Google'a kopya haber davası

0
Soulblighter
Fransız haber ajansı AFP, kendi haberlerini telif hakkı ödemeden internette yayınladığı iddiasıyla Google News'a dava açtı.

Washington'da açılan davada AFP, Google'dan 17.5 milyon dolar tazminat talep ediyor. İnternette haber dolaşımının önüne hukuki engeller koyması beklenen davanın, gelecekte telifli haberlerin korunmasına yönelik yeni şartlar getireceği düşünülüyor.
Kopyala-Yapıştır tarih olabilir

Mevcut durumda Google News bir haber ajansının haberini internete koyduğu zaman, bu haber ajansıyla anlaşması olmayan mecralar bu içeriği Google'dan 'kopyalayarak' basabiliyor. Kopyala-yapıştır yöntemiyle haber çalma eylemi internette oldukça yaygın. AFP’nin (Agence France-Presse) dava için internetin en büyük arama motorunun yan kuruluşu Google News'ü seçmesinin nedeni ise, sitenin AFP ile telif anlaşmasının bulunmaması.

Google News (http://news.google.com) servisi günde 4 bin 500 haber kaynağını tarayarak bu mecralardaki haberleri internete taşıyor. Çoğu zaman haberlere ilişkin fotoğraflarda aynı sayfada bulunuyor. Google News sitesi haber içeriğini şifrelemiyor. Haber kopyalamak isteyen biri, kopyala-yapıştır yöntemiyle içerik ve fotoğraf alabiliyor.

Devamı: NTV

Görüşler

0
abakana
Sacma davalara bir örnek daha, bu interneti social networkler seviyesine indirir. Artık takip ettiğimiz linkleri arkadaşlarımızla paylaşırız :))
0
sefalet

Tarihsel geçmişe sahip, günlük hayatın toplum içinde ve toplumlar arasındaki ilişkilerini düzenleyen "hukuk" un iletişim çağının sürükleyicisi "internet" üstündeki ısrarlı ama aynı zamanda çaresiz egemenlik kurma çabalarından bir başkası.

Tarih bu tür olayları insanlık tarihinde bir devrin kapanışı olarak hatırlayacaktır diye düşünüyorum.
0
realist
OSDN de Soulblighter'a açsa hakkıdır.
0
Soulblighter
Ben ne yaptım yahu :)
0
realist
Haber aktarırken linux.com veya slashdot'dakinin aynen tercümesini yazmayalım. m0n0wall tanıtımında olduğu gibi.
0
Soulblighter
Çarpıtarak mı yazayım? Web'de dolaşırken yabancı dilde yayınlanmış ilgimi çeken haberlerden bazılarını dilimize çevirip özet olarak fazlamesai.net üzerinden paylaşıyorum. Bu haberi ben yarattım da demiyorum zaten. m0n0wall haberinde kaynak yazmayı unutmuşum.

Ayrıca siz de bir kaç haber girseniz de biz de okusak değil mi? Haber, ne kadar yüksek kitleye ulaşırsa o kadar değerli olur. Siz de yerli veya yabancı sitelerde karşılaştığınız haberleri burada paylaşsanız güzel olurdu...
0
bm
Soylendigi sekildeyse Google eseklik yapmis. Turkiye'de bunun kulaklara cok hos geldigini, alisilmadigini, bir takim buyuk ve esek sirketlerin baskisi hemenonyasi bilmemnesi gibi goruldugunu anliyorum. Ayni hukuk GPL'li programlari, sizin web sitenize koydugunuz kucuk cocugunuzun resmini, siirinizi vs. de koruyor unutmayalim. Bu kurallari kicimiza sallamadan bir de isin icinde buyuk siketlerin degil bireylerin oldugu durumu dusunelim bence. Gonullu paylasmanin yarattigi uretkenligin erdemine dair fikirler ile webe konan icerik uzerinde icerigi yaratanlarin bir tasarrufu olamaz/olmamali fikrinin arasinda buyuk ve belki cok onemli bir mesafe var.

Fikri mulkiyet kolay bir konu degil. Fiziki mulkiyetle ayniyimis gibi yapilmasinin ne kadar sakincasi varsa yok kabul edilmesinin de sakincalari olabilir. Dikkatli yaklasmakta fayda var. Bunu boyle goren insanlar da var. Buraya haber diye gecemedigim onemli bir gelisme, Yahoo'nun Creative Commons lisansli icerik icin arama motoru yapmis olmasi: http://search.yahoo.com/cc

0
sefalet
"Gonullu paylasmanin yarattigi uretkenligin erdemine dair fikirler ile webe konan icerik uzerinde icerigi yaratanlarin bir tasarrufu olamaz/olmamali fikrinin arasinda buyuk ve belki cok onemli bir mesafe var."

imece ile bilginin sahipsizliği düşüncesi arasında dünyalar kadar mesafe olduğunu söylemek çok kolay olurdu.Ama gönüllü paylaşmanın yarattığı üretkenliğin erdemine dair fikirler ile uğraşıyorsan bilginin önkoşulsuz paylaşımı fikrine gelir kafayı toslarsın.

Ama kavramsal irdeleme yapılmaz ben ne görürsem o "gerçektir" anlayışı benimsenirse, resmin bütününü görmeye de mesafeli kalınır.
0
bm
Ama gönüllü paylaşmanın yarattığı üretkenliğin erdemine dair fikirler ile uğraşıyorsan bilginin önkoşulsuz paylaşımı fikrine gelir kafayı toslarsın.

Bu konuda ikna olmadigim asikar. Bu fikirleri diger tartismalarda da asagi yukari bu tarzda duyuyorum (birsey bilmedigim ve yazanin bildigi imasi ile). Rica etsem su toslama mekanizmasini bir anlatabilir misiniz? Gonullu paylasimdan, nasil nereye tosluyoruz? Gonullu paylasim faydaliysa onkosulsuz paylasimin tercih degil mecburiyet olmasi kacinilamaz (mantiki) bir gereklilikdir mi diyorsunuz? Su anda yan pencerede yazdigim bir program var, bunu acik olarak paylasmayi tercih edebilirim, bu tercihim faydali da olabilir, tutun ki bunu tercih etmedim ve sizinle anlastik ve 'yahu sunu kullan ama kimseye verme' diye size yolladim. Nereye tosluyorum simdi? Sizin benimle olan anlasmaniza riayet etmemek icin bir sebebiniz mi var?

Toslama korkusuyla daha ileri gidelim -- ozel bilgileri bir kenara birakin -- su anda dosya sunucumu dunyaya acmaya mecbur eden bir gereklilik mi doguyor 'gonullu paylasim uretkenlik dogurur' dedigimde?

Ama kavramsal irdeleme yapılmaz ben ne görürsem o "gerçektir" anlayışı benimsenirse, resmin bütününü görmeye de mesafeli kalınır.

Kavramsal irdeleme dediginizin ayagini yere bastiran gorulen gercekler degil midir? Gonullu paylasimin uretkenligi farkedildiginde bundan tek ve gecerli sonuc olarak herkesle zorunlu paylasima varmak midir makbul olan? 'Bu benimdi ama artik hepinizin cunu size veriyorum' diyen insanlarin yaptigi gorulen gecekse, bundan 'bunu ben yaptim ama ustunde hicbir tasarrufum olamaz' denmesi gerektigini cikartmak midir 'resmin butunu'? Arada bir adim var, ben ona cok buyuk ve temelde farkli bir adim diyorum, belli ki siz o adima buyuk demenin perspektif kitligi oldugunu dusunuyorsunuz. Olabilir ama ikna edici bir sebebiniz var mi benim aklimin alacagi?
0
sefalet

Öncelikle son paragraftan başlarsam, kavramsal irdeleme yalnız görülen gerçeklerden çıkarılmaz.Şimdi bu cümle itici gelebilir.Ama düşünce yönteminin anlatılmasının birbirimizi anlamada faydalı olacağı kanısındayım.Bu kavramsal irdelemeden kastım aslında "Felsefi" düşünüş tarzını anlatmak istemem .Felsefe dediğiniz gibi görülür gerçeklerden yola çıkar ama "dış dünyanın modellemeleri olan" kavramlar bütünü felsefenin asıl düşünme araçlarıdır.Kavramlar bu model dünyayı oluşturan küçük modellerdir."kırmızı" bir kavramdır aynı "telif hakkı" kavramı gibi. Felsefe yaparken yalnız dış dünyanın olgularıyla değil aynı zamanda olgulardan çıkardığımız modeller olan kavramlar ile de düşünürüz.Zaten insanı ınsan yapan budur.İnsanoğlunun gücü, kavramsal derinliğe sahip olması ve dış dünyayı bu araçlar ile düşünüp yorumlamasından ortaya çıkmaktadır.

Bunları yazmamın sebebi özellikle çok konuşulan internet, telif hakkı, paylaşım vs. gibi kavramların açıkca ortaya konması için anlattığım şekilde bir felsefi düşünüş ile olaya bakmamızın gerekiyor olmasıdır.Daha öncede yine burada bir yerde yazmıştım, eleştirdiğim şey internet, bilginin sahipsizliği vs. gibi konulara sadece "yazılımcı" sıfatıyla bakıyor olmaktan ileri geliyor.

