne de dilbilimle ilgili hiçbirşey söylemediğim halde bu alanda bilgisizsiniz demişim gibi anlaşılmışım. Karşı olduğum nokta hala israrla,bu kadar çok kanıt varken ve dilin elden gittiğine,götürüldüğüne dair birçok gösterge varken "hayır hiçbiryere gitmiyor" demenizdir.

Çok dillilik konusuna da burada cevap vereyim.Külliyen büyük bir yalandır.Bir insanın tek anadili olur.Bir insan tek bir dilde düşünür,duygulanır üzülüp korkar.Bunun böyle olduğunu anlamak için herkes çok basit bir deney yapabilir.Çok dilli olduğu iddia edilen biri bulunur.Bu bulunan kişinin bir dövüş sanatları sporuyla uzun süredir uğraşıyor olmaması tercih sebebidir.Bu arkadaşa arkadan çaktırmadan yaklaşılarak ensesine okkalı bir tokat patlatılır ve kaçılır. Dönüp bize tek dilde sövecektir.İşte bize sövdüğü bu dil onun anadilidir.

0
bm
Sinanoglu hakkinda bir gunluk girdisi: Emekli ol. Memlekete dön. Lagaluga et.. Buraya ekleyeyim de Sinanoglu'nu duyup/bilip pek tasvip etmeyenler de var belli olsun istedim.
0
sefalet
Ben verdiğiniz adresteki yazıda herhangi bir mantıksal karşı çıkış, bir tutarlı eleştiri dizgesi vs. göremedim.Sinanoğlu'nu sevmeyenlerin olması, elmayı yere bıraktığınız zaman düşmesi kadar doğal bir durum.Onun akademik hayatına baktığımızda neden dışardaki üniversitelere gitmek durumunda kaldığını anlamak zor değil.Bizim ülkemiz işini bilen insanların işlerini yapabildiği bir ülke olmadığından, kayırma ve tanıdık ülkesi olduğumuzdan, kendi içimizde pek çok insanı kaçırabiliyoruz.Sinanoğlu böyle insanlara sadece bir örnektir, daha nice insanlar var hak ettikleri konuma getirilmemiş veyahut bildikleri işleri yapmaları çeşitli şekillerde engellenen.

İnsanlara şöyle yapacağına şöyle yapsaydın diye öğüt vermesini severiz biz ama kendi yaptıklarımıza hiç dönüp bakmayız.

Herkes bildiği işi yapsın gibi Platoncu bir anlayış da biraz eskilerde kaldı sanırım.Örneğin kimyacı veya fizikci isen bırak toplum bilim hakkında veya alakasız başka konularda konuşmayı gibisinden ifadeler kullanmayı hak görenler var kendilerinde.Kendileri farklı alanlarda bilgi sahibi olmadığından olsa gerek başka birilerinin de uzmanlık alanları dışında söz söylemesini yadırgayabiliyorlar.Bu durum, düşünen insan ile bu alışkanlığa sahip olmayan birey arasındaki bakış açılarındaki farklılığın bir yansıması gibi geliyor bana.
0
bm
Hmm, bekledigim sonuc oranin senlenmesiydi buranin degil! Herneyse. Sinanoglu disariya kendi imkanlariyla mi gitti, yoksa devlet mi yolladi bilemiyorum. Bu kayirma ve tanidik halleri vardir muhakkak ama insan okutmak konusunda ne derece etkililer bilmiyorum. O secmelerin buyuk olcude 'temiz' isledigini duydum aksini degil. Herhalde kastiniz donme ve burada hocalik yapmaya tesebbus ettiginde olmus seyler (var mi boyle birsey?). Örneğin kimyacı veya fizikci isen bırak toplum bilim hakkında veya alakasız başka konularda konuşmayı gibisinden ifadeler kullanmayı hak görenler var kendilerinde.

Yerine gore bunu ben de diyebilirim. Iyi futbolcu oldugu icin unlenmis bir insan o agirligini kullanarak siyasete girince yadirgiyoruz. Iyi sair/edebiyatci o ununu kullanarak ne bileyim ekonomi konusunda taraf olunca da belki biraz ses cikartiyoruz. Fizikci/kimyaci olmanin getirdigi bir dokunulmazlik mi var? Genel icin konusuyorum bir alandaki ununden dolayi obur alanlarda insanin agirligi olmasina karsi cikilacaksa bahsettiginiz hakki ben de gorurum kendimde. Burada elestirilen o insan midir, yoksa takip edenler midir o tartisilir tabii.

0
sefalet
Mesele daha çok kimin hangi sıfatla söylediği değil, "ne söylediği" bence.Sinanoğlu eleştirilecek ise, o zaman onun söylediklerine karşıt önermeler ortaya konmalı veya onun dile getirdiği önermeler çürütülmeye çalışılmalıdır.Sıfatına bakarak insanların söylediklerini değerlendirmek olsa olsa ön yargı sahibi yapar bizi o kadar.Bu açıdan, verdiğiniz adresteki yazıda bu tür özellikler gözüme çarpmadı.Böyle olunca niye sevmiyorsun kardeşim de denemeyeceğine göre ve ortada değerlendirmeye alacak karşı çıkışların da olmadığını düşünürsek, verdiğiniz adresteki yazıya bir karşılık vermenin anlamsız olacağı fikrine kapılıyorum.

