Ahirzaman

Bundan Sonrası Sözlüğü

2
sundance

Bundan Sonrası Sözlüğü

Hiç beklemediğimiz bir anda vurdu Corona Dünya'yı. Beklemediğimiz derken, böyle bir şey ne zaman beklenir ki diye de düşünmek lazım tabi. Aslında biz bekliyorduk, daha doğrusu modern kültür tam bu olmasa da böyle bir şeyler bekliyordu, ne bileyim... bir zombi saldırısını ya da... uzaylı istilasını veya malum ülkelerden birine atom bombası atılmasını ya da bir astroid düşmesini. Ama bir salgını, bu kadar beklemiyorduk. Salgın dediğin uzakta bir yerde, genellikle de dünyanın güneyinde olup biten, "ah vah" dediğimiz, resimlerini trajedilerini sosyal medyadan paylaşıp içimizden "oh be iyi ki bize olmuyor" türünden bir şeydi. Bu başka bir şey.

Salgın buradan nereye gidecek, nasıl sonlanacak,bunlar cevapları çok uzun ve uzmanlık gerektiren konular. Onlarla ilgili uzmanlar konuşuyor (hatta uzman olmayanlar da), hepsi çok akla yatkın şeyler söylüyor, kim haklı kim haksız görmemiz için daha bir süre beklememiz gerekecek... evde.

Ben daha çok bu salgından sonra hayatımızda nelerin değişeceğine dair, anlamları şimdiden farklılaşmış kavramlar üzerinden biraz denemeler yapmak istiyorum. Bunlar benim aklıma gelenler, sizlerin yorumları ve önerileri ile atladığım önemli kavramlar varsa, belirtebilirseniz çok memnun olurum, onlara da değinmek isterim.

Ev:

Özellikle büyük şehirde yaşayanlar için ev her zaman kale gibiydi. Şehrin keşmekeşi, trafiği, işin dertleri o kapıdan içeri pek giremez, eve kapağı atanlar burada güven içinde dinlenir, ertesi günkü mücadeleye hazırlanırlardı.

Son on günde, genci yaşlısı sanırım hepimiz Evden BIKDIK! Çünkü Ev artık ev olmaktan sığınılan, dinlenen bir yer olmaktan çıktı; iş, okul, kafe, park… Dünya oldu. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, çoğumuzun evinde değil biraz bir yeşillik göreceği bir bahçe, dört kişilik bir masa atıp yemek yiyecek kadar bile bir balkon yok (hele ki kentsel dönüşümden sonra).

Starbucks’ın efsane CEO’su Howard Schultz “3.yer” diye bir kavramdan bahseder. “Herkesin bir işi bir evi vardır, ama insanın bir de bu ikisi de olmayan üçüncü yere ihtiyacı vardır” diye.

Ev herşey olunca, ev hiçbir şey oldu. Değil 3.yer, bir 2.yere bile hasret kaldık. Belki de bu yüzden insanlar kendilerini bütün uyarılara rağmen sokaklara vurdular, evden, işten, okuldan vs. uzaklaşmanın tek yolu olarak kendini sokağa atmayı buldular.

Ev tabi ki hala sığındığımız yer, her şeyden önce Corona’dan eve sığınıyoruz. Ama artık eskisi kadar huzur bulabildiğimiz ertesi güne hazırlanabildiğimiz bir yer pek değil, çünkü artık o kadar steril değil, biraz kirlendi, istediğimizden biraz daha fazla iş bulaştı, okul bulaştı ve istediğimiz kadar da oyalayıcı olamayabildiğini gördük. O “bıraksalar beni evde bütün bu kitapları bitiririm, Fallout 1’den başlarım, 3 tane yabancı dil öğrenirim vs. laflarının da palavra olduğunu gördük.

Ama moral bozmaya gerek yok, çünkü bir taraftan da evde hiç duramayan, sadece uyumak için gelen, “zaman geçirmek” ifadesini “dışarda zaman geçirmek” olarak algılayanlarımız evin aslında birçok imkanı olduğunu da farketti. Ve belki de daha önemlisi, yıllardır erteleyip durdukları “kendi kendileriyle başbaşa kalma”ya, kendilerini tanımaya mecbur kaldılar.

Kısaca çoğumuzun “yuva” ile eş anlamlı kullandığı “Ev” artık başka bir yer.

İş:

Herşeyden önce işe bakış açımız eğer hala olmadıysa bile kökten değişecek. Bugüne kadar vizyoner bazı şirketler dışında uzaktan çalışmaya gerçek anlamda destek veren, bunu sisteminin içine doğal olarak, sürdürülebilir şekilde dahil eden çok firma yoktu. Evet ayın bazı günleri uzaktan çalışmaya izin veriliyordu, evet bir hastalık vs. durumunda evden çalışabilmek için teknik araçlar filan vardı ama yine de şirketler (özellikle de yöneticiler) uzaktan çalışmanın/çalıştırmanın dinamiklerini bilmiyor ve bunun yerine bundan 100 yıl önceki alışkanlıkları (kart basma/zaman planına uyma/dönem sonu değerlendirmeleri) devam ettiriyorlardı.

En artık bunların sürdürülemez olduğunu öğrendik. “Bi toplaşalım da orada düşünürüz” şeklindeki toplantıların ne kadar anlamsız olduğunu, dökümantasyonun bir formalite olmaktan öte dökümanı yazarken insanı düşünmeye sevkettiğini ve çok önemli bir iletişim aracı olduğunu, aynı toplantılar gibi konferans konuşmaları yapmayı da ne kadar bilmediğimizi… ve daha birçok şeyi. Görünen o ki daha da öğreneceğiz.

-Devamı gelecek-

Kıvılcım Hindistan (a.k.a. Sundance)

(Fotoğraf: https://www.pexels.com/photo/chairs-furniture-indoors-interior-design-245535/)

Görüşler

1
gibraltar

Modernite ana araçlarıyla birlikte çökmediği sürece salgın, zombi saldırısı, nükleer felaket gibi şeylerin tam olarak ne ifade ettiğini kavramamız mümkün değil. Muhtemelen ben ömrümce hiç kavrayamayacağım. Evet bu salgın bir çeşit "küresel ölçekte bireysel Rus Ruleti" gibi görünüyor, zihnimizi meşgul ediyor ama aslında herkesi öldürmediğini ve hatta gençleri kayırdığını içten içe biliyoruz. Tam olarak kimi öldüreceğini bir şekilde bilseydik muhtemelen onları çoktan ölüme terk etmiştik. Zaten dolaylı olarak Afrika kıtasında yaptığımız şey bu.

Benim ve benden sonraki insanların da bu ve benzeri felaketleri yaşasa dahi edebiyat ve sinemanın abarttığı kadar katastrofik sonuçlarla karşılaşacağını sanmıyorum. Bence insanın kıyameti bunlardan değil.

Evsizlik, gıdaya ve suya erişememek yüz yıllardır büyük insan topluluklarının sorunu. Bu sorunlar ancak ağzı ve midesi büyük insanlara tehlike yaratmaya başladığında görünür oluyor. Zaten 850 milyon insanın aç yattığı bir dünyada değil miydik?

Üstelik midesi büyük olanlar şu an bile tabaklarından bir bezelye tanesi paylaşma niyetinde değiller. (bkz Amerikan Senatosu)

Birileri bizi de o 850 milyon sayısına dahil edip "insanın büyük yolculuğuna" devam ederse bundan nasıl şikayet edebiliriz?

"İnsanın büyük yolculuğu", türümüzün devamı.

Bu yolculuğun temiz, pür-i pak, insani olmadığını biliyoruz. Tarih, bize insanın bu yolculuğu pek de temiz yapmadığını söylüyor. Günümüzün hümanist değerleri bizi yani yeni 850 milyonu kurtarmaya yetebilir mi? 2020 yılında "böyle bir şey olabilir mi ya?". Bilmem olabilir mi? Şu an oluyor mu acaba?

Evet, kesinlikle "insanlar" olarak bu dertten de kurtulacağız. Ama şimdi şu yazıyı yazmakta olan benim yerime birisi hasta yatağında ölüme doğru son adımlarını atıyor ve ben bu yazıyı yazıyorum. İşte "insanlar" olarak bu bedeli ödeyerek, ödeterek ve başkalarının sırtına, haklarına basarak yapacağız bu yolculuğu. Aynen şimdi benim 850 milyon kişi aç yatıyor derken aslında karnımın tok olması gibi.

İnsanlık erdemin, diğerkamlığın testini görünen o ki geçemiyor. Bence asıl kıyamete yol açacak olan da bu. Bu şimdi yaşadıklarımız, yaşayacağımız gerçek fırtınaların hafif esintileri.

Görüş belirtmek için giriş yapın...

İlgili Yazılar

Gelmiş geçmiş en iyi teknolojik cihaz: Radyo

sundance

Eminim içinizde benle aynı fikirde olmayan birçok kişi vardır. Bu düşüncemi gereksiz derecede nostaljik, romantik hatta eski kafalı bulanlarınız da çıkacaktır. Ama lütfen açıklamama izin verin.

Radyo, her şeyden önce çok sihirli bir şeyi gerçekleştirir. İster müzik dinleyin, ister haber (ki buna eskiler ‘ajans’ der) temel mesaj şudur “dünyada yalnız değilsin, bir yerlerde birileri daha var ve şu...