Bu konuyu biraz açarsam iyi olur; gönüllü paylaşımı destekliyorum diye herşeyimi paylaşmak zorunda bırakan bir mantıksal zincir varda ben mi göremiyorum diyebilirsiniz.Doğal olarak böyle bir zorunluluk yok.Ben daha önceki yazıda da böyle bir mantıksal bağ olduğunu söylemedim.Olayın sadece "gönüllü paylaşımın" tartışılması olmadığını orada hatırlatmak istedim.Bunun aksi yani olayı yalnızca gönüllü paylaşımı, açık kaynağın dünü bügünü yarını şeklinde ele alırsak bir "yazılımcı"nın bakış açısından çıkamayız ve de resmin bütününü görmemizi engelleriz.Çünkü daha evvelde defalarca söyledim "yazılımcılık" bu olayın bir parçası sadece.

"...gönüllü paylaşmanın yarattığı üretkenliğin erdemine dair fikirler..." bu cümlenizi daha önceki yazınızdan alıntılayıp bende diğer yazıda kullandım.Şimdi bu cümlede basit olarak gönüllü paylaşımından bahsedilmemekte.En azından sözcükler öyle bir anlam oluşturmuyor."erdemine dair fikirler" derseniz işin içine felsefe girer.Sanırım sizde gönüllü paylaşımın yarattığı ve gönüllü paylaşımın yaratıldığı düşünsel dünyayı kastediyorsunuz bu cümlede.

Eğer anladığım şekilde bir felsefi boyuttan bahsediyorsanız, o zaman başka bir çok kavramı daha ele almak durumunda olduğumuzu onaylarsınız."İnternet" gibi.Nedeni basit çünkü bu "gönüllü paylaşım" dediğiniz şey ortak sayısal ortam üzerinde yaşanmakta kabul edersiniz.

İnternet ve o dünyanın kavramlarını işin içine soktuğumuzda(ki bu amacımız için zorunludur) çeşitli sorular üretmek ile başlayabiliriz; internet nasıl bir ortamdır?, Bu ortamın "Bilgi" üzerindeki etkisi nedir?, Bilginin dış dünyada olduğundan farklı niteliklere sahip olması sosyal hayatı nasıl etkiler?, Dış dünyanın "bilgi tanımının" tarihsel geçmişi nedir ve yeni teknolojilerin kullanıldığı günümüzde yeni ihtiyaçları karşılamaya "yeterli" midir?, Dış dünyanın geleneksel hukuki alt yapısı, verinin milyonlarcasının saniyelerde hareket ettiği bir ortamda etkili olabilir mi?, Bilginin sahipli olmasının tarihsel ve mantıksal sağlam nedenleri var mı?, Başkasına ait bir bilgi olmadan yeni bir bilgi oluşturulabilir mi? vs. vs. vs. sorulması gereken soruların ancak küçük bir kısmını oluşturur.

Bu sorulara eğer kişisel engellerimizden sıyrılıp, nesnel yanıtlar aramaya başlayabilirsek, o zaman "felsefe" yapıyor oluruz.Ve ancak o zaman resmin bütünü karşımızda aydınlanmaya başlar.
0
bm
Vaktiniz icin tesekkurler.

Bu konuyu biraz açarsam iyi olur; gönüllü paylaşımı destekliyorum diye herşeyimi paylaşmak zorunda bırakan bir mantıksal zincir varda ben mi göremiyorum diyebilirsiniz.Doğal olarak böyle bir zorunluluk yok.Ben daha önceki yazıda da böyle bir mantıksal bağ olduğunu söylemedim.

Ben o toslama isini ona baglamistim, yanlis anlamisim.

..gönüllü paylaşmanın yarattığı üretkenliğin erdemine dair fikirler..." bu cümlenizi daha önceki yazınızdan alıntılayıp bende diğer yazıda kullandım.Şimdi bu cümlede basit olarak gönüllü paylaşımından bahsedilmemekte.

Dogru, gonullu paylasimin sonucunde ortaya cikan faydadan hareketle paylasim zorlamasina giden yola acmaya ziplanmasi idi aklimaki.

En azından sözcükler öyle bir anlam oluşturmuyor."erdemine dair fikirler" derseniz işin içine felsefe girer.Sanırım sizde gönüllü paylaşımın yarattığı ve gönüllü paylaşımın yaratıldığı düşünsel dünyayı kastediyorsunuz bu cümlede.

Dusunsel dunya kismi aklimda yoktu, (aklimin erecegi de supheli) cok daha basit birseyden bahsetmek istemistim yukarki gibi.

Eğer anladığım şekilde bir felsefi boyuttan bahsediyorsanız, o zaman başka bir çok kavramı daha ele almak durumunda olduğumuzu onaylarsınız."İnternet" gibi.Nedeni basit çünkü bu "gönüllü paylaşım" dediğiniz şey ortak sayısal ortam üzerinde yaşanmakta kabul edersiniz. [...] İnternet ve o dünyanın kavramlarını işin içine soktuğumuzda(ki bu amacımız için zorunludur) çeşitli sorular üretmek ile başlayabiliriz [...]

Bu konuda suphelerim var. Gonullu paylasim internetten bagimsiz olarak yabanci oldugumuz bir kavram degil. Ortamin para/kullaniminda harcanan enerji vs. maliyet yapisi, neyin ne kadar zaman aldigi internet icin degisik tabii. "Eser"leri cogaltmada marjinal maliyet de ayni sekilde muazzam dusuk. Bu farklar fikir eserlerinin mulkiyetinin temelini sorgulamamizi gerektiriyor mu, yani yeniden anlasilmasi gereken birsey ortaya cikti mi onu bilmiyorum. Internetten bagimsiz olarak bu mulkiyetin temeli nedir, saglam midir derseniz gayet tabi bunun en azindan dogru bir soru oldugunu kabul ederim (cevabi bende olsa zaten hic ugrasmam). Bu bakimdan (fikri/fiziki) mulkiyeti toptan reddedenlerin isi cok daha kolay -- cunku o zaman anlasilacak birsey yok ortada. (Hacker Etigi kitabinin Turkce reklaminda kullanilan mulkiyet reddi ifadesi aklima geldi burada.)

Ben bahsettiginiz hukukun temel dayanaklarini eser uzerindeki 'Ahlaki haklar', sozlesme hurriyeti/hukuku, ve en nihayet pragmatik kaygilardan oturu seytanla yapilmis bir pazarlik olarak goruyorum (telif hakki ve patentlerin zaman siniri vs.). Zannederim eger mulkiyet kavraminin gecerlili oldugu bir cercevede konusuyorsak ayrildigimiz nokta sizin internetin yaygin olarak kullanilir olmasinin bu hukuku temelden degistirdigini dusunuyorsunuz, ben ise emin degilim (yahut ikna olmus degilim). Toslama hususunda ise ne dediginizi anlamadim (ama ne demediginizi anladim!).

Birbirimizi anlama baglaminda anlasmaya yaklastik mi?
0
sefalet
"ayrildigimiz nokta sizin internetin yaygin olarak kullanilir olmasinin bu hukuku temelden degistirdigini dusunuyorsunuz, ben ise emin degilim (yahut ikna olmus degilim)"

sadece yaygın olması değil yapısı nedeniyle yani verinin sayısal olarak işlenmesi, bilginin tanımını (dış dünyada geleneksel olarak tanımlandığı gibi) dönüştürmektedir.

""Eser"leri cogaltmada marjinal maliyet de ayni sekilde muazzam dusuk. Bu farklar fikir eserlerinin mulkiyetinin temelini sorgulamamizi gerektiriyor mu, yani yeniden anlasilmasi gereken birsey ortaya cikti mi onu bilmiyorum."

böyle bir zorunluluk yok.yani var ama resmin bütününü görmek için var yoksa sorgulamamızın ana nedeni "maliyetlerin çok düşük olması" vs. değil.onlar sadece araç.yada söyle söylersek yeni teknolojinin getirdiği nimetler."İnternet" olmasa da bizim "mülkiyet nedir?" tartışmasını yapmamız gerekir.Çünkü çoğu toplumsal düzen bu kavramların evrimi neticesinde oluştu, gelişti ve "yetersiz" hale geldi.İnternetten bağımsız olarak "mükiyet" i sorgulamak ve mantıksal çözümlemesini yapmak ile sorumluyuz.Çünkü bu soyut kavramların varlığı bizim yaşayış şeklimizi belirliyor.Hayatlarımızın nasıl olması gerektiğini bizden bağımsız bir şekilde önemli ölçüde etkiliyor.Sorgulamalıyız ki daha iyi bir seçenek varsa onu görebilelim.

Daha nedenler sıralayabilirim ama kısaca söylemek gerekirse kavramsal sorgulama için pek çok neden var.Sadece internetin getirdiği yeni işleyiş tarzının bir sonucu değil yani.

"Bu bakimdan (fikri/fiziki) mulkiyeti toptan reddedenlerin isi cok daha kolay -- cunku o zaman anlasilacak birsey yok ortada. (Hacker Etigi kitabinin Turkce reklaminda kullanilan mulkiyet reddi ifadesi aklima geldi burada.)"

:) malesef o kadar kolay değil.Öyle ben fikri/fiziki mülkiyeti reddediyorum deyince olmuyor.Bir reddetme olsa da bunun mantıksal temellere dayandırmanız gerekir.Yine bir mülkiyet kavramına ihtiyacınız vardır bu kavram yoktur sorunda yoktur olmaz.Ama bu mülkiyet kavramı bireye özgü değilde kamumülkiyeti şeklinde vs. olabilir.Bu konuyu daha açabilirim ama şimdi daha yeri değil sanırım.Ama altını çizerek vurgulamak isterim ki en önemli noktalarından biridir.Özellikle diğer yazıda sorduğum "Başkasının "bilgisini" kullanmadan yeni bir bilgi üretilebilir mi?" ve bu soruyla bağıntılı "elde edilen yeni bilgi üstünde, bireye yeni bilgiye sahip olacak hakkı tanıyan bir özellik sağlıklı olarak tespit edilebilir mi? sorusu bu konuyu irdeleyici özelliktedir.Gerekirse bu konuya daha sonra dönebiliriz.