Bu bakımdan, sizin de bu yazıyı adres göstermenizin tartışmaya bir katkısının olmayacağını çıkarımlamak mümkün.
0
bm
Bu bakımdan, sizin de bu yazıyı adres göstermenizin tartışmaya bir katkısının olmayacağını çıkarımlamak mümkün.Bu bakımdan, sizin de bu yazıyı adres göstermenizin tartışmaya bir katkısının olmayacağını çıkarımlamak mümkün.

Biraz senlik olsun diye yazdigimi ima etmistim evvelce. Ama bu tartismaya sifir katki gozlemini kabul ettigimi soyleyip bir daha teyid edeyim.

0
Tarık
Türk dili ve Oktay Sinanoğlu konusunda şu kadarını söyleyebilirim. Oktay Sinanoğlu Türkiye'nin yetiştirdiği ender fizikçilerden ve birçok fizik kavramına katkıda bulunmuş bir insanımızdır. Evet hitabet yeteneği birçoklarından kötüdür. Ama bu onun yetersiz olduğu anlamına gelmez, gelemez çünkü kendi konusunda yurtdışında dahi birçok kavramı kendisi üretmiştir. Pek tabii onların türkçesini ortaya koymakta hakkıdır. Bununla ilgili olarak sanıyorum 15 sene yada daha fazla bir zaman önce bir sözlük bile hazırlamıştır. Sözlük sonradan TDK tarafından benimsenmiş ve kullanılır hale gelmiştir. Türkiye' de bazı insanlar Sinanoğlu' na "sen ne anlarsın" derken dışarıda birçok üniversitede bu konular hakkında kürsü sahibi bir insandır kendisi.
0
sefalet
Sinanoğlu O. Fiziksel kimya terimleri sözlüğü. TDK 448. Ankara, 1978.
0
FZ
Konu dilden açılmışken, ana sayfadan girmediğim iki önemli dilbilim seminerini de benim blog üzerinden haber vereyim: 2 dilbilim semineri.

Doğal dil işleme (NLP - Natural Language Processing) konusu ile ilgilenen bilgisayarcıların da gitmesinde fayda olabilir.
Görüş belirtmek için giriş yapın...

İlgili Yazılar

Linux Semineri : RPM Paket Yönetim Sistemi

dfisek

Linux Kullanıcıları Derneği, Ankara'da Çarşamba günü bir linux semineri düzenliyor. Birçok linux dağıtımında yazılım kurulup/kaldırılması ve yönetimi için kullanılan RPM paket yönetim sisteminin anlatılacağı seminer saat 18:30'da başlıyor. -Ayrıntılı Bilgi-

Java`ya giriş semineri

adervis

Internet Teknolojileri Derneği tarafından Java'ya giriş semineri düzenleniyor.

Seminer 18 Ocak 2003 saat 15:00'da, Internet Teknolojileri Derneği genel merkezinde yapılacak. Katılım herkese açık ve ücretsiz. Önceden kayıt gerekmiyor.

Seminerin konu başlıkları:
- Java Nedir?
- Java Dilinin Özellikleri
- Java'nin Sürümleri
- Java ve Açık Kaynak Felsefesi

Adres : Kervangeçmez Sok. Keskin iş merkezi No:4 Kat: 3 Mecidiyeköy İstanbul

Kroki Inetd

Özgür Yazılım ve Linux Günleri: Postludium

tongucyumruk

Eskiden Özgür Yazılm günleri veya Linux Şenliği gibi etkinliklerin ardından uzun uzun yazılar yazar, olan biteni, konuşmacıların anlattıklarını anlatır, tartışırdık. Genişleyen bantlar, canlı yayınlanan sunumlar derken bir geleneğimiz daha korkarım yok olmanın eşiğinde. Biz de zamana uyuyoruz ve işte, ilgilenen, ilgilenmeyen herkes için Özgür Yazılım ve Linux Günleri'nin videoları... Diğer videolar için, bizi izlemeye devam edin.

23 Mart, İstanbul Üniversitesi

hcg

İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Kulübü ve Linux Kullanıcıları Derneği Seminer Çalışma Grubu işbirliğiyle. 23 Mart Pazartesi günü saat 13'te, İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsü Mühendislik Fakültesi binası, Mavi Salon'da Mahir Aşut tarafından Linux ve Özgür Yazılım İş Modeli başlıklı bir seminer verilecektir. Katılım her zaman olduğu gibi ücretsiz.

Hukuki Boyutuyla Bilgisayar Programları @ Bilgi Üniversitesi

FZ

Tarih: 2 Mayıs 2009, Cumartesi
Saat: 10:00-17:15
Yer: Dolapdere Kampüsü, BS-2, Harita
Düzenleyenler : BİYESAM Bilişim ve Yazılım Eser Sahipleri Meslek Birliği, İstanbul Bilgi Üniversitesi Fikri Mülkiyet Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi

Resmi web sitesi

10:00 – 10:30 Açılış Konuşmaları

Yrd.Doç.Dr. Gül Okutan Nilsson, İstanbul Bilgi Üniversitesi Fikri Mülkiyet Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Namık Kural, BİYESAM Bilişim ve Yazılım Eser Sahipleri Meslek Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Çelik, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürü