Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından gerçekleştirilen ve aralarında Türkiye'nin de bulunduğu OECD üyesi 30 ülkeyi kapsayan 'Dünya Ölçeği Türkiye Gerçeği Raporu'nun birinci bölümü dün açıklandı. OECD, Dünya Ekonomik Forumu (WEF), Uluslararası İşletme ve İdare Enstitüsü (IMD), Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Uluslararası Haberleşme Birliği (ICU), Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerinden yararlanılarak yapılan ve 12 farklı alanı mercek altına alan araştırmada, Türkiye'nin özellikle sağlık, eğitim, bilim ve teknoloji alanında 'karanlık tablo' çizdiği belirtildi.
Türkiye, uluslararası alanda rekabet edebilirlik, büyümeye bağlı rekabet edebilirlik, teknoloji, yenilik ve gelişim dereceleri ile endüstriyel üretim ve büyüme endeksine göre 30'uncu, iş verimliliği ve şirket operasyonları ve strateji derecelerinde 29'uncu sırada. Sokaklarının ancak yüzde 28'inde kaldırım bulunan Türkiye, bu oranla 30 ülke arasında 29'uncu, havaalanı endeksine göre ise 15'inci sırada yer alıyor.
Türkiye'de halen her 100 kişiden 35'inin cep telefonu (GSM) olmasına karşın 30 ülke arasında 29'uncu sırada olmaktan da kurtulamıyor. Türkiye,
internet servis kullanımında her 10 bin kişide 729 kişiyle 29'uncu, her
yüz kişide dört kişilik bilgisayar sayısı ile 30'uncu sırada yer alıyor.
Kaynak:
Radikal
Bu kurum Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı Ulaştırma Bakanlığı'nın bir takım yetkilerini üstlenen bir kurumdur. Örnek vermek gerekirse, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın illerdeki Sanayi Müdürlükleri gibi.
Yetkilerini vs'sini kurumun web sitesinden görebilirsiniz.
Kurumun şu andaki vizyonu da AB direktiflerine uygunluğu sağlamakmış.
Ulaştırma Bakanlığı yerine karar verdiği olmuştur ki, bu durum kuruluşunda edindiği yetkileri aştığı izlenimi vermektedir.
Kurum hakkındaki yorumum şu şekilde olacak:
Geçmişte aldıkları kararlara, uyguladıkları cezalara, yasaklamalara bakılırsa kurumun hep pazarın büyük oyuncularına göz yumduğu hatta sınırsız destek olduğu görülüyor.
Örnek vermek gerekirse, çeşitli bilişim ve iletişim ürünlerinin ithalatında üreticinin sahip olduğu ISO belgesine, sağladığı CE uyumluluk belgelerine bakılmaksızın yurtiçinde standart uyumluluğu testi zorunluluğu getirmiştir. Bu testi kendisi yapamadığı için gerekli kanunların da çıkmasıyla test laboratuvarının mantar gibi türemesine sebep olmuştur. Ne tesadüftür ki bu ürünleri getiren büyük şirketlerin irili ufaklı test laboratuvarlarını dışarı açması ve dışarıdan gelen test isteklerine çuvalla para istemeleri de aynı tarihlere rastlamaktadır.
Halbuki istenen "CE standardı" diye birşey yoktur ve "CE direktifleri" vardır. Avrupa'ya bu ürünleri getirenler "Getirdiğimiz ürünün CE direktiflerine uygun olduğunu, yani kullanımı sırasında ve sonrasında insan ve çevre sağlığına zarar vermeyeceğini taahhüt ederiz, aksi durumlarda ilgili kanunlarla her şekilde yükümlü olduğumuzu kabul ve beyan ederiz" şeklinde belgeyle ithalat yapmaktadırlar.
Buna karşın küçük girişimlere ve özellikle tüketiciye külfet olan bir çok karara imza atmıştır.
Örneğin, bir markanın Türkiye'de yetkili temsilcileri vardır. Kanunen de bu yetkili temsilciler dışında üçüncü bir bünyenin, temsilcisi olan bir markanın ithalatını, o markanın yetkili merkezi satıcısı dışında yapması kısıtlıyken, bu kanunu unutmuştur.
Bu şekilde Türkiye'ye binlerce klonlanmış cep telefonu girmiş, bunu engellemek için de aylarca uğraşıp "kayıt altına alma" ve "uzaktan erişim engelleme" uygulamalarını yasallaştırmıştır. Bu uygulama sırasında klonlanmış telefonların varlığı nasıl olduysa unutulmuş, klonlanmış, kullanıcısının da bu durumdan haberi olmayan yüzlerce telefon şebeke erişimine kapalı kalmıştır. Bu telefonların tespit edilmesi, kullanıcılarının ve getirenlerin uyarılması çok kolayken, kullanıcılar madur olmuştur.
Telekomünikasyon Kurumu (veya kısaca TK) tüketiciyi korur gibi yapar ama korumaz.
Dönüşüm süreci sonunda TT'dan TK'a devredilen bir takım yetkiler ve personel sonucunda da TK ile TT arasında bir yarı-organik bağın da halen mevcut olduğu kanısı yaygındır.
Haber hakkındaki yorumum:
Eminim ki yeni bir tarife onayı çıkarsa eski tarifeye benzeyecek, dahası kamuoyunun görmeyeceği , TK ile TT arasında kalacak, aralara serpiştirilmiş öyle anlaşma maddeleri olacaktır ki TT istediği gibi piyasayı manipüle etmeye devam edecektir.
Trajik... Bastıran alır mantığı ve Türkiye gibi gelişmesi için bilgi erişimine ihtiyacı olan bir ülkede olmaması gereken durumlar...
Not: TK'nın sayın başkanını tenzih ederim, ki kendisi kişilik olarak çok saygıdeğer teknik yönü de yüksek bir insandır.