Bu arada "Hacker Etiği" kitabının türkçesini okudum.Özgün dilinde de okumuştum.Çevirmenin kitabın kapağında sanırım çarpıcı olması için koyduğu "iş dünyasına yıkıcı bir yaklaşım" alt başlığı dışında kitapta düzgün bi çevirinin yapıldığını söylemek yerine olur.

düşünerek tartışırsak anlaşmama ihtimalimiz çok düşük kanımca.:)
0
bm
[anladigim yerlere ellemedim, kisaldi]

"İnternet" olmasa da bizim "mülkiyet nedir?" tartışmasını yapmamız gerekir.Çünkü çoğu toplumsal düzen bu kavramların evrimi neticesinde oluştu, gelişti ve "yetersiz" hale geldi.

"Internet'ten sonra fikri mulkiyet kavraminda temel bir degisme oldu mu" sorusuna ancak yetisebilen biriyle yazisiyorsunuz ama! Genel anlamda mulkiyeti tartmak konusuna benim bilgin ve aklim yetmiyor su anda. 'Yetersiz'ligin fikri mulkiyet ile ilgili kismini gorebiliyorum ama o yetersizlik mulkiyet kavraminin kendisine nasil sirayet ediyor o acik degil. Size verince benden eksilen 'fiziksel'dan size verince benden eksilmeyen 'fikri'ye geciste yetersizlik var (cozumler de -- ozellikle kiyamet kopmasina sebep olanlar -- o kadar ilkeli cozumler degil aslinda).

İnternetten bağımsız olarak "mükiyet" i sorgulamak ve mantıksal çözümlemesini yapmak ile sorumluyuz.Çünkü bu soyut kavramların varlığı bizim yaşayış şeklimizi belirliyor.Hayatlarımızın nasıl olması gerektiğini bizden bağımsız bir şekilde önemli ölçüde etkiliyor.Sorgulamalıyız ki daha iyi bir seçenek varsa onu görebilelim.

Ikinci kismina tam katilmiyorum. Hayati kacinilmaz derecede etkilemesinin derecesi bence acik degil. Dogru anliyorsam toplum duzeninin uzerine oturdugu kabullerin bireye birseyler dayattigini kastediyorsunuz. Oyle mi?

Özellikle diğer yazıda sorduğum "Başkasının "bilgisini" kullanmadan yeni bir bilgi üretilebilir mi?" ve bu soruyla bağıntılı "elde edilen yeni bilgi üstünde, bireye yeni bilgiye sahip olacak hakkı tanıyan bir özellik sağlıklı olarak tespit edilebilir mi? sorusu bu konuyu irdeleyici özelliktedir.Gerekirse bu konuya daha sonra dönebiliriz.

[yeniden fikri mulkiyete donduk] Burada soylediginiz ilk sey, 'fair use' doktrininin yakalamaya calistigi kavramla ortusuyor. (Bunu nasil ek anlam yuklemeden tercume edebilirim bilmiyorum, onun icin birakiyorum.) Cevap bence hayir. Bu islerde can sIkIci olan -- ve gorebildigim kadariyla fiziksel mulkiyette soz konusu olmayan -- problem cozumlerin cogunun ilkeli gozukup aslinda sadece degisik kaygilarin uzlastirilma oranlarina gore ortaya cikan bir tayfa dagilmis olmasi.[1] Ortada kesinlik kazandirmak icin kullanilabilir bir ilke olmayinca, farzedilen faydadan geri giderek 'orta yol' yahut ekonomik acidan 'optimum' denebilecek cozumler uretilmis cogunlukla. Bu konunun onemli oldugu konusunda haklisiniz. Bende bir cozum yok bunun icin. Isin fenasi iyi bir cozumun bulunabilecegine derin bir inancim da yok pek. Benim burada asil kaygim, guc odaklarinin devletlere etki ederek o tayfi devamli kendi cikarlarinin oldugu uca dogru genisletiyor olmalari. (Ama bereket bazi konularda fiziki mulkiyet devreye giriyor ve en azindan ilkeli bir karsi fikir mumkun oluyor.)

[1] benim bildigim en iyi komprime kaynak su bu konuda: http://www.amazon.com/exec/obidos/tg/detail/-/0674012046/104-3351015-2990301
tavsiye ederim ama 'fikri mulkiyet' ile ilgili br prensip arayan bir kitap degil.
0
sefalet
"Dogru anliyorsam toplum duzeninin uzerine oturdugu kabullerin bireye birseyler dayattigini kastediyorsunuz. Oyle mi?"

aynen öyle.sosyal yapıyı şekillendiren en güçlü etkenlerden biri ekonomi dir.Derece tespit etmeye gerek duyulmayacak ölçüde birey olarak bizden evvel şekillenmiş bir dünyanın içine doğuyoruz.giydiğimiz elbiseden, yiyip içtiklerimize, davranış özelliklerimizden düşünce kalıplarına kadar çoğu şey öğretilir bize.biz yaratmayız.Ekonomininde büyük etkisi var bizleri şekillendirmede.Bunu en iyi ekonomik sistemleri farklı olan coğrafyaları gezenler bilir.

"mülkiyet" kavramı üstünde düşünmek için yetkin olmaya gerek yok.Sadece onu oluşturan kavramları bir yazılımın kod parçaları gibi düşünüp ayırmak ve bu farklı kod parçalarının tutarlı (veya optimum:)) bir bütün oluşturması için mantıksal bağlar üzerinde düşünmek gerekir.Kimi kodu çıkarırken kimini baştan yazarsın kimide hiç dokunulmadan kalır.Sonuçta elimizde önceki sürümden daha tutarlı (optimum:)) bir yazılım olur.

Bunu "günlük dil" ile yaparsanız "Felsefe yapmış" olursunuz.O yüzden bazı konuları düşünmek için kendimize yapay engeller koymayalım.

"[yeniden fikri mulkiyete donduk] Burada soylediginiz ilk sey, 'fair use' doktrininin yakalamaya calistigi kavramla ortusuyor. (Bunu nasil ek anlam yuklemeden tercume edebilirim bilmiyorum, onun icin birakiyorum.) Cevap bence hayir. "

bu konuda aynı fikirde isek zaten aramızda pek bir düşünce farkı olması zor.Bu nokta önemlidir çünkü mevcut sistemin aksadığının ve mantıksal temelinin zayıf olduğunu belirtmiş oluruz.Bu durumda yapılması gereken daha mantıksal tutarlılık içeren, daha kullanışlı ve daha fazla insancıl bir sistemin olabilirliğini tartışmak ve kurmaktır.Kavramları yenilemek ve geliştirmek başlıca işlerden biridir.Bunun diğer adı "felsefe yapmak"tır.Ve açıkca ifade etmek isterimki uygarlık diye birşey varsa bu ay'a gittiğimiz için yada bilgisayarı, telefonu icat ettik diye değil hayatımızı şekillendiren kavramlar üstünde kafa yorup bunları geliştirmemiz sayesindedir.


0
bm
aynen öyle.sosyal yapıyı şekillendiren en güçlü etkenlerden biri ekonomi dir.Derece tespit etmeye gerek duyulmayacak ölçüde birey olarak bizden evvel şekillenmiş bir dünyanın içine doğuyoruz.

Derece aklima suradan geliyor: bolluk arttikca dayatmalar yapaylasiyor. Karnini doyurmak icin uyumadigi zamanlarda tabiatla mucadele eden insan,i icinde oldugu dogal ortam; cocuklari usumesin diye isci olarak 16 saat mesai yapan isciyi, icinde oldugu ekonomik ortam bazi seylere zorluyor. Gunumuzde en azindan belki milyara yakasan bir nufus icin oyle bir bolluk ortami var ki bu mecburiyetler biraz daha acil olmayan ihtiyaclar icin var. Biraz daha urekten oldugumuzda, belki tibbi ihtiyaclar ve kiskanclik ve/veya reklamla koruklenmis istekler disinda kendimizi fazlaca zorlamamiz gerekmeyecek. Insanlari gercekten belli seyleri yapmaya 'zorlayan' fayda egrisi bir dogru degil. Esitlik vs. olsun olmasin bir 'bolluk' derecesinden sonra (mulkiyet baglaminda) duzen gercek manada belirleyici olmayabiliyor bu bakimdan. Isin icine derece sokmamin arkasindaki dusunce oydu. Bunun muhakkak bir ismi vardir ekonomistlerin bildigi ama ben bilmiyorum.

"mülkiyet" kavramı üstünde düşünmek için yetkin olmaya gerek yok.Sadece onu oluşturan kavramları bir yazılımın kod parçaları gibi düşünüp ayırmak ve bu farklı kod parçalarının tutarlı (veya optimum:)) bir bütün oluşturması için mantıksal bağlar üzerinde düşünmek gerekir.

Az bucuk kestiriyorum ne demek istediginizi ama kod ornegi isi gereginden fazla basitlestiren bir ornek olabilir bence. Bir adim daha geri cekilip kanun duzenini koda benzetirsek isimiz cok cok kolaylasiyor. Bir kere hurriyet tanimi cok basit oluyor (kodumuz Turing makinesine esdeger bir hesap kapasitesine musade ederse huruz!). Bunu kismen komiklik olsun diye soylesem de, tamamen degil. Hakikaten bu kod/prgramlama benzetmesi isin icine insanlari yonlendirmel/sinirlamak/zorlamak girince yerine tam oturmayabildigi gibi, isleyen bir koddan pratige donme fikri, cikarttigi herhangi bir kanunu uygulayan devlet modeli gibi -- en azindan beni korkutan -- duzenleri varsaymayi gerektirebiliyor. (Lessig'in kod/kanun benzetmesini biliyorum, onun o fikirleri hem buyuk olcude sadece sanal alem icin gecerli hem de kodun genel anlaminda pek oturmayan bir tesbih bence.)

['fair use' vs. ile ilgili]
bu konuda aynı fikirde isek zaten aramızda pek bir düşünce farkı olması zor.Bu nokta önemlidir çünkü mevcut sistemin aksadığının ve mantıksal temelinin zayıf olduğunu belirtmiş oluruz.

Sadece biz degil, bu kadar geri cekilip balikinca en azindan ABD'de (baska yerlker de herhalde ama biraz bildigimi soyleyim) zamaninda bu kurallari koyanlar da bizimle ayni fikirde. Patentin kazandirdigi mulkiyetin 17. seneden sonra kaybolmasiya, 18. seneden sonra kaybolmasi arasinda mantiksal temel acisindan ne fark olabilir? Kutuphaneden odunc alinan kitap 'fair use' kapsamindaysa, ayni anda satilmis bir kopyaya iki goz bakmadiktan sonra elektronik ortamda paylasilabilen e-kitap niye olmasin? vs. vs.

0
sefalet


kod konusunu yanlış anladın yada beyin fırtınası yapıyorsun ben yetişemedim.kod örneğini kod/kanun filan vs. için vermedim.Sadece işin felsefesini yapmak için izlenmesi gereken yol konusunda bir yazılımcının yönteminden farklı bir şey gerekmediğini benzetme yaparak göstermek istedim.

Bolluk konusu bence tam bir çıkmaz sokaktır.Bolluktan medet ummak çok liberal bir zaaftır.Felsefi düzeyde zayıf olduğu bilinen liberalizm in öne çıkardığı bir önermedir.Hatta bazı liberal politikacılarımızın "fakirlikte değil refahta (bollukta) paylaşım" sloganları attıklarını hatırlarsınız.

Bolluk, artı üretim olmadan meydana gelmez.Herkes bilirki artı üretim için kaynak gerekir yani enerji.Şimdi enerji miktar ile ölçülebilir bu demektir ki belli ölçüde enerji vardır.Yani ortada bir et var, eti kimler yerse onlar güç kazanıp üretimde bulunabilir tabi insalık tarihinden gördüğümüz üzere pek de etik bir yaşayış tarzı çıkmamaktadır.Mücadelenin sonunda etin yüzünü bile göremeyenler olucağını söylememe gerek yok.Kısacası bollukta paylaşım kulağa hoş gelse de "biri yer biri bakar" deyiminin gerçekleşmesinden başka birşey değildir.

Ayrıca maddiyatin bolca ve yaygınca dağıtılması da değildir sırf sorunumuz.Refah içinde yaşayıp değerler sistemi hiç de insancıl olmayan ve "mutsuz" toplumlar günümüzde mevcuttur.
0
bm
kod konusunu yanlış anladın yada beyin fırtınası yapıyorsun ben yetişemedim.kod örneğini kod/kanun filan vs. için vermedim.Sadece işin felsefesini yapmak için izlenmesi gereken yol konusunda bir yazılımcının yönteminden farklı bir şey gerekmediğini benzetme yaparak göstermek istedim.

Anladim oyle oldugunu, ama o benzetmenin bir takim tehlikeli taraflari var demek istedim. (mesleginizi bilmiyorum, ben yazilimcidan ziyade akademik bilgisayarcidan donme haybeci/serbest danismanim. Yazilimci kalibina belki tam oturmadigim icin arzu ettiginiz manayi tam ve fazlasi olmadan alip ortada birakamadim. Ozellikle turing/hurriyet gibi bir komiklik aklima geldikten sonra ellemesem olmazdi.).

Aklimda ozellikle liberallik yapmak yokken bilmeden liberallerin dediklerine uyan birsey soylemis olmam benim icin sasirtici degil. Bu cok oluyor. Karakter kadar, serbest calisan 'kucuk burjuva' olmamin bunda bir dahli vardir herhalde?

Aklimdaki o 'bollukta paylasim' slogani degildi aslinda, duymusumdur tabi ama akilda kalacak birsey degil o. Bunu soyleyenler daha ziyade anti-komunist propaganda olsun diye soyluyorlardi zannederim. O biraz soytarilik tabi. Benim kastettigim bolluk oyle 10-15 senede yahut bir siyasi partinin iktidari suresinde ortaya cikan bolluk degildi. Bazi temel ihtiyaclarin (yemek, barinma) karsilanmasini cok daha kolay hale getiren, teknolojik ilerlemeden dogan bolluk idi. Dunyada cogunluk olmayan ama hatiri sayilir buyuklukte bir nufus icin 'biri yer biri bakar'dan, 'birinin gucu ancak yemeye yeter oteki helikopterle dolasir'a geciyoruz, kiyamet acliktan kopmuyor artik diyorum kabaca.

Refah icindeki mutsuzlugu derinine anlamak beni su anda asiyor. Arastirmadim fakat duydugum teorilerden de hosuma giden cok az. Isvec filan kullanilir genelde bu ise ornek olarak ama orayi bilmiyorum. ABD'yi kismen biliyorum. O mutsuzluktan kurtulmanin yolu o sistem icinde mumkun ama akil kullanmayi ve (evvelce isaret ettiginiz) secmeden dogumla icine girilmis 'kultur'u biraz sorgulamayi gerektiriyor. Yapanlar var, yapmak mumkun ama kolay olmadigi problemin yayginligindan belli. Bunu ABD icin sistemin insancil olmamasina baglamak bana cok dogru gelmiyor cunku bu bahsedilen mutsuzluk (belki tatminsizlik daha yerinde?) ile sistem arasindaki iliskiyi net goremiyorum. Akilinizdaki ulkelerden biri ABD ise, insancil olmamakla neyi kastettiginizi acarsaniz bir katkim olabilir?
0
bm
Bir iki aydir laf yetistirirken "yahu bu fikri mulkiyetten 'firki'yi dusuren biri daha vardi kimdi' diyordum, buldum. Eben Moglen, FSFci. Komunist Manifesto'ya benzettigi bir noktaKomunist Manifesto'su var:

http://emoglen.law.columbia.edu/publications/dcm.html

Haberiniz yok idiyse hosunuza gider diye link veriyorum.
Görüş belirtmek için giriş yapın...

İlgili Yazılar

Google Summer of Code 2006

SHiBuMi

2006 yılının Google Summer of Code etkinliği hazırlıkları başladı. 2005 yılında 8744 başvurunun olduğu ve 419'unun kabul edildiği, başarı oranının %80'in üstünde olduğu etkinlikte başarılı olan kişilere 4500$ ve bir adet t-shirt verilmişti.

Henüz koçluk yapacak organizasyonların katılımının devam ettiği etkinliğe 1 Mayıs'tan itibaren öğrenciler başvurabiliyor olacak.

Etkinlik sitesini ziyaret etmek ve gelişmeleri takip etmek için web adresi: http://code.google.com/soc/

Not: Henüz listede yok ancak Zend ve PHP de listede yer alıyor olacak, PHP geliştiricilerine duyurulur.

Google OpenSocial'ı Duyurdu

maul

Google uzun süredir bloglardan takip ettiğimiz OpenSocial'ı duyurdu. İster Facebook'un kendi alanında rakipsiz kalmasından dolayı diğer arkadaşlık sitelerinin birleşebileceği bir ortak API olarak da tanımlayın, ister ilerde tüm siteler birbirleriyle zaten API'ler vesilesiyle entegre olacağını ve bunun da bu yolda bir ilk(?) adım olduğun söyleyin. Ben beklediğim kadar etkileyici bulmasam da (belki hayal gücüm yetmedi) fikren güzel olduğunu söyleyebilirim.

Dünyanın bütün webcamlerini getirin!

sundance

Küçük bir Google hack daha. Birisi çıkmış ve Google searchlerle bulabildiği bütün serbest erişim webcamleri bir harita üzerinde toplamış

Google, Geo-location, delicious gibi bir çok servisi biraraya getirmesi açısından ilginç. Sitede yazdığına göre bu kadar kamera arasında pr0n kameralar da süpriz yumurtaymış, ben görmedim, bilmiyorum.

İşyerinde bayık bir gün mü, canınız iş yapmak istemiyor mu? Buyrun takılın

Gmail Mobile

fkoksal

Google yine is başında...

Artık gmail hesabınıza Gmail Mobile sayesinde cep telefonunuzdan da ulaşabilirsiniz.
Tatil modu sayesinde, size mail atanlara otomatik olarak "şu anda şezlongta güneşleniyorum" diyebilir, kişi listelerini kullanarak birden fazla kişiye mail atabilirsiniz.

Google Türkiye adam arıyor!

sundance

Haydi bakalım arkadaşlar, var mı Google Türkiye'de çalışmak isteyen?